Ümmetin Taş Atan Çocukları

22.02.2009 14:51

Zeynep Ülkü Taşyürek

Kuşatılmışlığın kafesinde çırpınan yüreklerimiz, bir yol bulup Gazze’ye, Kabil’e, Bağdat’a, Grozni’ye ve daha dünyanın pek çok yerinde zulüm gören müslüman yüreklere ulaşıp kucaklaşmak ister, lakin buna güç yetiremezken; çaresizlik okyanusunu aşıp umuda ulaşmak arzusuyla kulaç atan kollarımız, daha sığ suları aşacak takati bile bulamazken, Gazze’nin, Fırat’ın, Dicle’nin çocukları yıllardır küçücük yüreklerinde büyüttükleri öfkelerini taş yapıp avuçlarına alarak zulme savuruyorlar.

Büyüklerin etik, din, vicdan dışı dünyası çocuklara acımıyor. Gazze’de taş atan çocuklar ya bombalar altında ölüyor veya bu kadar yükü, ıstırabı nasıl taşıdığına şaştığımız minicik bedenleriyle Siyonist İsrailli askerlerin kötü muamele ve işkencelerine siper oluyorlar. Diyarbakır’da, Urfa’da taş atan çocuklar ise sırf birkaç taşı isabetsiz bir şekilde fırlattıkları için (belki ne amaçla attıklarını bile tam olarak anlayamadan) ufacık yaşlarına ağır gelen yirmi yıldan başlayan hapis istemlerine muhatap oluyor ve on yıla varan hapis cezalarına çarptırılıyorlar. Elbette ki derece ve nitelik itibariyle zulümler arasında farklılıklar olabilir. Ama netice itibariyle zulüm zulümdür. Bizler dünyanın neresinde olursa olsun, değil Müslüman’a, herhangi bir insana yapılan her türlü zulmün karşısında olmak durumundayız. Bunlar nihayetinde çocuk. Ve bu çocukların hayatları, gelecekleri, umutları karartılmakta, okullarını bitirmelerine izin verilmemekte, onca yıl hapis cezasından sonra iş bulabilme ihtimalleri dahi kalmamaktadır. Bu sürecin psikolojilerinde bıraktığı izler de cabası. Ve bütün bunlar attıkları bilinçli veya bilinçsiz birkaç taşın sonucu olmaktadır. Böyle bir açmazla karşı karşıya kalan yüzlerce çocuğun oluşturacağı toplumsal travmaya nasıl çözüm bulunacaktır? En önemlisi bu gençlerin gelecekte hayata tutunmaları nasıl sağlanacaktır? Böylesine çetrefil bir sorunlar yumağı oluşturduktan sonra, üstelik bir de bu çocukları toplumun problemli kesimi olarak yaftalamak, bugünlerini ve geleceklerini karartmak hangi insafa, hangi vicdana sığar. Yıllar yılı oluşan birikimler küçücük çocukları bu noktaya getiriyorsa sorgulanması gereken orada şimdiye kadar uygulanan politikalardır. Yapılması gereken ise çocuklara şefkatle yaklaşıp, onları taş atmaya sevk eden zulüm bataklığını kurutmak ve bu kaos ortamında oluşan yaralarını sarmaya çalışmaktır. Yangına körükle giden uygulamalarla, yeni zulümlerin altına imza atarak, taş atan çocukların ellerindeki yeşil kartları iptal edip, onları zindan duvarları arasına itmek değil.

Ama maalesef, “beğenmeyen çeksin gitsin” tarzı kavmiyetçilik ve hamaset yüklü kolaycılıklarla, iktidar sahipleri kendi hatalarının faturasını yine bu mazlum halka kesmeye çalışmaktadırlar. Hayır, sizler bu ülkede adalet ve özgürlük vaat ederek bir şeyleri değiştirebilecek makamlara gelenler, vaatlerinizi tutmak ve bu insanlara yaptıklarınızı beğendirmek zorundasınız. Yaşamın kıyısındaki bu gençlere hayata tutunmanın yollarını göstermekle ve onları yaptıkları eylemlerle orantısız cezalara çarptırıp ömürlerini heba etmemekle de mükellefsiniz. Onların avuçlarında taş izi aramaktan vazgeçin, yüreklerindeki yıkımın izlerine ulaşın, inanın oradaki izler size çözüme ilişkin daha çok şey anlatacak. Dikkat edin, aslında ellerindeki taş değil isyanın yalazıyla kavrulmuş yürekleri, şefkatle dokunabilecek bir el bekliyor. Allah ın insanları renk renk, çeşit çeşit, çiçek çiçek yarattığı dünya bahçesinde onlar Amed in gülleri, kimsenin açmadan soldurmaya hakkı yok. Sizler belki iktidarda olmanın etkisiyle bunu tam olarak hissedemeyebilirsiniz, ama oradakiler bizim kardeşlerimiz, tıpkı Gazze’dekiler gibi. Filistin’deki kardeşlerimizin acısı nasıl yüreğimizi kanırtıyor, yıllardır gönlümüzde mazlum insanlar ve Müslümanlar için oluşan yaraları tekrar kanatıyorsa, Kürt bölgelerindeki kardeşlerimizin sıkıntısı da kalplerimizdeki yarayı derinleştiriyor. Çünkü hepimiz aynı ümmetin mütemmim cüz’üyüz. Bir vücut gibi olmak, hangi parçaya zarar gelse ümmet bilinciyle bunu derinden hissetmek durumundayız. Hangi mütemmim cüz ümmetten ayrı değerlendirilse ümmet ümmet olma vasfını kaybeder. Gazze’de, Lübnan da, Diyarbakır da, Bağdat ta, İstanbul da yaşayan çocuklar bizim evlatlarımız, ümmetin geleceği. Onların ezilmesine, sömürülmesine, örselenmesine, öldürülmesine daha fazla sessiz kalmayacağız.

  • Yorumlar 9
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim