Devrimin ikinci yılında: Beklentiler, eleştiriler, arayışlar
Yasin Aktay / Yenişafak
Bangladeş’te bugün konuşulan temel mesele artık devrimin gerçekleşip gerçekleşmediği değil, devrimin hedeflerinin ne kadarının hayata geçirilebileceğidir. Geçen yılın heyecanı ve coşkusu yerini daha gerçekçi, daha olgun ve daha sorgulayıcı bir siyasi atmosfere bırakmış görünüyor.
Ziyaretimiz boyunca görüştüğümüz insanların hemen hepsinde bu dönüşümü gözlemlemek mümkündü. Hükümete yönelik eleştiriler de duyuyorsunuz, devrimin en önemli siyasi aktörlerinden biri haline gelen Cemaat-i İslami’ye yönelik eleştiriler de. İlk bakışta bir hayal kırıklığı gibi görülebilir bu eleştiriler. Oysa tam da, siyasetin normal seyrine girmeye başladığının en önemli göstergelerinden biridir.
Diktatörlük dönemlerinde insanlar susar. Konuşmanın bedeli vardır çünkü. Suriye’de taze taze yaşadık bu keskin dönüşü. Bangladeş’te de bu farkı tam da görebileceğiniz zamandayız. Bir süre sonra muhtemelen bu baskılar unutulacak, Bangladeş hiç böyle karanlık bir dönem yaşamamış gibi insanlar çok kolay konuşuyor olacak.
Demokrasi insanların konuşabildiği, eleştirebildiği ve yönetenlerden hesap sorabildiği ölçüde anlam kazanır. Bangladeş bugün giderek daha fazla konuşan bir toplum haline geliyor. Bu da Temmuz Devrimi’nin görünmeyen ama en önemli kazanımlarından biridir.
EKONOMİDE MİRAS ALINAN SORUNLAR VE GELECEK PERSPEKTİFİ
Elbette Hasina rejiminin devrilmesi bütün ekonomik sorunları bir anda ortadan kaldırmadı. Zaten hiç kimsenin böyle bir beklentisi de yoktu.
Yeni yönetim oldukça ağır bir ekonomik miras devraldı. Yüksek enflasyon, zayıflamış bankacılık sistemi, yatırımcı güvenindeki aşınma ve dış finansman baskıları geçiş döneminin en önemli sorunları olarak öne çıktı.
Son iki yıl içinde ekonomi belirli ölçüde toparlanma işaretleri vermiş olsa da hâlâ geçiş sürecinin yüklerini taşımaya devam ediyor. Enflasyon yüksek seyrediyor. İşsizlik ve gelir dağılımı sorunları önemini koruyor. Kurumsal reformların tamamlanması ise zaman alacak gibi görünüyor.
Doğrusu Devrim sonrası geçiş süreçleri yaşamış pek çok ülke ekonomik çöküş, siyasi kaos veya iç çatışmalarla karşı karşıya kalmıştır. Bangladeş ise bütün zorluklara rağmen böyle bir sürece sürüklenmedi. Bu bile başlı başına önemli bir başarıdır.
Özellikle döviz rezervlerindeki toparlanma ve yurt dışında çalışan Bangladeşlilerin gönderdiği dövizlerdeki artış ekonomiye ciddi bir nefes aldırmış durumda. Hazır giyim sektörü hâlâ ülkenin lokomotifi olmayı sürdürüyor. Ancak bugün Bangladeş›te konuşulan gelecek vizyonu artık yalnızca tekstil ihracatına dayanmıyor.
Görüştüğüm akademisyenlerden girişimcilere, öğrencilerden iş insanlarına kadar hemen herkes aynı cümleyi tekrar ediyordu: “Biz sadece bir tekstil ülkesi değiliz.” Bu cümle aslında yeni Bangladeş’in kendisini nasıl görmek istediğinin de özeti niteliğinde.
GENÇLİK: DEVRİMİN DE GELECEĞİN DE SAHİBİ
Bu özgüvenin arkasında güçlü bir demografik gerçeklik bulunuyor. Yaklaşık 175 milyonluk nüfusuyla Bangladeş dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri. Nüfusun çok önemli bir bölümünü ise gençler oluşturuyor.
Birçok ülkede genç nüfus işsizlik, göç veya sosyal sorunlar bağlamında bir yük olarak değerlendirilir. Bangladeş’te ise gençlik kendisini ülkenin yeniden kuruluşunun asli unsuru olarak görüyor.
Temmuz Devrimi’ni gerçekleştiren kuşak aynı zamanda yeni Bangladeş’i inşa etmek isteyen kuşak.
Dakka’da katıldığım toplantılarda gençlerin entelektüel seviyeleri ve dünyaya açıklıkları beni bir kez daha etkiliyor. Dünyadaki gelişmeleri dikkatle takip ediyorlar. Türkiye’yi izliyorlar. Ortadoğu’yu izliyorlar. Küresel siyaseti tartışıyorlar. Kendi ülkelerinin sorunlarını büyük bir açıklıkla analiz ediyorlar.
Ama daha önemlisi, bu sorunları çözebileceklerine inanıyorlar.
Temmuz Devrimi’ni yapmış olmanın kazandırdığı özgüvenle, Bangladeş halkı, özellikle de genç kuşaklar, kendilerini tarihin pasif nesneleri olarak değil, tarihin aktif öznesi olarak görmeye başlamış bulunuyorlar.
TOPLUMDA HİSSEDİLEN DEĞİŞİM
Dakka sokaklarında dolaşırken ekonomik göstergelerin ötesinde başka bir değişim de hissediliyor. İnsanların yüzlerinde daha fazla özgüven var. Sivil toplum daha canlı. Üniversiteler daha hareketli. Düşünce kuruluşları, gençlik organizasyonları, konferanslar ve çalıştaylar dikkat çekici bir dinamizm sergiliyor. Kaç tane düşünce kuruluşu ve üniversite bana yaptıkları çalışmalarla ilgili raporlarını takdim etti. Hepsi de bilimsel verilere dayalı, sosyolojik analizler.
Bu atmosfer bana ister istemez Arap Baharı’nın ilk yıllarındaki canlılığı hatırlattı. Fakat önemli bir farkla. Buradaki insanlar Arap Baharı’nın başarılarından olduğu kadar başarısızlıklarından da ders çıkarmaya çalışıyorlar.
“Devrimi korumak” önemli bir hassasiyet konusu. Bangladeş toplumunun siyasi olgunluğunun işareti. Çünkü devrim yapmanın zor olduğunu biliyorlar; ama onu korumanın çok daha zor olduğunu da biliyorlar.
HİNDİSTAN GÖLGESİNDEN ÇIKMA ARAYIŞI
Bangladeş siyasetinin bugün en önemli başlıklarından biri de ülkenin dış politika yönelimi. Uzun yıllar boyunca Şeyh Hasina yönetimi Hindistan›la kurduğu yakın ilişki nedeniyle yoğun biçimde eleştirildi. Temmuz Devrimi aynı zamanda bu bağımlılık algısına karşı yükselen toplumsal tepkinin de bir yansımasıydı.
Ancak coğrafya değişmiyor. Üç tarafı Hindistan›la çevrili olan bir ülkenin Hindistan›ı yok sayması mümkün değildir. Bu nedenle bugün Bangladeş’te gözlenen eğilim, basit bir Hindistan karşıtlığından çok daha dengeli ve çok yönlü bir dış politika arayışıdır.
Çin, Türkiye, Körfez ülkeleri, ABD ve Avrupa ile daha dengeli ilişkiler kurmak isteyen bir Bangladeş ortaya çıkıyor.
Bu arayışın ne ölçüde başarılı olacağını zaman gösterecek. Ancak görünen o ki, ülkenin dış ilişkilerinin tek bir merkeze bağımlı olmaması gerektiği konusunda toplumun farklı kesimlerinde güçlü bir mutabakat oluşmuş durumda.
BANGLADEŞ’TEKİ TÜRKİYE
Türkiye’nin son yirmi yılda yaşadığı dönüşüm, askeri vesayetle mücadelesi, demokratikleşme tecrübeleri, ekonomik kalkınma hamleleri ve uluslararası sistem içinde bağımsız bir aktör olma çabası Bangladeş’te dikkatle takip ediliyor.
Özellikle genç kuşaklar Türkiye›yi birebir taklit edilmesi gereken bir model olarak değil; fakat ilham alınabilecek bir tecrübe olarak görüyorlar.
Bu ilgi yalnızca devletler arası ilişkilerle de sınırlı değil. Üniversiteler, düşünce kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve gençlik hareketleri arasında giderek güçlenen bağlar oluşuyor.
Türkiye üniversiteleri çok rağbet görüyor, çok kişi okumak için gelmek istiyor, öğrenebildiğim kadarıyla YÖK de bu talebe cevap vermek istiyor ama özellikle birkaç yıldır Göç idaresi çok büyük zorluklar çıkardığı için öğrenci sayısında ciddi bir azalma gerçekleşmiş. Bizim kabul etmediğimiz öğrencileri Çin veya başka ülkeler çok daha kolay kabul ediyor, neden acaba?. Yeni Göç İdaresi’nin bu vizyona sahip olduğunu biliyoruz. İnşaallah YÖK’le koordineli olarak bu rağbete daha iyi bir karşılık verirler.
DEVRİMİN İKİNCİ YILINA GİRERKEN
Bangladeş bugün hâlâ bir geçiş dönemi yaşıyor. Enflasyon, işsizlik, bekleyen kurumsal reformlar, yolsuzlukla mücadele hala çözülmeyi bekleyen önemli sorunlar. Ancak bütün bunlara rağmen Dakka’da hissedilen temel duygu karamsarlık değil, umut.
İki yıl önce insanlar diktatörlüğün sona ereceğine inanmakta zorlanıyordu. Bugün ise daha adil, daha özgür ve daha müreffeh bir Bangladeş›in kurulabileceğine inanıyorlar.
Bir toplumun geleceğini belirleyen şey çoğu zaman yalnızca sahip olduğu doğal kaynaklar ya da ekonomik imkânlar değildir. Asıl belirleyici olan, o toplumun geleceğe dair taşıdığı inanç ve umuttur.
Bangladeş’in bugün sahip olduğu en büyük sermaye de belki budur. Temmuz Devrimi yalnızca bir siyasi rejimi değiştirmedi. Bir halkın kendi gücünü yeniden keşfetmesini sağladı.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.