1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. Ayçiçeğinin Güneşe İtiraflarıdır / Sinan Ceran
Ayçiçeğinin Güneşe İtiraflarıdır / Sinan Ceran

Ayçiçeğinin Güneşe İtiraflarıdır / Sinan Ceran

.

10 Ekim 2008 Cuma 00:18A+A-

1-

Zamanla hissedersin suya karşı paslandığını

Kendini gökyüzüne kapayan
Örümcek bağlamış kalplerdi gölgesine küsen
Şaka olmasın bu, mor menekşe, ayartılmış kuraklık
Kimsenin eli değmedi hayattan başka elime. Elimi ovuşturdu ve dedi:
Ateş, barutunu yanında taşır! Harlanmışım ihtimal hep başkasıyım yandıkça
Yanıldıkça, kusmuk gibi midem kaldırmaz kendimi
Horlanmışım, hep sırada bekliyor boynumu vurmak için cellatlar da
Sarışın, esmer kafatasları koltuk altlarımda

Göğsüm harman yeri, har vurup harman savurmuş eller beni

Sâbiîlerdi çaput bağlamışlardı yıldızlara.
Çarşılar taşrasıydı kentin çünkü
Çünkü en önce çarşılara düşerdi ölüm
Yunacak ölülerimiz var daha gömülmemiş
Bir bayram, bir düğün havası daha hiç kalay tutmamış içimde
Savaşçılar sağaltmak için yaralarını, birbirlerinin en onarılmaz yerlerine dokunurlardı

Gürül gürül akan coşkun bir ırmak gibi koşuyoruz hayatı

Ancak vuruşanların söndürebileceği bir yangın çıkarıp
Tutuşturuyorum eteklerinden gavur dağlarını.

Gözü aydınlatır, yüreği ağartırdı sâbiler
Bakır kazanlarda, kalaysız kaplarda kaynardı kadınların sabırları

Sahi çocuklar, nerden öğrenmişler böyle yıldızlar gibi kaymayı.

Bi koşu gidip yaşasam dedim doğar doğmaz
Yaşam iki rekat arası paşam

Daha önce de olabilir ölüm,  bir merminin tene değmesinden daha da önce
Sehiv secdesi, en kalabalık meydanında ülkemin
Ortasındayım ya yokuşumun

Bir çalımla geçebilir miyim kendimi
Taşlanmışım, bildik bir küf kokusu üzerimdeki
Pıhtılaşıyor deniz, güneşle sıvıyorum balçığı da
Güneş, akrepsiz, yelkovansız bir saat gibi
Güneş, unutulmuş bir dil gibi yalnız bedevilerin bildiği

Karınca yuvasına bakarak yönünü kavrayan insan
Göğe bakınca neyi anlar

Sabah oldu gece de evine döndü herkes gibi
Kendilerinin bile giremedikleri tunçtan bir sığınaktı kalpleri
Saçaklı kızlarıyla bu kent dört mevsim şaki.

Ortasındayım ya yokuşumun

Kuşlar konmaz dalıma, bir el ki kamçılar rüzgârımı
Kokladıkça bir düello isteği, yalnızca kokladıkça
Çöl kuşu rüzgarını içinde taşır,  kanadı kırılsa da.

2-

Duvağını açtım da hayatın, açılmaz ki senin duvağın
Tozlandıkça tozlanan piyano gibi parmakların
Işıkları kapattım, çarpıp duruyorum içimin köşelerine, karanlığım.

Çerçiden ödünç kunduralar, kunduralar eskidikçe
Ölüler dadanmış diriliğime, bildik bir sancı ayak bileklerimdeki
Kuş mevsimlerinde bildik kuş yağmurları

Soğuk mühür vurulmuş gibi alnımıza gizliden
Gizliden sanayi devrimi
TSE damgalı bileklerimiz gizliden.

Köşeyi döndüm darı ambarı, ölülerden gölgelik, yıldızsız geceler
Köşeyi döndüm, kirletilmiş bir dünyaya koşuyordu kalpler

Ne kadar da hızlı geçiyor zaman
Yere yaklaştıkça paraşütünü topluyor bir adam
Yere ne kadar sakin inersem o kadar utanıyorum kendimden, dedi adam
Çünkü ölürken bile büyük bir gürültüyle ölmeli insan.

Nereye ektiysem tutmadı ellerin içimden başka yerde
Karşıdan karşıya geçemeyişlerin tembihlenmiş sonu
Kendi yangınına su taşıyana ölüm yakışır
Sussa curnata, konuşsa keklik sürüsü havalanır

Dikişi atıyor dünyanın, yırtılan yerinde kan okyanusu
Yanlarında banda mızıka, mataralarında kan yolcuların

Kimsenin gönlü yok ölmeye
Bayram yeri, bayram yeri gibi dünya
Hayata ustayız da, ölüme çırağız hâlâ
Nasır bağlar kunduralarım, onarıldıkça
Sessizlik, kurşunun geldiği yerde başlar, değdiği yerde biter kuşku
Ey kendine bürünen! Kalk ve örtün kavganı!

                                         

HABERE YORUM KAT