Asım Öz / HAKSÖZ HABER
Kişiliği muhafazakâr bir çevrede şekillenen ve içinde yaşadığı toplumu İlahi Kelâm’a davet eden Kemal Kelleci(d.1934-Isparta), Türkiye’de özellikle üniversiteli milliyetçi-muhafazakâr/İslâmcı insan unsurunun yakından tanıdığı isimlerden birisidir. 1960’lardan daha yoğun olarak da 1970’lerden itibaren yolu onunla kesişen önemli bir insan unsuru bulunmaktadır. Kelleci’nin hayatının belli dönemeçleri ile kendisini tanıyanların izlenim ve düşüncelerinden oluşan Kapıdaki Yabancı bahsettiğimiz yılların genel havasını “söz uçar yazı kalır” misali yansıtması açısından yakın tarihteki toplumsal (daha da önemlisi zihnî) dönüşümler açısından üzerinde durulmayı hak ediyor.
Kitapçılarda her geçen gün daha fazla biyografinin kavram alanı içinde sayabileceğimiz otobiyografi, hatırat tarzındaki eserlerin yayımlandığının görülmesi bile tek başına yakın tarihin 1960 sonrasının önemini anlatır mahiyette. Şüphesiz bir insanın hayatının her türlü tarihî olaydan soyutlanarak anlatılması biyografik tarihçiliğin yanlış uygulamalarından bağımsız değil.
Buna karşın yakın tarihteki İslâm odaklı tartışmaları, olayları ve yayın faaliyetlerini kişilerden soyutlayarak yazmak son derece eksik olacaktır. Kapıdaki Yabancı, dönemin genel havası içerisinde Kemal Kelleci’nin tarihsel rolünü yerli yerline oturtan yazılar içermesi sebebiyle Türkiye’nin yeniden İslâmlaşma sürecinin ima ettiği imkân ve sorunları irdelemeyi mümkün kılıyor. Aslına bakılırsa, Kelleci ile şimdiye kadar daha detaylı bir nehir söyleşinin yapılmamış olması bile başlı başına ilginç bir olgu. Hele de kaynaklara dönüş, Kur’an ve mealcilik konularında başka ve karşıt açılımlar ve meselenin tümüyle korku/panik düzleminde ele alınması yönünde köşebentler başta olmak üzere pek çok “ajitatörün” on yıllardır istikrarlı bir biçimde gösterdiği karşıt-tavır göz önüne alınırsa.
