Türkiye'nin, Kürt sorununa şaşı bakışının belgesi...

12.04.2011 00:20

Mehmet Ali Birand

Kürt sorunu hakkında çok inceleme okudum. Hepsi de değerli çalışmalardı. Son çalışma SETA’nın ( www.setav.org) yayınladığı “Türkiye’in Kürt Sorununun Hafızası”. Kitabın yazarı Hüseyin Yayman. Çalışma Kürt sorununun Şark meselesinden Demokratik Açılıma kadarki tüm sürecini kapsıyor.
Bu kitap, araştırmacılar için bir hazine gibi.
Türkiye’de devlet mekanizmalarınca hazırlanan, siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin bugüne kadar yazdığı Kürt raporlarını teker teker incelemiş ve son derece değerli sonuçlara varmış. Daha doğrusu, Türkiye’ nin Kürt sorununa nasıl şaşı baktığını ortaya dökmüş.
En önemlisi, bugüne kadar, Kürtler ne istemiş ve ne kadarını elde etmiş?
Yani tam bir bilanço...


"Kürt dayaktan anlar korkutursan boyun eğer"
Türkiye, bugün Kürt sorunu diye adlandırdığımız başkaldırılarla ilk defa 1921 yılındaki Koçgiri isyanı ile tanıştı. Ancak sevlet bunun nedenini ya anlamadı ya da anlamak istemedi, sonrasındaki her gelişmeyi de haydutluk diye niteledi.
Yayman’ın çıkardığı sonuçlar şaşırtıcı:
- Dünden bugüne kadar, böylesine önemli bir sorunla yaşayan Türk devlet mekanizması, siyasi partileri ve sivil toplum örgütleri topu topuna 70 rapor yazmışlar. Herşey genelde askere bırakılmış.
- Genelinde de, raporlar kapsamlı bir çözüm veya vizyon dolu öneriler getirmiyor. Aksine, günü gününe geçici önlemler, taktik ve stratejilerin yer değiştirdiği, çok yüzeysel bir yaklaşım içindeler.
- 1920’lerden 1950’ye kadarki dönem çok önemli. Bu dönem tam anlamıyla, Kürtleri ezmek, vurmak dağıtmak üzere planlamış. Ankara’yı korkutan ayaklanma 1925 Şeyh Sait isyanıdır. Ülkenin bölünme kompleksinin yerleştiği olaydır ve bunun sonucu 1937’deki Dersim operasyonuyla birlikte bölge kapatıldı. Yatırımlar durduruldu. Zorunlu iskan, Türkleştirme ve asimislasyona gidildi. Son derece fakir, aşiret reislerine bırakılmış bir Güneydoğu yaratıldı. Yine de, böylesine sıkı denetlenen bu süreçte 14 ayrı isyan yaşandı.
- 1960-1980 arasında, ilk uyananlar sol partiler oluyor. SHP ve CHP, bu olayın sadece güvenlik sorunu olmadığına dikkat çeken tek siyasi parti konumundaydı, ancak onlar da ısrarlı davranmadılar. Raporlarının arkasında durmadılar.
- 12 Eylül Darbesi, tek parti dönemindeki gibi, bu soruna aynı yaklaşımı geri getirdi. “Kürtler güçten anlar. Vur kafasına, as birkaçını, hemen devlete biat ederler” politikasına geçildi.
- En önemli değişiklik PKK’nın devreye girmesi ve terör başlatmasıydı. Bunun üzerine, devlet daha da sertleşti. Olağanüstü hal ilanları, köy korucuları, DGM’lerin kurulması ve düşük yoğunluktaki bir savaşa girildi.
- Sağ ve milliyetçi partilerin (Özal’ın kişisel yaklaşımı hariç) olsun, devletçi bakışı benimseyen sivil toplum örgütlerinin olsun (TUSİAD’ın Prof. Ergil raporu hariç) tüm raporları askerin çizgisinde. Tüm raporlar, güvenliğe öncelik veriyor. Kürtlere biat ettirmek ve ülkeyi böldürmemek tek hedef.
Özetlemek gerekirse, Türkiye genelde siviliyle, askeriyle Kürt sorununa ilk gününden itibaren şaşı bakmış. Türk tarafından bu kabuğu kıran en ciddi gelişme, Ak Parti’nin getirdiği, ancak şimdiye kadar henüz sonuç vermeyen Demokratik Açılım...


"Türk, dayatmazsan hiçbir şey vermez..."
Türk kamuoyundaki Kürt sorununa bakış ne yazık ki, PKK terörüyle birlikte değişmiştir. Ne yazık ki, binlerce şehit verilmeye başlanmış, tüm askeri önlemlere rağmen bir sonuç alınamamıştır, işte o zaman kamu oyu Kürt sorunuyla farklı şekilde ilgilenir olmuştur.
Yayman’ın bu konudaki bulguları da çok ilginç,
Kürtler neler istemişler ve neleri elde etmişler?
Bir liste yapmış.
Kürtler ne istemişlerse, Türkiye devleti ilk başta direnmiş. Devlet bir türlü karar verememiş. Ne zaman ki olaylar artmış, cenaze sayısı yükselmiş, yani iş işten geçtikten sonra, aynı istemi kabul etmiş. O zaman da, atılan adımın değeri kalmamış.
Liste çok uzun:
- Anadilde eğitim konusundaki önlemler.
- TV ve radyo yayınlarının serbest bırakılması.
- Yakılan köylere geri dönüş, tazminat verilmesi, değiştirilen tüm isimlerin geri verilmesi.
- Olağanüstü halin, aşırı güvenlik önlemlerinin ve DGM’lerin kalkması.
- Geri kalan istekler de şunlar: Ana dilde eğitimin serbest bırakılması -genel af- yerel yönetimler vasıtasiyle Kürtlerin kendi kendilerini yönetmelerine izin verilmesi.
Özetle, politikasızlık ve kararsızlık, Türkiye’yi bugünlere taşımış. Bu adeta zamanında atılmayan adımların şimdi hoyratça harcanması demek.
Şimdi geriye son şans olarak, seçim sonrasında devreye girmesi beklenen Demokratik Açılım kalıyor.
O da yürümezse, tekrar teröre mahkum olacağız, demektir.


Dersim Kürt tedibi (1937-1938)
Mutlaka, amma mutlaka Mahmut Akyürekli’nin bu kitabını okumalısınız.
T.C Devleti’nin Kürtlere başından bu yana nasıl anlayışsız, nasıl gaddarca davrandığını ve bölge halkına nasıl eziyet ettirdiğini anlamak istiyorsanız, mutlaka okuyun. (Kitap Yayınevi- www.kitapyayinevi.com)
Ben tüylerim diken diken okudum.
Devlet raporlarına ve üstünde tartışma yapılamayacak verilere dayandırılmış.
Daha da önemlisi, devlet kafasının nasıl işlediği ortaya çıkıyor.
Bu iki çalışmayı bir araya koyduğunuz zaman, neden bugünlere kadar devlet olarak süründüğümüzü ve bu soruna bir çare bulamadığımızı çok daha anlıyorsunuz.
Hepimiz için derslerle dolu iki çalışma.
Her iki araştırmacıya da teşekkürler

MİLLİYET

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim