Zekât Bir Sosyal Güvenlik Kurumu mudur?

19.03.2017 11:44

Faruk Beşer

syal güvenlik denen şey kısaca, toplumdaki her bir ferdin, kendi iradesi dışında uğrayacağı sosyal tehlikelerin zararlarından korunma garantisidir. Tehlike/risk; hastalık, işsizlik, sakatlık gibi insanın başına geldiğinde onun maddi kaybına, böylece de geçim sıkıntısına sebep olacak olaylardır. O halde Sosyal Güvenlik öncelikle ekonomik bir tedbirdir. Konusu sadece sosyal risklerdir, doğal afetlerle ve manevi risklerle ilgilenmez. Ülke güvenliğinden ve milli güvenlikten de farklı bir şeydir. Sosyal dayanışmadan da farklıdır.

Sosyal Güvenlik bu adla ve bir kurum olarak ilk kez Batıda Sanayi devriminin çalışanlar aleyhine oluşturduğu kötü durumlar sebebiyle doğdu. Birileri, demek ki, her iyi şey gibi Sosyal Güvenlik de Batıda ortaya çıktı ve biz bunu da onlardan aldık sanmasınlar. Çünkü Sosyal Güvenlik alanında Batıda oluşan o kötü durumlar tarihte hiçbir yerde, hiçbir zaman o boyutlarda olmamıştı, onun için kurum olarak Sosyal Güvenliğin de ilk kez Batıda ortaya çıkması tabii idi. Doğal olarak hastalık nerede çıktıysa, tedbir de orada aranmalıydı. Sanayi öncesi toplumlar geleneksel tedbirlerle varlıklarını bir şekilde sürdürüyorlardı ve sosyal tehlikelerle bu ölçüde hiç karşılaşmamışlardı. Şahsî tasarruflar ve akrabalık-komşuluk ilişkilerine dayalı yardımlaşma ve sosyal dayanışma ve sözünü ettiğimiz risklere bu yolla karşı koyma, tarihin her döneminde ve dünyanın her tarafında vardı. Ve elbette Avrupa'da da Sanayi Devrimine kadar öyle ya da böyle mevcuttu ve fonksiyonunu icra ediyordu. Önceleri sosyal tehlikelerin sonuçları hissedilecek boyutlarda olmadığından sosyal güvenlik de dünyada bir müessese olarak ortaya çıkmamıştı.

Bu işin batılı uzmanları Hz. Yusuf'un Mısır'da yedi bolluk yıllarında tahılları başaklarında saklayarak, gelecek kıtlık yılları için tedbir almasının, bilinen ilk geleneksel Sosyal Güvenlik tedbiri olduğunu söylerler. Hz. Yusuf'un bu uygulamasından hareketle, geçen yıllarda Amerika'da Yahudi bir bilim adamının tahılları ve kuru gıdaları başaklarında ve kabuklarında saklamanın doğal bir koruma tedbiri olabileceğine dair bir araştırma yaptığını duymuştum.

Kısaca Sosyal Güvenlik fakirlik ve zaruret içinde bulunan insanlarla ilgilidir, öyle olması düşünülür, iktisadî bir olaydır, bir devlet görevidir, çünkü bu tedbirler kişilerin kendi başlarına halledebilecekleri tedbirler değildir. Bugün sosyal devlet denince de ilk akla gelen özelliği ile vatandaşlarının Sosyal Güvenliğini sağlayan devlettir. Sosyal güvenlik ihtiyacı evrenseldir, herkes böyle risklerle karşılaşabilir. Risklere maruz kalanlara yapılan transferler bir sadaka ve iane olarak değil, bir hak olarak yapılır. Bunun için de talep hakkı doğurur. Yani sosyal güvenlik sadece ahlaka ve vicdana bırakılmamıştır, hukukla sağlanır, icbaridir. Sosyal siyaset içerisinde bir disiplindir, öncelikle çalışanları akla getirir.

Batıda ortaya çıkıp gelişmesi ve bugünkü anlamda bir kurum olması da çok eski değildir, 1880'lerde başlamış, nihayet 1952'de bilinen dokuz sosyal riski sisteme dâhil etmiştir.

Başından beri sanayileşmeyi henüz tanımayan bütün toplumlarda olduğu gibi, hatta onlardan çok daha farklı bir şekilde İslam toplumlarında zorunlu olmayan sosyal dayanışma ve yardımlaşma kurumları mevcuttu ve bunlar zorunlu olanlara çok az iş bırakıyordu. Binlerce kilometrelik İslam dünyasının doğusundan batısına kadar seyahat eden, ilim talebeleri, âlimler, hatta sıradan seyyahlar hiçbir sıkıntı çekmeden birkaç yıl dolaşıp yurtlarına dönebiliyorlardı. İlim uğrunda yapılan 'rihle'ler/uzun yolculuklar böyle gerçekleşmiştir.

Mesela; Müslümanın tevhit inancı, varlığa bakışı, kalıcı âleme imanla motive edilmiş akrabalık ve komşuluk ilişkileri, gönüllü sadakalar, birr ve takva anlayışı, karz-ı hasen, hediyeleşme ve çok farklı amaçlarla kurulan vakıflar zorunlu olan sosyal güvenliğe çok az ihtiyaç bırakıyordu. Sonradan Osmanlıda görülen, Ahîlik, Fütüvvet, Meslek Loncaları gibi kurumlar da bu gönüllü transferleri, en azından belli kesimler için yarı zorunlu hale getirmişti. Ama itiraf etmeliyiz ki, Müslümanlar aslında başından beri var olan asıl ve orijinal kurumlarını, yani zekâtı, sonradan Sosyal Güvenlik denecek olan alanda olması gerektiği gibi bir türlü işletemediler. Neden?

Bunu da gelecek yazımızda ele alalım.

Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim