Basın Açıklamasını okuyan Fatma Ulusu: "Sonuçlanmamış bir davada asker tarafını belli etti." Diyerek Askerin Ergenekon Davasında artık taraf olduğunu dile getirdi.
F. Ulusu konuşmasında; TSK'nın ziyarete ilişkin yaptığı açıklamanın sonunda "TSK'nın yargıya olan güveni" tamdır açıklamasını da eleştirerek bu açıklamanın bir alay olduğu ifade ederek şöyle devam etti: "Yargıya zerre kadar saygısı olanlar, âdeta mahkemeye gözdağı verir gibi terör ve darbe sanıklarını ziyaret edip 'TSK adına ziyaret gerçekleştirilmiştir' cakasıyla şecaat arz ederler mi?!
Bu talihsiz ziyaret mahkeme kararlarını peşinen şaibeli hâle getirmiştir. Henüz bu emekli generaller hakkında hazırlanan 'Ek İddianame' dahi açıklanmamışken TSK'nın baskısına maruz kalan mahkeme, hangi kararı verirse versin, kararı tartışılacaktır."
Basın açıklamasına değinilen bir başka konuda da Adap platformunun amacına ilişkindi. "Temel Hak ve Özgürlüklerden Asla Taviz Verilemez" ilkesinde hareket ettiklerini ifade eden F.Ulusu: "Temel hedefimiz ise; tüm ülke insanları için; "Fikir, İnanç Ve İfade Özgürlüğünün Tanınması" ve tüm insan hakları sözleşmelerinde yer alan ve Türkiye Devleti'nin de altında imzasının bulunduğu, "Temel, Hak Ve Özgürlükler" in önünün açılmasıdır. Bu da herhalde; baskıdan, vesayetten uzak, tüm sivil toplum kuruluşlarının ortak olarak dile getirdikleri "Sivil Bir Anayasa" ile mümkün olabilecektir. Bunun için de, böyle bir Anayasanın önceliği; insanların özgürleşmesi, hak ve hukuklarının geliştirilmesi, düşünce, inanç ve ifade özgürlüğünü kullanmak isteyenlerin önündeki tüm engellerin kaldırılması olmalıdır." Dedi.
Haksöz-Haber





Basın açıklamasının tam metni:
Yine zorlu ve inançlı kesim adına hüzünlü ve öfkeli bir ay geçirdik. Sanki birileri bu milletin yüzünün gülmemesi için kendine görev biçmiş,ne zaman ki hafiften bir tebessüm etse beklenmeyen bir sürpriz şamar gibi milletin suratına çarpılıyor.
Tam mübarek Ramazan ayına gireceğimiz sırada, Genelkurmayın inanılmaz Kandıra cezaevi ziyareti gündemimizi altüst etti. Sonuçlanmamış bir davada asker tarafını belli etti."Generallere verilen ceza bize verilen ceza gibidir" demeye getirdi. Bunu derken de generaller arasında ayrım yaparak kendince davayı sonuçlandırmış oldu. Bu iki generalim iyidir, bu general ve diğer alt rütbeli subaylar kötüdür profilini de çizmiş oldu.
Diyelim ki bu iki general suçsuz ve serbest bırakıldılar. Aklımızda genelkurmayın baskısıyla serbest bırakıldılar diye düşünce oluşmayacak mı? Ya da haklarında dava açılır da berat ederlerse ne düşüneceğiz. Berat etmez, mahkum olurlarsa ne düşüneceğiz. Her halükarda bu generaller zan altında kalmayacaklar mı?
Hadi diyelim ki insani amaçlı oldu, bir baba bile evladı bir suç işlediği zaman olay aydınlanıncaya kadar tarafsız davranma gereği hisseder. Ta ki karşı tarafla helalleşinceye kadar.Nasıl oluyor da darbeye teşebbüs ettikleri büyük ihtimalle belirginleşen bu insanlara "yanınızdayız" anlamına gelebilecek mesajlar verilebiliyor?
Değil miydi ki 28 Şubat sürecinde dönemin Refah Partili Adalet Bakanı, Sincan Beldiye Başkanını cezaevinde ziyaret ettiği için Anayasa Mahkemesi Partiyi kapatmıştı. Gerekçe olarak da "tutuklunun hukuk dışı eylemlerinin benimsendiği ve onaylandığı anlamının çıktığı" belirtilmişti.
Peki, bu gün tutuklu şahısların yaptıkları mı hukuk içi de bu ziyaret gerçekleşti, yoksa Genelkurmay bu devletin sorumlu bir kurumu olmaktan mı çıktı. O günden bu yana ne değişti?
Ayrıca Kocaeli Garnizon komutanı gibi Kıbrıs'ta görev yaparken halkın istemediği, adı cinayetlere, gazeteci ölümlerine, tehditlere karışmış ve Türkiye devletini Avrupa İnsan Hakları mahkemesi tarafından 95 bin euro tazminat ödemeye mahkum ettirmiş bir general tarafından Genelkurmayın temsil ediliyor olması ve cezaevi ziyaret ettirilmesi ayrı bir şüphe ve soru işaretidir.
Bir de kartel medyasında yer alan "ahde vefa" kelimesinden vefayı anlayabildik de ahdin neyin ahdi olduğunu anlayamadık. Kimin kime ahdi ve sözü vardı acaba. O "ahd"; "bu ülkenin anayasal sistemi içinde, kanunlara sadık kalınarak görev ifa etmek" ise.. Bu iki tutuklu orgeneral için, mahkemenin "ahde ihanet ettikleri" kararı olduğu ve bu sebeble cezaevinde oldukları açık olduğuna göre..
TSK niye onlara ahde vefa gösterisinde bulunsun ki?
Orgeneraller ahde vefa etmemiş ise, TSK'nın da ahde vefa etmemesinden ve suçluları sahiplenmemesinden daha doğal ne olabilir?
Yok o ahd; "bu ülkenin anayasasına, kanunlarına sadık kalarak görev ifa etmek" değil de, "sandıktan çıkan hükümetlerin içinde seçim yapıp, işine gelmeyeni devirme" ise, o zaman TSK böyle bir illegal faaliyetin içinde nasıl olabilir ki, o "ahd"e vefa gösteriyor olsun?
İki orgeneralin "ahd"i illegal eylemler ise, TSK niye bu illegal eylemlerle birlikte anılsın!?
Önceki Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Paşa, böyle bir ziyareti akıl edememiş miydi? 'Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır' diyemeyiz. Bu ziyaretin TSK adına gerçekleştirilmesi, hukuka ve demokrasiye meydan okumak demektir ve 'yiğitlik' değil 'ocakçılık'tır.
TSK'nın başında bulunanların sebep oldukları bu skandal, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin manevî şahsiyetini temsil edemez.
Bazıları, 'Efendim herkes konuşuyor, generaller niye konuşmasın?' diyorlar. Generaller 'herkes'ten farklıdır. Çünkü ellerinde, milletin onlara vatan savunması için verdiği silâhlar vardır. Onları, herkesten farklı ve güçlü yapan da budur. Ellerindeki silâhı millete karşı doğrultamazlar. Sırtlarındaki üniformayı çıkarırlar, siyasete girerler, istedikleri gibi konuşurlar ya da terör sanıklarını ziyaret edebilirler. Lâkin, ellerinde silâh, sırtlarında üniforma varken konuşamazlar, yargıya ve siyasete müdahale edemezler. Aksi takdirde suç işlemiş olurlar.
Genelkurmay Açıklaması'nın sonunda bir de alay eder gibi 'TSK'nın yargıya olan saygısı ve güveni tamdır' deniliyor. Yargıya zerre kadar saygısı olanlar, âdeta mahkemeye gözdağı verir gibi terör ve darbe sanıklarını ziyaret edip 'TSK adına ziyaret gerçekleştirilmiştir' cakasıyla şecaat arz ederler mi?!..
Bu talihsiz ziyaret mahkeme kararlarını peşinen şaibeli hâle getirmiştir. Henüz bu emekli generaller hakkında hazırlanan 'Ek İddianame' dahi açıklanmamışken TSK'nın baskısına maruz kalan mahkeme, hangi kararı verirse versin, kararı tartışılacaktır.
Bir 'Yeniçeri dayanışması'nı andıran bu 'ocakçılık' gayreti, korkarız ki başımıza büyük gâileler açacaktır.
Bu olay Türkiye Cumhuriyeti tarihini bırakınız Osmanlı dönemini de kapsayan 1908 yılından, İttihat Terakkicilerden bu yana ortaya konmuş en önemli hadiselerden biridir ve tarih tekerrür ettirilmek istenmektedir. Babalarımız ve dedelerimizin düştüğü hatalara bizim de düşmemiz lütfen istenmek tedir. Buradan ilan ediyoruz ki biz bu fotokopi çekme muamelesine dur diyeceğiz. Kendimizi sizlere tekrar gevdirmeyeceğiz. Artık gözümüz açıldı. Bu böyle biline!
Bu ay gelişen diğer hadiselere ve kendimize değinecek olursak: Bu Platform, zaman zaman dile getirildiği gibi, "TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERDEN ASLA TAVİZ VERİLEMEZ" İlkesi ile yola çıkmış, kararlı ve istikrarlı bir şekilde de Yoluna devam etmektedir. Temel hedefimiz ise; tüm ülke insanları için; "FİKİR, İNANÇ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TANINMASI" ve tüm insan hakları sözleşmelerinde yer alan ve Türkiye Devleti'nin de altında imzasının bulunduğu, "TEMEL, HAK VE ÖZGÜRLÜKLER" in önünün açılmasıdır. Bu da herhalde; baskıdan, vesayetten uzak, tüm sivil toplum kuruluşlarının ortak olarak dile getirdikleri "SİVİL BİR ANAYASA" ile mümkün olabilecektir. Bunun için de, böyle bir Anayasanın önceliği; insanların özgürleşmesi, hak ve hukuklarının geliştirilmesi, düşünce, inanç ve ifade özgürlüğünü kullanmak isteyenlerin önündeki tüm engellerin kaldırılması olmalıdır.
Sivil Toplum Kuruluşları olarak, beklentilerimiz bu iken, maalesef, halkın inanç ve kabulleri konusunda tarafsız kalınması ve dini inançlara baskı yapılmaması gerekirken, Yargıtay, eşini örtünmeye zorlayan kocaya karşı açılan boşanma davasının, "SOSYAL ŞİDDET" gerekçesi ile, kabul edilmesine hükmetmiştir.
Pekala, Yargıtay, eşine "AÇIL" baskısı yapan kocalar hakkında da sosyal şiddet gerekçesi ile niçin bu yönde de bir karar çıkartmamıştır? Ve hepsinden önemlisi başını açmadığı için Yüksek Öğrenim Kurullarından atılarak öğrenim hakkı engellenen, ya da kamu kurum ve kuruluşlarından uzaklaştırılarak çalışma hakkı elinden alınan başörtülü hanımlara yapılan bu uygulamalar, "SOSYAL ŞİDDET" olarak niçin değerlendirilmemiştir? Bu bir çifte standart değilse, nedir?
Ne esef verici bir olaydır ki, Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı tarafından, halkı müslüman olan bir ülkede Hükümetçe, "Gıda sektöründe helal gıda standardının getirilmeye çalışılması" ve "Başörtüsü yasağını kaldırma girişimleri" şeriat getirme gayreti olarak değerlendirilerek, İslamiyet Avrupalılara şikayet edilebilmektedir. Dolayısıyla halkımızdan, sahte "çürük raporları" düzenleyerek, askerlik görevinden kaçanların özür dilemeleri gerekmektedir. Zaten, böylesi ahlaki olmayan bir davranış sergileyenlerden, "ÖTEKİ" ne saygılı olmasını da beklemiyoruz.
Ve yine, ne hazindir ki; din dersinde, öğrencilere Teşrik Tekbiri getirmeyi öğrettiği için okul idarecilerince din dersi öğretmenleri okuldan uzaklaştırılmakta, Besmele düşmanlığı yapılarak, tarihi Halitağa Çeşmesi'nin üzerindeki Tuğra ve Besmele yazıları kazıttırılmaktadır.
Eskişehir yolu üzerinde yaptırılacak olan Diyanet Camii'ne, Ankara Şehir Plancıları Odası tarafından, "Konumuna bakıldığında kente girişte sizi ilk karşılayan minareleri ile sivrilen bir yapı olacaktır" diyerek karşı çıkılmış, burada da cami düşmanlığı sergilenmiştir.
Hatta, kimi rektörlerin Muhammed ismine bile tahammül edemeyerek, bu ismi taşıyanların rektör olmalarını, laikliğin elden gitme gerekçesi olarak gösterdiklerine şahit olmaktayız.
Yine, devamlı tekrarladığımız taleplerimizden birisi, eğitimin önündeki "KATSAYI" adaletsizliğinin kaldırılarak meslek liselilerin mağduriyetinin giderilmesidir.
Eğitim ve Öğretimde eşitlik ilkelerine göre, Üniversite öğrencilerine getirilen af kapsamına, başörtüsü gerekçesiyle, öğrenim hakkı elinden alınan "Başörtüsü mağdurları" da alınmalıdır.
Yunus Emre'nin : "İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendin bilmezsen, Ya bu nice okumaktır." Mısralarına inat,
"İlim ilim saçmaktır, İlim başın açmaktır, Sen başın açmazsan, Ya bu nice okumaktır" dercesine, eğitim hakkı elinden alınan kızlarımızın bu hakları, derhal iade edilmelidir.
Akdeniz Üniversitesinin yeni rektörünün yaptığı açıklamalarda bilime önem vereceğini söylemektedir fakat başörtülü öğrenciler hala mağdurdur ve içeri alınmamaktadır. Rektör şunu bilmelidir ki bilimin kaynağı Allah'tır ve Allah'a rağmen bilim üretilemez. O üretilen bilim bir gün gelir insanın ayağına dolaşır. Atom bombasının da bir bilim ürünü olduğu ve tarihte nelere mal olduğu unutulmamalıdır. Ahlaktan yoksun bir bilim, bir gün gelir sahibini de yer.
Sıraladığımız ve sıralayamadığımız daha nice örneklerden hareketle adeta, bir takım yetkili ya da yetkisiz kişilerce, bir saldırı ve dindarlara yönelik baskıcı bir uygulama başlatmak isteyenlere karşı yetkilileri göreve; devleti de, tüm halka karşı adil ve eşit davranmaya davet ediyoruz.
Basın açıklamamızı bir yazarın, "SÖZDE DEĞİL ÖZDE BİR DEVLET" vurgusunu yaptığı yazısının son cümlesi ile bitirmek istiyoruz.
"OĞLUMU CEPHEYE SÜREN DEVLET, KIZIMIN ÜNİVERSİTEDE OKUMASINI ENGELLEDİKÇE BENİM GÖZÜMDE SADECE 'SÖZDE' DEVLETTİR."
Ey darbeciler bilin ki, sizlerin bizlere reva gördüğünüz bu haince saldırıları kınıyor ve inancımıza, kimliğimize karşı yapılacak her türlü hakareti cevapsız bırakmayacağımızı şimdiden ilan ediyoruz.
Zulme asla boyun eğmeyecek ve bütün yasaklar kalkana kadar, fikirlerimizi açıklamaktan çekinmeyeceğiz, susmayacağız.
Kendini bu ülkenin ayrıcalıklı sınıfı olarak görüp halkı baskı ve zulümlerle sindirmeye çalışan oligarşik diktatörya tasfiye olup zulümler bitene kadar direneceğimizi ve herkes için adalet ve özgürlük taleplerimizi haykırmaya devam edeceğimizi buradan ilan ediyoruz.
4 Ekim Cumartesi gün saat 11 de yine burada 13.sünü yapacağımız ve birinci yılını tamamlayacağımız basın açıklamasında buluşmak ve mazlum Müslümanların haklarının takipçisi olduğumuzu bildirmek üzere hepinizi Allah'a emanet ediyoruz. Tam bir yıldır Antalya'nın çeşitli ilçelerinden gelip burada seslerini duyuran
ANÇED DERNEĞİ(ALANYA),SEBİLAY DERNEĞİ(ALANYA),RADYO MERCAN, ÖZGÜR-DER ANTALYA ŞUBESİ, AKAD DERNEĞİ (MANAVGAT), ENSAR VAKFI SERİK ŞUBESİ, ES-DER ANTALYA ŞUBESİ, DİYANET-SEN ANTALYA ŞUBESİ, EĞİTİM-BİRSEN ANTALYA ŞUBESİ, İLK-DER ISPARTA ŞUBESİ

