Türbülanstaki Avrupa

19.06.2008 04:59

Alexander Adler

Kimyasal saflığıyla, İrlanda'nın oyu, Avrupa Birliği'nin karmaşıklığının ve zorluklarının oluşumunu muhtemel kıldığı bir reaksiyon doğurdu. Avrupa'nın biyolojik karmaşıklığı kesin yargılarda bulunmamızı olanaksız kılıyor ama zorunlu olarak büyük zıtlıklar içeren bilançoların çıkarılması imkânını da sağlıyor.

Avrupa, Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bu yana 2 büyük hedefe ulaşmayı başardı: Ortak para ve Doğu'ya doğru genişleme. Son derece iyi işleyen ortak para Euro, doların, Demokratlar, Cumhuriyetçiler ve Amerika'nın para otoritelerinin mükemmel uzlaşıyla örgütlendikleri büyük değer kaybı nedeniyle aşırı değerli hale geldi. Kanlı kavgaları, hatta bunlardan en sonuncusu olan Kosova'dakini de sona erdiren genişleme aynı zamanda Avrupa'da kurumların işlev bozukluğunu da sisteme soktu. Birbirinden ayrı 5 jeopolitik bütün ve yine onların yakın komşusu 3 ayrı bütünü oluşturmak mümkündür:

Berlin'de büyük bir koalisyon hüküm sürmektedir: Batıda Hollanda, güneyde Avusturya ve İsviçre. Bu bölgede tüm siyasi tarafların birleşmesi yeni bir toplumsal sözleşmenin imzalanmasına ve dış pazarlara yönelen ekonomilerin harekete geçirilmesine olanak sağlayacaktır.

Cermen topluluğunun güneyindeki büyük Latin ülkelerinde ise, tam aksine, sağ ve sol arasında daha katı bir bölünme varlığını sürdürmektedir. Neredeyse birbirine eşit iki gücün hâlâ süren karşı karşıyalığı, Avrupa fikrine kazanılmış olan geleneksel güçlerin Avrupa kuşkuculuğuna doğru kaymasını engellememektedir.

Bu Avrupa'nın batı çeperinde, Euro'yu kabul eden ve Avrupa inşasına daha gönülden katılan İrlanda ve Finlandiya cumhuriyetleri bulunurken diğer tarafta Büyük Britanya ve İskandinav krallıkları bulunmakta. Britanya ve İskandinav ülkeleri, refahları Avrupa pazarındakinden çok dünya pazarında olduğu için ortak para ve önemli bölgesel transferlere dahil olmayınca kuşkuculuk hakim oldu.

Simetrik olarak Batı Slavları, Polonyalılar ve Çekler ve tabii ki Baltıklılar, ekonominin önceliğine ve Fransız-Alman çiftinin sağlamlığına inanan ilericilerle, uluslararası stratejinin önceliğine inanan ve Amerikan askerî varlığını, Moskova'yla fazla sempati içinde olan Avrupa işbirliğinin faydalarından daha önemli bulan muhafazakârlar arasında bölünmüşlerdir.

Londra-Varşova simetrisinden sonra nihayet Moskova-Ankara asimetrisi. İngiltere'nin egemenliğindeki kuşkucu Avrupa 100 milyon nüfusa doğru giden bir Türkiye'yi alıp gelecekte her türlü Avrupa bütünleşmesini yasaklamak için entegre etmek istiyor. Fransa-Almanya Avrupa'sı ise aksine bir enerji bağımsızlığına sahip olmak için yeni Rusya'ya elini uzatmaktadır.

Akdeniz Birliği perspektifi Arap dünyasında bir grup Avrupa'ya ve zımni olarak demokrasiye yönelen devletin ortaya çıkması sonucunu vermektedir: Fas, Tunus, Ürdün, Filistin yönetimi ve giderek Suriye. Diğer tarafta ise, Cezayir, Libya ve gizli bir biçimde Mısır ve fiili olarak Avrupa-İran çatışmasının ortasında kalan Lübnan'dan oluşan otoriter bir ret cephesi bulunmaktadır. Tüm kurumsal çözümler Avrupa alanında gerçekte gitgide daha görünür hale gelen bu parçalanmayı çözemez.

Buna karşılık Avrupa alanının karmaşıklığı onun evrimini rastlantısal hale getirmektedir. Sadece iki topluluğun, Cermen ve Latin topluluğunun, sıkıntısız bir biçimde Büyük Britanya ile bir ekonomik birlik, Rusya ile Polonyalılara güvence verecek bir kenetlenme ve Türkiye'nin yeni Avrupa'nın Müslüman üçüncü kutbu haline getirecek olan girişini önerecek bir manyetik alan oluşabilir. 14 Haziran 2008, Le Figaro

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim