Suriye’deki Muhalefet ve Olası Gelişmeler

16.11.2011 03:42
Suriye’deki Muhalefet ve Olası Gelişmeler
İran ve Rusya'nın Suriye konusunda tavır değişikliğine gitmesi an meselesidir! Bu ülkelerin muhalefeti Suriye'nin menfaatleri üzerine değil, Suriye'nin alacağı yeni pozisyonlar üzerinedir.

Suriye meselesinde yeni aşama
Gökhan BACIK - OSAM Direktörü

Görünen o ki, Suriye meselesinde yeni bir safhaya (belki de son safhaya) girilmiş bulunuyor. Siyasetin doğal neticesi, her ülkenin oluşan şartlara göre yeni bir pozisyon almasıdır.

Nitekim Türkiye de Suriye konusundaki tavrını ciddi ölçüde değiştirmiştir. Türkiye'nin yeni aldığı pozisyon kabaca şöyle özetlenebilir: (1) Suriye rejiminden reformlar konusunda ümit kesilmiştir; (2) Esed ile anılan hâlihazır Suriye rejimi bir an önce değişmelidir. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, 1 Kasım 2011 günü yaptığı Meclis grup toplantısında Suriye'de hükümete karşı ayaklanan insanları "Suriye'nin şanlı direnişi" olarak selamlamıştır. Hiç şüphe yok ki, Türkiye Başbakanı'nın Suriye'deki muhalefeti bu şekilde tanımlaması Türkiye'nin Suriye konusunda artık geri dönülmez bir yola girdiğini tescil etmektedir.

Peki, bundan sonra nelere dikkat etmek gerekiyor?

İlk olarak şunun altını çizmek gerekir ki, Arap Baharı olmasaydı dahi Türkiye ve Suriye ilişkileri uzun soluklu olmayacaktı. Suriye otoriter ve mezhepsel bir rejime sahiptir. Türkiye ise demokratikleşen ve üstelik bunu Sünni İslam'ın dinamik aktörleri ile gerçekleştiren bir ülkedir. Arap Baharı olmasaydı dahi bu iki ülke bir zaman sonra ya Lübnan yahut demokrasi yahut başka bir konu yüzünden karşı karşıya gelecekti. Üstelik Türkiye'nin yavaş yavaş ekonomik bir etki alanına çevirdiği Kuzey Suriye'deki Sünni tüccarlar zaten Şam'da bir alerji oluşturmaya başlamıştı. Bütün olumlu gelişmelere rağmen Şam'daki bürokratlar, Türkiye ile ilişkiler konusunda "çok ihtiyatlı bir iyimserlik" içindeydiler. Dolayısıyla hem iç politikada hem bölgesel siyasette Türkiye ve Suriye'nin önemli konularda uzun süreli uyum sağlaması pek mümkün görünmemekteydi.

İkinci çok önemli nokta, Suriye muhalefeti ile olan ilişkidir. Burada kritik soru Türkiye'nin bu muhalefeti hemen tanıması konusunda alacağı karardır. Suriye muhalefetini resmî olarak ilk tanımak statüsü önemlidir. Muhakkak bir ülke çıkıp bu muhalefeti ilk olarak tanıyan ülke unvanını kazanacaktır. Burada kritik soru şudur: Bu ülke Türkiye mi olmalıdır? Türkiye'nin hızla bu sorunun cevabını diplomatik alanda ortaya koyması gerekmektedir.

TÜRKİYE SAVAŞA MI İTİLİYOR?

Bu bağlamda bazı çevreler, belirli bir ezberi kamuoyuna pompalamaktadır: Güya "Türkiye, Suriye'ye karşı bir savaşa itilmektedir, Türkiye Suriye konusunda ABD oyunlarını bozmalıdır, Türkiye Batı'nın taşeronu olmamalıdır vb." Türkiye'ye güya anti-emperyalizmin kahramanlığını öğütleyen bu çevrelere şunu da hatırlatmak lazım: Bir ay önce İran, Suriyeli bazı muhaliflerle görüşmüştür. Mesela İran'ın hoşlanacağı tarzda bir muhalif olan Haysem Menna, İranlı hatırı sayılır kişilerle görüşmektedir. Aynı biçimde Rus Dışişleri Bakanı, bizzat başka bir Suriyeli muhalif Burhan Ghaillon ile görüşmektedir. Lafın kısası, İran ve Rusya, bir taraftan Batı'ya direnen adamlar rolünü oynarken bir taraftan da kendi hesaplarına göre bir muhalefeti oluşturmak için uğraşmaktadırlar. Dolayısıyla şunu açıkça yazmak gerekiyor: İran ve Rusya'nın Suriye konusunda tavır değişikliğine gitmesi an meselesidir! Bu ülkelerin muhalefeti Suriye'nin menfaatleri üzerine değil, Suriye'nin alacağı yeni pozisyonlar üzerinedir. Eğer bu ülkeler bazı konularda tatmin edilirse Suriye konusunda tavır değiştireceklerdir.

Ancak burada önemli adım Arap Ligi'nden gelmiştir. Lig'in Suriye'ye karşı yaptığı açıklama çok önemli iki madde içeriyor. Bunlardan en önemlisi açıklamanın 6. maddesidir ki bu, resmen Suriye muhalefet liderlerini görüşmek için davet içermektedir. Yani Arap Ligi, Esed rejiminin meşruiyetini silip Suriye halkı adına görüşme yetkisini muhalefete verebileceği işaretini göndermiştir. Anlaşıldığı kadarı ile temel sorun artık muhalefetin örgütlenme yeteneğidir ve bu mesele hallolduğu zaman -yani Libya tipi bir muhalif konsey kurulursa- Arap Ligi bu kişilerle görüşmeye hazırdır. Dahası, Arap Ligi'nin Suriye karşıtı açıklamasının 3. maddesi, açıkça Suriye ordusunu merkezî hükümetin emirlerine rağmen siyasi kavganın dışına çıkmaya davet eder mahiyettedir. Yani iki madde bir arada okunursa Şam rejimi sonrasına yönelik ciddi bir kararlılığın ipuçları rahatlıkla görülecektir. Bir bakıma Lig'in özellikle muhalefetle görüşmeler konusunda aldığı karardaki 6. madde Suriye meselesinin uluslararası boyutlarını yeni bir evreye götürebilecek kapasitededir.

Yukarıdaki gelişmelerin ışığında Türkiye, Suriye siyasetini yeniden oluştururken gözden kaçmaması gereken bazı faktörlerin olduğunu unutmamak lazım. İlk olarak, Şam rejimini muhakkak değiştirmek için siyaset izleyen güçlü bir blok (bunun içinde epey bir Arap devleti de var) bulunuyor, ikinci olarak reform yapma ihtimali olmayan ve şiddet kullanan bir Şam rejimi var, üçüncü olarak Şam rejiminden mağdur olan Suriyeli insanlar var ve son olarak da bütün eleştirisine rağmen süreci tamamen durdurma imkânı olmayan İran gibi ülkeler var. Bu dört faktörden çıkabilecek tek bir sonuç/siyaset vardır: Türkiye, Şam rejiminin değişmesi için elinden geleni yapmalıdır. Farklı tarafların, Şam rejiminin geleceği konusunda bilek güreşine giriştiği bir ortamda Türkiye'nin düşük profilli kalması uzun vadeli bir intihar olur. Türkiye yüksek bir profil takip etmeli ve bu da Şam rejiminin değişmesi yönünde olmalıdır. Şunu unutmamak gerekir ki geçen on yılda olup bitenlere bakacak olursak Şam'a karşı bu pozisyonu almak hakkına en yüksek ahlaki düzeyde sahip ülke Türkiye'dir.

Türkiye ve İran'ın eskiden beri pek çok alanda bir tür rekabet içinde olduğu bölgesel bir gerçektir. Bu rekabetin en son ve somut örneği ise Suriye üzerinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin türlü konularda İran hakkındaki siyaseti de önem kazanmıştır. Türkiye, her şartta İran'a karşı bir askerî müdahaleye karşı olmalıdır. Ortadoğu'da çatışmalardan en çok zarar gören ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Bu nedenle Türkiye, İran'a karşı özellikle İsrail kaynaklı tek taraflı askerî müdahale ihtimallerini daha sert eleştirmelidir. Ancak bu siyasetin dengesel bir karşı tarafı da vardır: İran'ın bölgesel profilinin çok yüksek olması Türkiye için de iyi bir şey değildir. Çünkü İran, başta Suriye olmak üzere pek çok konuda Türkiye'nin yapmak istediklerine alternatif projeleri desteklemektedir. Şüphesiz bu da İran açısından tabii bir durumdur. Ne var ki bu dinamikler Türkiye'yi İran konusunda daha hassas bir siyasete zorunlu kılmaktadır: Türkiye bir taraftan İran'a yönelik askerî müdahale çağrılarına karşı gelmeli, diğer taraftan kendi hesabına uygun biçimde İran'ın bölgesel etkinliğini belirli bir kalıbın içinde tutmaya çalışmalıdır.

ZAMAN 

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim