Bu Hocalar "Postallı Hocalar"

Bu Hocalar "Postallı Hocalar"

“Bir siyasi partiye muhalif olmayı “solculuk ve aydın olmak” sanan bir “aydın zümresi” varsa, dünyanın gidişatını hiç kavrayamayan bir entelektüel sığlık içinde hâlâ darbecilerle işbirliği yapabiliyorlarsa, o ülke fikirsel bir çamura bulanmış demektir.”

Ergenekon'un 12. dalgasına ilişkin Taraf, yine çarpıcı bir manşetle çıktı: "Postallı Hocalar Gözaltında!" Gözaltına alınan "hoca"ların darbe yolundaki yürüyüşlerine dikkat çeken Taraf'ın başyazarı Ahmet Altan da bu konuyu işliyor. "Böyle bir sığlıkla, böyle kirlenmiş zihinlerle nasıl dünyaya ayak uyduracak gençler yetiştirebilir bu toplum?" diye soruyor. Sabah'ta çizen Salih Memecan ise, yine olayı oldukça güzel anlatan bir karikatüre imza atıyor.

Ergenekon soruşturması kapsamında gerçekleştirilen 12. dalga operasyonu, ulusalcı rektörleri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, Atatürkçü Düşünce Derneği ve 68'liler Derneği'ni vurdu. Soruşturmayı yürüten savcıların talimatıyla 18 ilde 60'a yakın kişiye ait 83 adrese düzenlenen operasyonlarda Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski İnönü Üniversitesi Rektörü ve Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, eski Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay, eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran ve Giresun Üniversitesi Rektörü Osman Metin Öztürk gözaltına alındı. Rektörlerden Haberal, Hilmioğlu ve Öztürk'ün adı sık sık Ergenekon sanıklarıyla anılıyordu. Ergenekon soruşturması kapsamında savcılık, Haberal'ın gizli kasası olup olmağını incelenmesini istemişti. Rektörlerin ev ve işyerlerinde yapılan aramada çok sayıda evrak ve dosyaya el kondu. Gözaltına alınan rektörler sorgulanmak üzere İstanbul'a getirildi.

Mehmet Haberal'ın sahibi olduğu Başkent Üniversitesi'nin rektörlük binası ile Kanal B Televizyonu, Kızılcaham'daki Patalya Oteli ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin (ÇYDD) Mithatpaşa Caddesi'ndeki Ankara şubesi de basıldı.

"Mustafa Kemal'in askerleri"nden protesto

Aramalar sürerken MHP Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı, Çayyolu'ndaki evine giderek Mehmet Haberal'a destek verdi. Başkent Üniversitesi öğretim üyeleri, çalışanları ve öğrencileri de Haberal'ın evinin bulunduğu sokakta toplandı. Haberal evden çıkartılırken alkışlı protestoda bulunanlardan bazıları, "Bu ülke nereye gidiyor. Mustafa Kemal'in askerleriyiz. Bizi de gözaltına alın" diyerek tepki gösterdi.

Adliyeye girişi sırasında neyle suçlandığı sorulan Haberal, "Arkadaşlar, yapanlara sorun. Bana niye soruyorsunuz? Bu Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmıyor. Atatürk'ün kurduğu cumhuriyete..." dedi. Mehmet Haberal ve Fatih Hilmioğlu, daha sonra sorgulanmak üzere uçakla İstanbul'a gönderildi. Haberal'ı, İstanbul'a eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel uğurladı. Demirel, Esenboğa Havalimanı'na gelerek Haberal'a geçmiş olsun dileklerini iletti.

Haberal, AKP iktidarına karşı Kent Otel ve Patalya Otel'de yapılan toplantıların da mimarlarındandı. 2011 seçimlerinde iktidara oynayacak ulusalcı bir parti kurulması amacıyla yapılan toplantılara katıldığı ortaya çıkmıştı.

Türkan Saylan eleştiriliyordu

1989'da kurulan ÇYDD kurucusu ve genel başkanı olan Prof. Dr Türkan Saylan, İzmir'deki Cumhuriyet Mitingi'nde konuşturulmamıştı. Darbe ve ırkçılık karşıtı bir metin ile kürsüde yer alacak olan Saylan'ın konuşmasının miting tertip komitesi tarafından "prensip kararıyla" engellenmişti. "Ne şeriat ne darbe" diyen Saylan'ın, muhtıra tartışmalarında Genelkurmay'dan yana tutum alan miting düzenleyecileriyle arası açılmıştı.

Erol Manisalı iddianamede

Mezun olduğu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde 1976 yılında profesör oldu. İktisat Fakültesi'nin Avrupa ve Ortadoğu Araştırma Merkezi Başkanlığı yanı sıra 1990'da kurulan Kıbrıs Araştırmaları Vakfı'nın da başkanı. Manisalı'nın ismi Ergenekon soruşturması kapsamında dinlemeye takılmıştı. İddianamede Prof. Erol Manisalı, Boğaziçi Üniversitesi seçimlerinde başörtüsü konusunda ılımlı tavırları ile bilinen Ayşe Soysal'ın seçimi kaybetmesine seviniyor.

Fatih Hilmioğlu: Biz yola çıktık

İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, eski Cumhurbaşkanı Sezer tarafından atanmıştı. Bir önceki dalgada gözaltına alınan Mustafa Balbay'ın günlüklerinde Şener Eruygur'un İnönü Üniversitesi'yle ilgili sözleri dikkat çekiyor: "Biz kimlerle görüştük, bilgi verelim. Anıl Çeçen, Yıldırım Koç, Malatya, İstanbul, Samsun, 9  Eylül rektörleri. Malatya, bu işi yarına bırakmayalım diyecek kadar heyecanlı. Artık bilen bilir, gören görür, biz yola çıktık."

Mustafa Yurtkuran: Emir bekliyorum

Uludağ Üniversitesi (UÜ) eski Rektörü ve ADD Genel Başkan Vekili Mustafa Yurtkuran'ın adı iddianamede yer alıyor. İlker Güven ile Yurtkuran arasında 25 Şubat'ta geçen telefon görüşmesi şöyle:

İlker Güven: 'Hanfendi muhterem' diye sorduğunuz.
Mustafa Yurtkuran: 'O da aday biliyorsun. Benden sonraki rektörlük adayı. O rektör olursa serbest kalacam, gelip teslim olacam'
İlker Güven: 'Beraber yürütürüz. Şener Paşa, Sen, Ben'
Mustafa Yurtkuran: 'Paşam emirlerinizi bekliyorum.'

O. Metin Öztürk'ten Veli Küçük'e tekmil

1995'te kıdemli binbaşı rütbesinde iken, kendi isteği ile emekli olan binbaşı Osman Metin Öztürk, 23 Mayıs 2007 tarihinde Giresun Üniversitesi'ne Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından rektör olarak atandı.

Öztürk'ün Veli Küçük ile yaptığı telefon görüşmesi dinlemeye takılmıştı. Öztürk konuşmada, Küçük'ün Giresun'da görevli olduğu dönemde doçent olarak üniversiteye geldiğini anlatıyor. Minnet duygularını dile getiren Rektör, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Kendimi unutturmayayım efendim, size tekmil vereyim... Komutanım burası sizin emrinizde ve hizmetinizde, arz edeyim."

Cumhuriyet Çalışma Grubu raporu refere oldu

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), 68'liler Vakfı başta olmak üzere, rektörler ve üniversitelere yönelik dün gerçekleştirilen gözaltı ve aramalar, Taraf'ın daha önce gündeme getirdiği Cumhuriyet Çalışma Grubu devre raporları kapsamında gerçekleştirildi. Raporlarda bir öğretim görevlisinin ağzından "Rektörlerden 15-20'si Kubilay olmaya hazır" ifadesi geçiyordu.

Şener Eruygur'un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde kurulan CÇG, darbeye giden süreçte birçok sivil toplum örgütüyle görüşmeler yapmış, illegal kurumun başında bulunan Levent Ersöz ve Atilla Uğur, bu kurumları yönlendirmişti. "Rektörlerin Anıtkabir Yürüyüşü", "Ordu Göreve" pankartları, CÇG tarafından planlanmış ve uygulamaya konmuştu.

Toplantı sonrası hazırlanan bu raporlar, Eruygur, Ersöz ve Uğur'un ev ve ofisinde yapılan aramalarda ele geçirilmişti.

Raporlarda fişlemelerin yanı sıra "sivil" siyasete müdahale niteliğinde bir dizi organizasyon ve oluşumu CÇG'nin bizzat planladığı ve gerçekleştirdiği, Ulusal Birlik Hareketi Sivil Toplum Kuruluşu Platformu ve diğer STÖ'leri bu çerçevede yönlendirdiği açık açık belirtilmişti.  Dün gözaltına alınan Prof. Dr. Erol Manisalı'nın da 2003'te Jandarma karargahında, Levent Ersöz ve Atilla Uğur'la yaptığı görüşme sonrası hazırlanan raporun ayrıntıları 23 Mart'ta Taraf'ta "Hocasından Darbe Dersleri" başlığıyla yayınlanmıştı. Manisalı, toplantıda hükümete karşı medya, sendika ve akademisyenlerin nasıl yönlendirileceğini askerlere ders verir gibi anlatmıştı.


HOCALAR

 

Ahmet Altan / Taraf

 

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki ne yazacağına sabahleyin karar vermen mümkün değil.

Sen bir şeyi yazmayı düşünürken bambaşka şeyler oluveriyor.

Ben, "Yazıcıoğlu suikasta kurban gitti" iddiasının bizim tahminimizden daha ciddi olabileceğini yazacaktım.

Alperenler'in Ergenekon tarafından kullanılmasını engellemeye çalışan Yazıcıoğlu'nun bu nedenle öldürüldüğü dilden dile fısıltı halinde dolaşıyordu.

Bu tür söylentileri çok ciddiye almadığımdan pek aldırmamıştım.

Ama daha Yazıcıoğlu'nun "kırkı çıkmadan" Alperenler'in İstanbul başkanı bir televizyonu basıp Rasim Ozan Kütahyalı'ya saldırınca, doğrusu bu "ilk işaret mi" diye geçirdim aklımdan.

Özür dilemek ve "geçmiş olsun" demek için arayan BBP yöneticilerine de aynı şeyi söyledim.

Bu konuda tedbir almazlarsa, bu saldırganı Alperenler'in bünyesinde tutarak "saldırganlığı teşvik eden" bir görüntüyü benimserlerse, bundan sonra bu örgütün yapacağı bütün eylemlerden kendilerinin sorumlu olacağını anlattım.

Haşmet Babaoğlu da dün bu konuya değinip, "suikast" söylentisinin doğru olabileceğini bu son "eylemin" ortaya çıkardığını yazmıştı.

Yazıcıoğlu'nun koltuğunu devralanlar eğer "saldırganı" cezalandırmazlarsa, bu saldırıların önünü açarlarsa, sadece bu saldırılardan dolayı değil, Yazıcıoğlu'nun başına gelenler konusunda da "şaibe" altına girecekler.

Çünkü, eğer söylentiler doğruysa, Yazıcıoğlu bir suikasta uğradıysa, bu suikastı düzenleyenler, onun yerini alacak "yeni ekibin" saldırılara yol vereceğine de güveniyorlar demektir.

Sabahleyin bu konuyu yazmayı düşünüyordum.

Ama dediğim gibi "sabah düşündüğünü" akşamüzeri yazmak pek mümkün olmuyor bu ülkede.

Ben bunları yazmayı düşünürken büyük bir operasyon başladı Türkiye'de.

Ülkenin dört bir yanında rektörler, profesörler Ergenekon davasıyla ilgili olarak gözaltına alınmaya başladı.

Bu gözaltılar, "darbe hazırlıklarının" üniversitelere kadar girdiğine dair polisin elinde "belgeler" ya da "bilgiler" olduğunu gösteriyor.

Gözaltına alınanlardan üç tanesini özellikle çok iyi tanıyoruz.

Birincisi Profesör Mehmet Haberal.

Onun adı Bülent Ecevit'in hastalığı sırasında çok ön plana çıkmıştı.

Eski başbakan Haberal'ın yönettiği hastaneye yatırıldı ve az daha orada ölüyordu.

Bülent Ecevit, ancak eşi onu hastaneden "kurtardığında" iyileşti.

Bu, herhalde pek sık rastlanan bir durum değildir.

Hastanede kötüleyip, çıkınca iyileşen hastaya pek rastlanmaz.

Darbecilerin yakalanan "planlarında" Ecevit'i "tasfiye" etmek istediklerini gösteren belgeler de bulundu daha sonra.

Profesör Erol Manisalı'nın ise Ergenekon sanıklarından General Levent Ersöz'le yaptığı konuşma bizzat Ersöz tarafından videoya kaydedilmişti.

Bu video ele geçti.

Biz de o konuşmayı yayımladık.

Manisalı, darbecilere yol gösteriyordu.

Akıl veriyordu.

Kimlerle işbirliği yapılabileceğini isim isim sayıyordu.

Üçüncüsü ise Profesör Türkan Saylan.

Türkan Hanım'ı tanımam ama onun evini bastıklarını duyduğumda içim sıkıştı.

Eğer bir suçu varsa da kötü, yoksa da kötü.

Saylan, cüzzam konusunda büyük işler yapmış bir profesör.

Bu hastalıkla yıllarca mücadele etti.

Cumhuriyet mitinglerinin hazırlayıcılarındandı ama o mitinglerde "ne darbe, ne şeriat" diyen de oydu.

Hatta bu yüzden onu mitinglerde konuşturmaz olmuşlardı.

Profesör Saylan'ı gözaltına almadılar.

Buna sevindim.

İncelemek için bazı CD'lerine el koymuşlar.

Umarım, Ergenekon rezilliğine bulaşmamıştır.

Gözaltına alınanlar suçlu mu, değil mi bilemeyiz.

Ama bir ülkede bu kadar kalabalık bir "akademisyen" grubunun darbeyle ilişki kurduğundan "kuşkulanılması" bile çok korkunç.

Düşünsenize, bu insanlar bir yandan gençleri eğitiyorlar, bir yandan da bu hocaların darbecilerle ilişkileri olduğundan kuşkulanılıyor.

Bunlar ülkenin "aydın" zümresinden.

Sanırım asıl sorun, bu ülkede kendine aydın dediğimiz insanların çoğunluğunun bir ordu darbesini açık ya da gizli desteklemesi.

Türkiye Komünist Partisi'nin eski genel sekreteri Nabi Yağcı da Neşe Düzel'le yaptığı konuşmanın bugün yayımladığımız ikinci bölümünde, "solcuların darbeye hoşgörülü baktıklarını" söylüyor.

Aydınların, solcuların zihnen ya da fiilen "darbeci" olması bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri.

Bir siyasi partiye muhalif olmayı "solculuk ve aydın olmak" sanan bir "aydın zümresi" varsa, dünyanın gidişatını hiç kavrayamayan bir entelektüel sığlık içinde hâlâ darbecilerle işbirliği yapabiliyorlarsa, o ülke fikirsel bir çamura bulanmış demektir.

Böyle bir sığlıkla, böyle kirlenmiş zihinlerle nasıl dünyaya ayak uyduracak gençler yetiştirebilir bu toplum?

Bu insanların yetiştirdiği çocuklar kırk yaşına geldiklerinde, bugün Harvard'da, Oxford'da, Sorbonne'da okuyan Amerikalı, İngiliz, Fransız gençlerle dünya sahnesinde nasıl rekabet edecekler?

Bu darbe merakı ve bu "zihinsel sığlık" bu ülkeyi çok yaraladı.

Görülüyor ki sadece "bugünümüz" değil "yarınımız" da sakatlanmış.

Bu toplumu kötü yerinden vurmuşlar.

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir