Suriye'de, Zor Oyunu Bozacaktır

04.11.2013 21:53

Mustafa Siel

Suriye'de Oyun Üstüne Oyun

Suriye'de Mart 2011'de başlayan intifada 30 ayını doldurmuş durumda. Gelinen durum itibarıyla, muhaliflerin her geçen gün ciddi başarılar ve ilerlemeler sağladığı, Esed ve işbirlikçilerinin ise gün geçtikçe gerilediği ve tükenme noktasına geldiği bir noktadayız. Öyle ki rejim artık sadece uçaklarla sivil halkı vurarak katliam yapmaktan ve şebbiha denen insan kılıklı şeytanlara işkence, tecavüz ve katliam yaptırmaktan başka bir varlık gösteremiyor.

Nusayrilerin güdümünde olmak kaydıyla, Esed'li yada Esed'siz Baas yada bilmem ne ismi altında rejimin devamını arzulayan batılılar ile onların direk yada dolaylı işbirlikçileri, intifadanın ilk gününden itibaren rejimin devamı için tüm kartlarını oynuyor, oyun üstüne oyun kuruyorlar.

Batı ve işbirlikçileri, İsrail'in güvenliği, İslam dünyasındaki çıkarlarının korunması ve devamı, İslamın hiçbir memlekette gerçek manada iktidara gelmemesi için; hiç bir hak hukuk, ahlaki sınır vs. tanımadan her türlü planı (keyd) ve oyunu (mekir) kurguluyor ve uygulamaya çalışıyorlar. Amaçlarına ulaşmaları açısından, ne Suriye'nin mazlum halkının acıları ve kitleler altında öldürülmeleri, ne de başka dramlar ve haksızlıklar onları zerrece ilgilendirmiyor.

Bu nedenle, Suriye halkının 50 yıldır nüfusun % 10'unu teşkil eden Nusayri azınlığa dayanan despotik katil bir rejim tarafından köleleştirilerek güdülmesi vakıası onlar açısından olumlu bir durum olduğu gibi, bundan sonra da bu köleliğin devamını arzuluyor ve bu yolda ellerinden gelen tüm gayreti gösteriyorlar.

İntifadanın başlarında, bu azınlık rejimince İran ve Hizbulesed'in kayıtsız ve sınırsız desteklerinin de yardımıyla kendi gücüyle bastırılabileceği ihtimaline binaen,  rejimin düşük yoğunluklu işkence ve katliamlarına sessiz kalındı. Bu esnada, Suriye üzerindeki emellerinin sigortası niteliğinde olmak üzere, ileride rejimin düşmesi ve iktidarın Sünni güçlere geçmesinin kaçınılmaz olması durumunda, kendi güdümlerinde olacak Sünni güçlere geçmesi için taban oluşturmak amaçlı bekle ve gör pozisyonunda kalmak kaydıyla, sözde barış görüşmelerini ihmal etmediler.

İran ve Hizbulesed'in sınırsız ve kayıtsız desteğine rağmen rejimin altının her geçen gün boşalması ve yıkılma emarelerinin görülmesi üzerine, Cenevre'de tekrar sözde barış görüşmelerini gündeme getirerek; rejimin kaçınılmaz olarak yıkılması halinde, iktidara kendi güdümlerinde bir yönetim getirmek için zemin oluşturma çalışmalarına ağırlık veriyorlar. Bunu yaparken de, çıkmadık canda ümit vardır deyişinde olduğu gibi, belki ayakta kalabilir ümidiyle rejimin devamı için ellerinden gelen gayreti göstermekten de geri durmuyorlar.

Bu Saatten Sonra Suriye'de Barış Gayri Mümkündür

İntifadanın başlarında, bu kadar zayiat verilmemişken ve muhalifler bu kadar güçlenmemişken, belki bir barış anlaşması mümkündü. Gerçi böyle bir anlaşma bile yapılsa, aslında sorun çözülmüş olmayacak, belki taraflar amaçlarına başka araçlarla varmaya çalışacak yada sorun ileride tekrar ele alınmak üzere dondurulmuş olacaktı. Tabi ki, anlaşma nedeniyle muhaliflerin batı ve işbirlikçilerine diyet borcu olacak ve en azından bunun ağırlığı altında ezileceklerdi.

Lakin bu kadar zayiatın, vahşetin, canavarlığın ardından, üstelik direniş bu kadar güçlenmiş ve rejim bu kadar zayıflamışken; bu noktadan sonra batının razı olacağı bir barış demek, tüm kazanımların kaybı ile bunca acının boşa çıkarılması anlamına gelecektir. Üstelik batı Türkiye'de Gezi olayları, Mısır'da askeri darbe ve Şam'daki kimyasal katliama karşı tarafgir ve adaletsiz tutumuyla, adil ve Müslümanların lehine bir barışı asla kabullenmeyeceğini ortaya koymuşken.

Suriye yeni bir Bosna olmamalıdır. Bosna coğrafi ve etnik şartları nedeniyle Müslümanlara kurulmuş bir tuzak mahiyetindeki sahte bir barış anlaşmasıyla zorunlu olarak soğutulmaya bırakılmış bir sorundur. Lakin Suriye hem coğrafya ve hem de etnik şartlar nedeniyle yeni bir Bosna olmak zorunda değildir ve olmamalıdır. Suriye'nin mevcut şartlarında Allah'ın izniyle zafer mümkündür.

Bu nedenle Suriye'de bu noktadan sonra muhalifler ile Batı ve işbirlikçilerinin müştereken razı olabileceği bir barış mümkün ve ahlaki olmayıp, artık tek çözüm yolu rejim devrilene kadar kesintisiz cihattır.  Rejimin devrilmesi için tüm ağırlık cihada verilmeli, rejimin çökmesi için maddi ve manevi tüm metotlar kullanılmalıdır.

Bu esnada barış beklentisinden vaz geçildiği gibi, batılılar ve işbirlikçilerinin masaya süreceği barış seçenekleri de ret edilmelidir. Ancak rejim çöktükten ve iktidarın muhaliflerin eline geçeceği netleştikten sonra, inisiyatifin tamamen muhaliflerin elinde olması şartıyla, insani durumun gözetilmesi ve geçiş döneminin daha az sancılı olması açısından, batılılar ve işbirlikçilerinin güdümünde olmayan ve etkilerine kapalı olan adil bir barışa dair görüşmeler düşünülebilir.

Suriye'nin Geleceğinde Tek Alternatif İslam Devleti Olmalıdır

Bu gün muhalefetin neredeyse tamamına yakını, çeşitli tonlarıyla İslamcılardan, İslam devleti ideali taşıyan gruplardan oluşmakta, Suriye halkının büyük bölümü de bu gruplara ve hedeflerine onay vermektedir.

Suriye halkı genelinde İslami hassasiyetlerini kaybetmemiş olup, geçmişinden bu güne İslam Devleti anlayışına sahiptir. Bunca yıldır boyunduruğunda kıvrandıkları batılılar ve işbirlikçisi despotik yönetimlerden kurtularak, bir eminlik ve adalet devleti olmaya namzet olan İslam Devletine kavuşmaları, çektikleri bunca acı ve ödedikleri bunca bedelden sonra en tabi haklarıdır.

Oluşturulacak İslami devlet düzeni velev ki arzulanan şartları sağlayamasa bile, Nusayri azınlığın güdümünde yada batı aşığı laik işbirlikçilerin liderliğindeki bir yönetimden her halükarda daha iyi bir ortam sağlayacak, hem de ibadi - siyasi bir görevin yerine getirilmesi sağlanmış olacaktır.

Gerek Nusayri, gerek Hıristiyan ve gerekse Sünnilerden, Esed rejimini destekleyenler, rejimin suç ortağı konumunda olup, bunların Suriye'nin geleceği konusunda söz hakları olamaz. Bunlardan rejimin suçlarına karışmamış olanlar azınlık - zimmi haklarına sahip olarak Suriye'de yaşamaya devam edecekler, suçlara karışanlar ise, en ağır şekilde hak ettikleri cezalara çarptırılacaklardır.

Suriye Muhalefetini Ancak Cephede Savaşan Gruplar Temsil Edebilir

İntifadanın ilk dönemlerinde SUK ve SMDK gibi cephede olmayan sivil unsurlarının Suriye muhalefetini temsil etmesi makul idi. Çünkü ne cephedeki muhalefet unsurları bunu sağlayacak durumda idi, ne de batı ve işbirlikçilerinin SUK ve SMDK üzerinde bu günkü gibi etki ve güdümleri söz konusu idi. Bu saatten sonra batı güdümüne girebilecek, halktan ve cephe gruplarından kopuk yapılara temsiliyet imkanı tanınması, Suriye'de yeni bir 1923 - T.C. faciasının yaşanmasına dahi sebep olabilir.

Zaten artık cephe grupları kendilerini temsil edecek konuma gelmişlerdir ve SUK ve SMDK gibi yapılara ihtiyaç kalmamıştır. Cephe grupları kendilerini temsil edecek istişari yapılar oluşturmalı, savaş sürecini ve sonrasını bu istişari üst yapılar yönlendirmeli, ileride barış görüşmeleri söz konusu olduğunda bu yapılar katılmalıdır. Cephe gruplarının uygun görmeleri halinde, oluşturdukları üst istişari yapıların, SUK ve SMDK ile işbirliği yapmaları veya beraber çalışmaları söz konusu olabilir. Bu yapılar aynı zamanda savaş sonrası oluşturulacak geçici yönetimin çekirdeğini de oluşturmalıdır.

Türkiye Hükümeti Muhalefeti Barış Masasına Oturtmaya Uğraşmaktan Vazgeçmelidir

Hükümetin Suriye intifadasına desteği ile sürecin başlarında az zayiatla barış yapılmasına dair samimi çabaları inkar edilemez. Bu meyanda hükümetin Batının çıkarlarını değil, Suriye halkının çıkarlarını öncelediği açıktır.

Lakin gelinen noktada Suriye halkının çıkarları artık SUK ve SMDK gibi yapılarda ve birer tuzak olan Cenevre görüşmelerinde değildir. Bu nedenle hükümet cephedeki muhaliflere elinden gelen desteği yapmaya devam etmenin yanında, muhalefetin gerçek temsilcilerini desteklemesi, en azından kösteklememesi gerekir.

Bu tavır şimdiye kadar izlediği Suriye politikasının ahlaki bir gereği olduğu gibi, Suriye halkının çektiği acılar ve zayiata karşı adil bir yaklaşım olacaktır.

Suriye Rejim Devrilene Kadar En Önemli Ve Öncelikli Gündemimiz Olmalıdır

Maalesef Suriye tek acımız, tek gündemimiz değil. Başta Mısır ve Filistin olmak üzere pek çok önemli ve acil gündemlerimiz var. Fakat, şartlar gereği, Suriye rejim devrilene kadar en önemli ve öncelikli gündemimiz olmalı ve bu gündem devam etmeli.

Suriye'deki silahlı gruplar Suriye üzerine oynanmak isteyen oyunu zorla bozmak için maddi ve manevi tüm güçleriyle cihada devam etmeli, tüm dünya Müslümanları da onları maddi ve manevi yönden tüm güçleriyle desteklemelidirler.

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim