Kışlahan Oteli önünde gerçekleştirilen eylemde basın açıklamasını ADAP Platformu adına Alpaslan ARSLAN okudu.
Basın açıklamasında Türkiye'de yaşanan sıcak gelişmelere de değinildi. Ergenekon'la ilgili olarak "Ama o günler geçti artık. Foyanız meydana çıktı. Maskeniz düştü. Bırakın Türkiye'yi, tüm dünya medyası "Ergenekon"u konuşuyor. Ama malum medyanın Erkenekon'un farkına varması 13 ay aldı. Farkına vardılar da ne oldu? Niyetlerinin gerçekleri ortaya çıkartmak olduğunu mu sanıyorsunuz. Aksine; Canla başla, canhıraş bir çabayla Ergenekon'u savunmaya, konuyu sulandırıp önemsizleştirme çalışıyorlar. Varsa yoksa dertleri gerçekleri karartmak, çarpıtmak, kafa karıştırmak, sulandırmak. Gözlerden kaçmayan bir çırpınış var." değinildi.
AK Parti'nin kapatılma davasına da değinilen basın açıklamasında "Bu haftanın en flaş olayı ise AKP'nin kapatılmayışıydı. AKP'ye ölümü gösterip hastalığa razı etmeye çalışıyorlar. Güya başörtüsü meselesinin üstüne gitmezseniz biz de sizi kapatmayız demeye getiriyorlar. AKP'ye domuz bağını başörtüsünden vurup onu kımıldayamaz kılmak istiyorlar. Eğer AKP bu korku ile başörtüsünü programından çıkarırsa bilinsin ki biz programımızdan çıkarmadık ve Allahın izniyle de başörtüsü serbest oluncaya kadar da çıkartmayacağız. Sistemin çürüklerini AKP'ye temizletip değerlerimizin görmezden gelinmesi istenirse biz "orda dur" diyeceğiz. AKP'li yöneticilere sesleniyoruz bizim sizi oraya oylarımızla gönderiş sebeplerimizi hatırlayın ve taleplerimizi yerine getirin. Siz orda bu millete hizmetle görevlisiniz. Aksi takdirde gelecek seçimlerde bizi bulamazsın." denildi.
Çeşitli sloganların da atıldığı basın açıklaması, 6 Eylül 2008 tarihinde 12. Basın açıklamasında buluşmak temennisiyle sona erdi.



BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ:
Sayın basın mensupları, Antalya ve ilçelerinden gelen sivil toplum kuruluşu mensupları ve saygıdeğer Antalyalılar. Akdeniz Dayanışma Platformu (ADAP) olarak "Başörtüsüne Özgürlük Eylemi"nin 11.sini gerçekleştiriyoruz.
Yine olağan bir Türkiye ayı geçirdik. Yani içinde bir sürü olağan üstülüğün olduğu bir ay. Her günü ayrı bir stresi, heyecanı, mücadeleyi barındıran bir ay.
Bizce; bu ayın en çok üzerinde durulması gereken konusu; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin "Ergenekon" adli kanalizasyon borularının patlaması oldu. Pislikler öyle bir ortalığa döküldü ki örtmek gizlemek saklamak mümkün olmadı. Gazetelere, caddelere üzerimize sıçrayan pisliklerde, yılların oyunlarını gördük. Bu toprakların insanları olarak 100 yıllık kandırılışımızı fark ettik.
Meğerse Amerika beslemesi kontrgerillacılar bizleri sağcısı solcusuyla, İslamcısı ateistiyle, alevisi sünnisiyle, kürdü ve türküyle kullanır dururmuş. Meğerse eline her silah alan aynı hedef için ateş edermiş. Meğerse hepimiz ayrı adlar altında tek bir yere hizmet edermişiz.
Ancak biz uyandırdı silkeledi kendimize getirdi bu kötü kokulu irinlerin ortalığa saçılması. Halbuki biz aynı oyuna kaç kere geldik, kaç kere getirildik. Artık aynı delikten bir daha ısırılmak istemiyoruz. Yılların hatalarını tekrarlamak istemiyoruz.
Ne çok suçunuz varmış sizin. Sadece Bahriye Üçok'lar, Necip Hablemitoğulları, Turan Dursun'lar, Uğur Mumcular, Kışlalılar değildi ki mağdurlarınız. Maraş'ta kurşunlananlar, Sıvas'ta yakılıp işkenceden geçirilenler. 12 Eylül öncesinde kıyılan 5500 genç. Gaziosmanpaşa'da taranan kahvehanler ya 30-40.000 taze fidanımızı götüren kirli savaş. Ve sizin her zaman ki ortakçınız medya.
Kimler mağdur edilmedi ki…"Medya" eliyle; sindirme, korkutma ve karalama kampanyaları, iftiralar, andıçlar, fişlemeler, yıldırma operasyonları, töhmet altında bırakılmak istenen saygın şahıslar, Batı çalışma Grubu ve darbenin altyapısı olarak kurgulanan EMASYA ve yazmakla bitmeyecek kadar garabet üstüne, garabet…
28 Şubat'ta bu ülkenin seçimle gelmiş Başbakanına, ağzı bozuk 'general bozuntusu'nun, ağzından salyalar akarcasına, küfürler savurması. Bir başka generalin, dönemin İçişleri Bakanı hanımefendiyi arayarak "Oraya gelirsem seni bakanlığın önündeki kazığa oturturum" şeklindeki seviyesizliği. Yine, başka bir generalin kendilerinden yana tavır takınmayan bir gazeteciyi arayıp "Gelirsem oraya, bir yerlerine süngü takıp ortalıklarda dolaştırırım" edepsizliği…
Bunları unuttuk mu sanıyorsunuz.
"Topyekün Savaş", "28 Şubat Bin Yıl Sürecek" manşetlerinden sonra. Hani siz utanmıştınız! Pişman olmuştunuz! Hani "andıçlar sizin ayıbınızdı. Post modern darbeden sonra çıkıp; "Yanlış yaptık, yapmamalıydık, bizim de bir andıç ayıbımız var, bir daha olmaz" demiştiniz. Hatta utangaç bir edayla özür diler gibi yapmıştınız.
Bir ara "28 Şubat darbe değildi" gibi göz boyama, perdeleme atraksiyonunun fayda getirmeyeceğini görünce 'ört ki ölem' duruşu sergilemiştiniz.
Ama o günler geçti artık. Foyanız meydana çıktı. Maskeniz düştü. Bırakın Türkiye'yi, tüm dünya medyası "Ergenekon"u konuşuyor. Ama malum medyanın Erkenekon'un farkına varması 13 ay aldı. Farkına vardılar da ne oldu? Niyetlerinin gerçekleri ortaya çıkartmak olduğunu mu sanıyorsunuz. Aksine; Canla başla, canhıraş bir çabayla Ergenekon'u savunmaya, konuyu sulandırıp önemsizleştirme çalışıyorlar. Varsa yoksa dertleri gerçekleri karartmak, çarpıtmak, kafa karıştırmak, sulandırmak. Gözlerden kaçmayan bir çırpınış var.
Peki nedir bu gayret, nedir bu işgüzarlık ? Memleketin normalleşmesi için mi? Zinhar hayır! İmar izni için. Vergi vermemek için. Dijital lig yayını için. İhaleler için. Rezidanslar için. Değer mi peki? Üç kuruş için memleketi ateşe atmak! Memleketin itibarını "beş paralık" etmek! Ellerinizi kana bulamak!
Biliyoruz artık. Bu adamlar akıllanmaz. Bunlarda ahlak, edep, insalık, merhamet, sevgi yok. Huylu huyundan vazgeçmez. Hani "alışmış kudurmuştan beterdir" derler ya Bunlarınki de öyle bir şey işte. Alışmışlar yetim hakkı yemeye, Genel yayın yönetmenlerine Bakan aratıp, 'Ne oldu bizim iş' dedirtmeye,"Kaos"tan beslenerek hortumlamaya.
Bakın yine onların bir başka yazarları çıkıp gecen hafta ezana dil uzatma pervasızlığını gösterebiliyor. Ezan için "evin ortasına ses bombası atılmış gibi, bağırtılar" ifadesini kullanabiliyor."Bu Arapça'da ne söylediğini anlamadığım.. çok çok rahatsız edici…" ifadeleri ile bilinçaltını, yerleşik bir kompleksini ortalığa dökmüş olup "Kendi inancının bağırtılarını başkasının hayatına dayatmamalı" diyerek kendi inançsızlığı, kendi tutunacak dalsızlığı ile ezan-ı Muhammedi'yi küçümseyebiliyor.
Köpeklerin serbest bırakıldığı, taşların ise bağlandığı köy misali atlarını istedikleri gibi oynatabiliyorlar. Ama artık bu türden laf ve tezviratlarla bizleri etkileyemeyecekler. Onlar her ne kadar cami duvarına doğru meyletseler de bizler ciddiye almayacağız.
Artık biliyoruz ki bunlar 31 Martları, 1960, 1971, 1980 ve 1997 darbelerini tekrarlamak ve 10 yılda hazinede biriken parayı paylaşmak istiyorlar. Ancak artık kazın ayağı öyle değil. Sizlerin aksiyonlarınıza endeksli reaksiyon göstermeyeceğiz. Bu sefer oyunu size kurdurtmayacağız.
Bu haftanın en flaş olayı ise AKP'nin kapatılmayışıydı. AKP ye ölümü gösterip hastalığa razı etmeye çalışıyorlar. Güya başörtüsü meselesinin üstüne gitmezseniz biz de sizi kapatmayız demeye getiriyorlar. AKP'ye domuz bağını başörtüsünden vurup onu kımıldayamaz kılmak istiyorlar. Eğer AKP bu korku ile başörtüsünü programından çıkarırsa bilinsin ki biz programımızdan çıkarmadık ve Allahın izniyle de başörtüsü serbest oluncaya kadar da çıkartmayacağız. Sistemin çürüklerini AKP ye temizletip değerlerimizin görmezden gelinmesi istenirse biz "orda dur" diyeceğiz. AKP'li yöneticilere sesleniyoruz bizim sizi oraya oylarımızla gönderiş sebeplerimizi hatırlayın ve taleplerimizi yerine getirin. Siz orda bu millete hizmetle görevlisiniz. Aksi takdirde gelecek seçimlerde bizi bulamazsın.
Bu ay ADAP olarak Türkiye Gönüllü Teşekküller vakfı TGTV'nin organize ettiği "Ortak Akıl Hareketi"ne katkı sağlamak için "darbelere dur" demek adına Malatya'ya gittik. Sonraki hafta ise Bursa'daydık.
Geçen hafta da "70 milyon darbeye karşı platformu"na destek vermek için Ankara'daydık.
Ayrıca basına uyguladığı yanlı akreditasyondan dolayı Genel Kurmay Başkanlığını da şahsım adına mahkemeye verdim ve davacı oldum. Bizlerin okumuş olduğu basılı yayınla, seyretmiş olduğu televizyonların muhabir ve yazarlarının neden Genelkurmaya alınmadığını, gerçekleri neden sadece belli bir kesimin -sözüm ona- seçkin gazetecilerinin bilebildiğinin hesabını sormak istedik. Bir dönemin Genel Kurmay başkanının karargaha sefertasıyla yemek götürmek zorunda oluşunu neden sadece belli gazeteciler biliyor, onlar da neden yıllar sonra açıklama cesareti gösterebiliyorlar, anlamak istedik. O günleri inançlı kesimin medyası da bilseydi acaba Ergenekon bu günlere kadar gelebilir miydi, Güngören'de bomba patlar mıydı? Sormak istiyoruz.
Bir başka üzerinde durmak istediğimiz olayda Geçen hafta Antalya'mızda Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü'nün düzenlediği ödül töreninde Antalya 3.sü Zehra Öztürk adlı başörtülü öğrencinin kürsüye çağrılmamasıdır. Zehra'nın annesi bu olaya tepkisini yiğitçe koymuş ve bu küstahlıklarını yüzlerine haykırmıştır. Bizler de ADAP Platformu olarak Zehra kardeşimize verilmesi gerekip de verilmeyen cumhuriyet altınını satın alıp hediye ettik. Zehra'ya gerçek izzet ve şerefin insanlar yanında değil Allah yanında olduğunu hatırlatıp ona moral vermeye, gönlünü almaya çalıştık.
Artık bundan sonra her istediğiniz zaman başörtülü bacılarımıza dokunamayacaksınız, darbe teşebbüsünde bulunamayacaksınız. Aksi takdirde her defasında bizi karşınızda bulacaksınız. Canımız pahasına da olsa bu davamızdan vazgeçmeyeceğiz.
Artık yeter diyoruz. Sizlerin kökü dışarıda birer uzantı olduğunuzu anladık artık. Akdeniz üniversitesini çöplüğe dönüştürdüğünüzü biliyoruz artık. Gözümüz üzerinizde. En ufak bir yolsuzluğunuzu gördüğümüz takdirde bizi karşınızda bulacaksınız. Artık bu memleket sahipsiz değil.
Ey darbeciler bilin ki, sizlerin bizlere reva gördüğünüz bu haince saldırıları kınıyor ve inancımıza, kimliğimize karşı yapılacak her türlü hakareti cevapsız bırakmayacağımızı şimdiden ilan ediyoruz.
Zulme asla boyun eğmeyecek ve bütün yasaklar kalkana kadar, fikirlerimizi açıklamaktan çekinmeyeceğiz, susmayacağız.
Kendini bu ülkenin ayrıcalıklı sınıfı olarak görüp halkı baskı ve zulümlerle sindirmeye çalışan oligarşik diktatörya tasfiye olup zulümler bitene kadar direneceğimizi ve herkes için adalet ve özgürlük taleplerimizi haykırmaya devam edeceğimizi buradan ilan ediyoruz.
6 Eylül Cumartesi gün saat 11 de yine burada 12.sini yapacağımız basın açıklamasında buluşmak ve mazlum Müslümanların haklarının takipçisi olduğumuzu bildirmek üzere hepinizi Allah'a emanet ediyoruz.
ANÇED (ALANYA), SEBİLAY(ALANYA)
HAKSÖZ-HABER

