1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. ABD’de büyüyen kriz seçim söylemiyle gizleniyor
ABD’de büyüyen kriz seçim söylemiyle gizleniyor

ABD’de büyüyen kriz seçim söylemiyle gizleniyor

Ahmet Varol, ABD’nin yapısal sorunlarını çözemediği için seçim söylemleri ve dış gerilimlerle süreci yönetmeye çalıştığını söylüyor.

26 Şubat 2026 Perşembe 10:26A+A-

Ahmet Varol / Yeni Akit

ABD, çözüme değil çözümsüzlüğe doğru ilerliyor!

ABD Başkanı Donald Trump’ın son Kongre konuşması, yalnızca bir politika sunumu değil, aynı zamanda yaklaşan Kasım seçimlerine dönük stratejik bir siyasi bildiri olarak okunmalıdır. Bu konuşmada öne çıkan vurgular, ABD’nin mevcut yapısal sorunlarını çözmekten ziyade, bunları yeniden çerçeveleyerek seçmen davranışını etkilemeye yönelik bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Bugün ABD’nin karşı karşıya olduğu önemli sorunların başında ekonomik kırılganlık, gelir eşitsizliği, artan kamu borcu ve toplumsal kutuplaşma geliyor. Enflasyon baskısı, orta sınıfın alım gücündeki erime ve sağlık sistemi üzerindeki yük, geniş halk kesimlerinde ciddi memnuniyetsizliğe yol açıyor. Buna ek olarak, göç politikaları, sınır güvenliği ve suç oranlarına ilişkin tartışmalar da iç siyasette gerilime yol açan başlıklar arasında yer almaktadır. Ancak Trump’ın konuşmasında bu sorunların derinlikli analizinden çok, daha yüzeysel ve slogan niteliğinde çözümler öne çıktı.


Trump’ın Kasım seçimlerine hazırlık sürecinde yaptığı vaatler, büyük ölçüde seçmeni yönlendirme ve manipülasyon amaçlıdır. Ekonomik büyümeyi hızlandırma, sınırları daha sıkı kontrol etme ve “Amerika’yı yeniden güçlü kılma” gibi söylemler, somut politikalar sunmaktan ziyade güçlü bir retorik üzerine kuruludur. Bu durum, mevcut sorunların üzerinin örtülmesi ve kamuoyunun dikkatinin farklı alanlara yönlendirilmesi çabası olarak değerlendirilebilir. Özellikle dış politika başlıklarının öne çıkarılması, iç sorunların gölgelenmesi açısından işlevsel bir araç haline gelmektedir.

Demokrat Parti ise yaklaşan seçimleri, Trump’ı zayıflatmak ve Cumhuriyetçi söylemin etkisini kırmak için bir fırsat olarak görmektedir. Trump’ın politikalarını “popülist ve gerçeklikten kopuk” olarak nitelendiren Demokratlar, özellikle ekonomi, sağlık ve demokrasi vurgusu üzerinden karşı bir söylem geliştirmeye çalışmaktadır. Ancak bu strateji, yalnızca Trump karşıtlığına dayandığı ölçüde sınırlı kalma riski de taşımaktadır. Zira seçmenin tutumu, yalnızca karşıtlık üzerinden değil, aynı zamanda alternatif vizyonun inandırıcılığı üzerinden şekillenmektedir.


İki büyük parti arasındaki bu derin görüş ayrılıkları, yalnızca siyasi rekabet düzeyinde kalmayıp daha geniş bir siyasi kriz ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Kurumsal güvenin zayıflaması, seçim sonuçlarına yönelik itirazların artması ve toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi, ABD’nin demokratik işleyişi açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Bu bağlamda, seçim sürecinin kendisi dahi bir istikrar testi haline gelmiş durumdadır.

Öte yandan, İran’la muhtemel bir savaş senaryosunun gündemde tutulması, iç politikadaki sorunların geri plana itilmesi açısından stratejik bir araç olarak değerlendirilebilir. Tarihsel olarak dış tehdit algısının, iç siyasi birlik oluşturma amacıyla kullanıldığı biliniyor. Bu çerçevede, İran’a yönelik sert söylemler ve askeri hazırlık sinyalleri, yalnızca dış politika değil, aynı zamanda iç politika dinamikleriyle de yakından ilişkilidir.



Bu arada, siyonist lobinin Trump üzerindeki etkisi de bu süreçte göz ardı edilemez. ABD siyasetinde uzun süredir etkili olan bu yapı, özellikle Orta Doğu politikalarında belirleyici bir rol oynamaktadır. Trump’ın İsrail yanlısı politikaları ve söylemleri, bu etkinin bir yansıması olarak okunabilir. Bu durum, ABD’nin dış politika tercihlerini şekillendirirken, aynı zamanda iç siyasi dengeler üzerinde de etkili olmaktadır.

Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, Trump’ın Kongre konuşması yalnızca bir politika beyanı değil, aynı zamanda derinleşen iç siyasi gerilimlerin ve yaklaşan seçimlerin bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.


Meseleye bu açıdan baktığımızda, ABD’de durumun aslında Trump’ın sunduğu kadar toz pembe olmadığını, gelecek dönemde sorunların küçülmesi değil daha da büyümesi ve bazılarının da ciddi krizlere dönüşmesi ihtimali çok daha yüksektir. Bu açıdan ABD’nin çözümden ziyade çözümsüzlüğe doğru ilerlediğini söylememiz mümkündür.

HABERE YORUM KAT