1. HABERLER

  2. ETKİNLİK-EYLEM

  3. Bursa’da “Doğu Türkistan davamız” programı gerçekleştirildi
Bursa’da “Doğu Türkistan davamız” programı gerçekleştirildi

Bursa’da “Doğu Türkistan davamız” programı gerçekleştirildi

Gazze ile Dayanışma Platformu’nun düzenlediği programa İstiklal Medya Grup Başkan Vekili Muhammed Ali Atayurt VE Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Genel Başkan Sekreteri Abdusselam Tekimakam katıldı.

02 Şubat 2026 Pazartesi 09:56A+A-

Program ilk olarak Ömer Şensoy’un Kuran-ı Kerim tilaveti ile başladı. 

Daha sonra Gazze Dayanışma Platformu adına bir konuşma gerçekleştiren Oktay Sarı konuşmasınada şunları söyledi:

Bildiğiniz üzere 7 Ekim 2023 tarihinde Aksa Tufan’ı ile güne uyandık ve bu tufan tüm dünyayı etkiledi. Gazze’de, İzzettin el Kassam’ın torunları yüz yıla yaklaşan zulmün dayanılmaz noktaya ulaştığı anda göğsümüzü ferahlatan ve kabartan bir hamle ile zulmün görünür yüzü olan siyonizmin kalbine hançeri sapladı ve o tarihten sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
 
Siyonizmin kalbine saplanan hançer sonrası İsrail denilen haydut yapılanma Gazze’deki Müslümanlara dünyada eşi benzer hiç görülmemiş şekilde saldırmaya başladı ne yazık ki. Yaşanan zulmün kelimelerle anlatılması mümkün değildi. Yaşanan zulme dur diyebilmek ve Allah’a karşı bir mazeret sunmak adına bizler Bursa’daki Müslümanlar olarak bir araya gelerek Gazze İle Dayanışma Platformunu kurduk. Bu platform hamd olsun zulme dur demek, insanları bilinçlendirmek ve hepsinden önemlisi Allah karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirmek amacı ile yürüyüşler, dualar, salon programları dualar, kermesler ve daha birçok etkinliğe vesile oldu. Rabbim yapılanları ibadet olarak kabul buyursun.
 
Malumunuz Gazze’de birkaç ay öncesinde bir ateşkes imzalandı ve hali hazırda bu ateşkes anlaşmanın yürürlükte olduğunu biliyoruz. Ancak ateşkes anlaşmasının imzalanmış olması ne yazık ki zulmü durdurmadı, sadece Gazze’nin gündemden düşmesini sağladı. Nerede ise her gün Gazze’de katliam, bombalama ve saldırılar devam ediyor. Daha dün Siyonist rejimin saldırısı sonrası 25 kardeşimiz şehit oldu.
 
Gazze ile Dayanışma Platformu kurulurken amaç sadece Gazze’deki zulme dikkat çekmek ve dur demek değildi. İsminde Gazze olsa da amaç zulmün yaşandığı her yerdeki mazlumlarla dayanışmak, zulme dur diyebilmek ve Allah katında mazeretimizi hazırlamak idi. Zaten Müslümanın yapması gereken de bu değil midir?
 
İşte bu akşam da zulmün uzun süredir yaşandığı bir başka yer olan Doğu Türkistan’daki kardeşlerimizin yaşadığı zulme dikkate çekmek, bu konuda bir bilinç oluşturmak ve tekrar etmek gerekirse rabbimiz katında mazeretimiz olsun diye buradayız. Doğu Türkistan coğrafyasında da ne yazık ki sadece Müslüman olmaları nedeni ile zulme uğrayan, işkence edilen, toplama kampına benzer yerlerde tutsak edilen kardeşlerimiz var. Bu kardeşlerimizin sesi olmak, en azından gündem yapmak adına bu programların çok önemli olduğu düşüncesindeyiz.
 
Rabbim bu programlarımızı ibadet hükmünde kabul buyursun ve dünyanın dört bir yanında zulme uğrayan her kim var ise kurtuluşlarına vesile kılsın.

 
Son olarak davetimizi kırmayıp programa iştirak eden konuşmacılara da ayrıca teşekkür ederiz diyerek sözlerine son verdi.
 

 

Ardından sözü alan Abdusselam Teklimakan konuşmasında şu konulara değindi:

 

Doğu Türkistan dendiğinde aklınıza orada aciz duruma düşmüş, ellerinde hiçbir şeyi olmayan bir millet gelmesin. Bin yıldır orada mücadeleyi sürdüren bir mücahid halk var. Bu halk iman etmiş ve işlami mücadeleyi kendine mihenk taşı olarak görmüş bir toplumdur. Ve bu mücadele İslam’a karşı savaş açmış bir Çin devleti iledir. Bizler bu coğrafyada Müslüman olduğumuzdan beri Çin ile varlık savaşımız devam ediyor. Ve bizler şuan net diyebiliriz ki Çin dediğimiz varlık ABD ve İsrail’den farklı değil. Dolayısıyla Doğu Türkistan Suriye’den, Filistin’den, Gazze’den ve diğer İslam coğrafyalarından farklı değildir. Bugün Doğu Türkistan’ın çok fazla gündemde yer almamasının bazı nedenleri var. Bunlardan birisi buralardan uzak bir coğrafyada yer alması, ikincisi yaklaşık 76 yıldır Çin komünist rejiminin zulmü altında kapalı bir kutu içerisinde sesinin duyulmamasıdır. Ben yaklaşık olarak 10 yıldır ailemden haber alamıyorum. Hiçbir şekilde iletişim kurmamıza izin vermiyorlar. Hayatta olup olmadıklarını dahi bilmiyoruz. 21.yy da yaşıyor ve iletişim çağındayız ancak Doğu Türkistan bunlardan hiçbir şekilde faydalanamıyor. Oradan alabildiğimiz bazı bilgilerde hayatlarına mal olabilecek şekilde geliyor. Ne yazık ki bu zulümler yeterince gündemde yer bulmuyor. Gazze’deki zulmün ne kadar büyük olduğuna bütün dünya şahitlik etti ancak Doğu Türkistan’da neler olup bittiğini bilemiyoruz. Kapalı bir kutu olarak Çin bütün dünyayla bağlantısını kesmiş durumundadır. Bu bölge sürekli Çin zulmüne maruz kalmış bir bölgedir. Tarihte 5 defa Çin burayı işgal etmiştir. Ancak daha önceki işgaller sömürü olarak yapılırken, son işgal zihinsel ve siyasal bir boyut kazanıyor. Doğu Türkistan bu süreçte kendi değerlerinden koparılmaya ve inançsal bir sömürüye sürüklendi.

Ancak bu şu anlama gelmemelidir. Doğu Türkistan’lılar yenildi ve mücadeleyi bıraktılar. Hayır bu asla olmayacak ve buradaki kardeşlerimiz, Müslümanlar mücadeleyi asla bırakmadılar. Sürekli olarak bir uyanış ve hareket halinde oldular. Bir çok alimlerimiz ve önderlerimiz bu yolda şehit oldular. 

Tabi ki şunu da söyleyebiliriz 1965’lere kadar her köyde iki veya üç hafız vardı. Ancak 1970’lerden sonra dua bile bilmeyen birçok insan büyüdü diyebiliriz. Daha sonra 1990’lara geldiğimizde tam bir döngü yaşadık ve bir çok alim yetişti. 2005’lere geldiğimizde neredeyse hafız olmayan köy ve kasaba kalmamıştı. Daha sonra 2014-2016’lara geldiğimizde neredeyse halkın %15 hafız olmuş bir duruma gelmişti. Bu şekilde büyüyen bir islami uyanış vardı. Ancak bu durum karşısında Çin hiçbir zaman durmadı ve bize karşı sömürü politikalarını arttırdı. Ve şu günlerde baskılarını daha da artırmış durumdadır. Camilerimizi ve medreselerimizi yıkarak zulüm mekanizmasını daha da artırmaktadır.

 

Daha sonra Muhammed Ali Atayurt konuşmayı devralarak şunları söyledi:

Bizler yıllardır Çin komünist devletinin uyguladığı sömürüyü konuşuyoruz dedi. Ancak 2017’den sonra çok fazla bir baskı ile karşı kaşıya kaldığımızı söyleyebiliriz. Sokak ortalarında Müslümanların sakallarının kesildiği ve ortalıkta teşhir edildiği bir sürece girildi. Akademik sahada hocaları, büyük tüccarları ve topluma yön verecek alimleri içeri almaya başladılar. Keyfi tutuklamalar başladı diyebiliriz. Artık Müslümanlar hiçbir gelişim içerisine giremez ve yenilik yaşayamaz diyerek kapalı bir kutu halinde baskı ve zulüm politikalarını artırdılar. Bizler burada size Doğu Türkistan’lı Müslümanların selamlarını getirmek isterdik ancak onlardan hiçbir şekilde haber alamadığımız için size iletemiyoruz. En ufak bilgi dahi ileten birisini yakaladıklarında toplama kamplarına götürüp tutukluyorlar. Ne yazık ki çok az bilgi alıyoruz. Ancak yakın zamanda Taha Kılınç Doğu Türkistan’a gitti. Ve bunun üzerine ‘’Kayıp Coğrafyanın İzinde’’ adında bir kitap yayınladı. Bizler bu kitabı önemsiyor ve kesinlikle okunmasını tavsiye ediyoruz. Çünkü Taha Kılınç kardeşimiz oradaki baskıları çok güzel bir şekilde kaleme döküp bizlere tercüme olmuştur. 
 

 Atayurt kitaptan bazı pasajlar okuyarak bu zulmün ne kadar büyük olduğunu anlatarak sözlerine şöyle devam etti:

 

Çin komünist rejimi birçok camiyi yıktı. Sadece belli merkezi camileri sembolik olarak bırakmış durumdadır. İnsanlarımızı toplama kamplarına toplayarak, köleleştirip kendi sistemine entegre etmektedir. Ve bu kamplarda insanlarımızı köle işçi olarak çalıştırmakta, dünyanın birçok markasına da üretimi bu insanlar üzerinde yapmaktadır. Resmi verilere göre 1.2 milyon insan bu kamplarda yer almaktadır. 

Ne yazık ki kardeşlerimiz üzerindeki baskı gittikçe de artmaktadır. İnsanların camii ye girişlerine dahi sınırlama getirilmiş, sakal bırakılması ve başörtü takılması yasaklanmış bir coğrafyadan bahsediyoruz. Çin devletinin ekonomik gücünü ve etkisinin büyük olduğunu görüyoruz. Bu güçten dolayı etrafımızdan herhangi bir devletin de bize yardım etmesine izin vermiyor. Çünkü bölgede ekonomik dengeler üzerinde politika yürütüyor. Çevremizdeki devletleri de kendisine entegre etmiş durumdadır. 

Son olarak Atayurt şunları söyledi; bizleri unutmayın ve bu zulmü yaymaya çalışın, gündemleştirin çünkü yitik bir coğrafyada sessizce soykırımdan geçiyoruz. Bizler mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz, Rabbimize karşı sorumluluk bilinci içerisinde inancımızı yaşayarak ve yaşatmaya devam etmeyi de kendimize şuur etmişiz.
 

Program soru cevap faslının ardından sona erdi. 

 

img-20260202-100747.jpg

img-20260202-100734.jpg

img-4008.jpeg

HABERE YORUM KAT