1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Bayçöl

  3. Şivan Perver'in durduğu yer Kürt resmî ideolojisinden daha güçlüdür
Hüseyin Bayçöl

Hüseyin Bayçöl

Yazarın Tüm Yazıları >

Şivan Perver'in durduğu yer Kürt resmî ideolojisinden daha güçlüdür

A+A-

Şivan Perver'i bir zamanlar idolleştirdikleri halde şimdilerde aforoz etmeye çalışan kimi Kürtçüler ve her fırsatta açılımı vurmaya gayret eden kimi Türkçüler, sanatın insanı nasıl da dönüştürdüğünden habersiz oldukları için, politik yaftalamalarla gene Şivan Perver'in son tavrını çarpıtarak yorumlamaktadırlar. Vicdan ve o vicdanın tercümanı olan sanatsal duruş, her iki cenahtaki kan tüccarlarına üstün gelecektir.

Aynı sütunlarda Şivan Perver'e dair yazdığım ikinci yazıdır bu. Hayat tarzımızın, felsefi yaklaşımlarımızın apayrı olduğunu kendisine de ifade ettiğim bu ozanı bir kez daha tebrik ederek vurgulamak istiyorum ki Şivan, kelimenin en şiirsel tarifiyle bir ozandır.

Ve gözlemleyebildiğim kadarıyla bu dobra ozan, ilk gün gadre uğramaya, yok sayılmaya, insanların ağızlarına analarının ak sütüyle giren bir dilin yasaklanmasına, darbecilere, zulümlere karşı nasıl itiraz etmişse bugün de aynı duygu, düşünce ve tabii refleksle Kürt egemenlerine karşı itiraz etmektedir.

Doğru veya yanlıştı ama Şivan Perver otuz yıl önce sanatçı duyarlığıyla saf belirlemişti ve bugün de Kürt sorununun derebeylerine karşı çıkan da onun içindeki sanatçıdır. Şivan Perver, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'la görüştüğü için PKK ve BDP başta olmak üzere birçok Kürtçü dergi, gazete ve internet platformu tarafından hain ilan ediliyor ama o, gündemdeki son sözlerinde de hakikaten yüreğinin emrettiği gibi davranıyor.

Hani kitabın tam ortasından yazacak olursak, Şivan da fark ediyor; şimdilik seçim sonrasına ertelenen açılımla birlikte Kürt meselesi, hal yoluna giriyor. Ve açılım süreci zemini normalleştirmesinin yanı başında, kişileri ve kurumları bütün renkleriyle tanımamıza da fırsat veriyor. Bu süreçte aydınıyla, hükümetiyle, ordusuyla ve PKK çizgisindeki Kürtleriyle herkesin içindekini tam tamına şerh etmesine tanık oluyoruz aslında. Belki açılım süreci yaşanmasaydı kişileri de kurumları da ve tabii Şivan gibi sembolleşmiş bir ismi de keskin veya yumuşak yanlarıyla tanıyamayacaktık.

Doğrusu TRT Şeş'e verdiği röportajdan başlayarak en son geçtiğimiz hafta Arınç'la görüşmesine ve akabinde hainlik suçlamalarına karşı yaptığı son açıklamaya kadar Şivan zaten buydu. Ve bir kez daha anlaşılıyor ki politik sorunlarda direkt insanın vicdanını muhatap alırsanız en güzel aksisedayı sanatçılardan görürsünüz; zira yeryüzünde farklı bir edayla mukim duran sanatçılar, tam da toplumsal vicdanın karşılığıdırlar. Şivan her bestesiyle, her arayışıyla, her söylemiyle iliklerine dek sanatçıydı. Geçmişini veya mevcut duruşunu değerlendirmiyorum bu yazıda; vurgulamak istediğim sadece, Şivan'ın eğrisiyle doğrusuyla en nihayetinde bir sanatçı olduğu... Bu metin de aslında Kürt statükosuna karşı bir sanatçıyı savunma çabası...

Öte yandan şunu da açıklıkla ifade etmeliyim ki Kürtçenin ne kadar fasih olduğunu, ilk kez Şivan Perver'in gazeteme verdiği bir röportajı çözerken anlamıştım. O gün bir Kürt olarak değil, bir insan olarak vicdanım uyanmış ve bir kez daha anlamıştım ki bu dil, bu üslup, bu belagat öldürülemez. Kaldı ki hakikat, herkesten ve her şeyden üstündür. Yıllar yılı medreselerde gürül gürül çağlayan ve Mevlânâ Halid-i Bağdadi'lerle, Bediüzzaman'larla taçlanmış bir dilin tabii seyri, birilerinin masa başı hayalleriyle durdurulacak değildi ya!

Evet, Türk milletinin gerçek karakterine karşılık gelmeyen egemenler Kürtçenin varlığını, ilahi ve tabii bir zenginlik olarak görmediler. Gelinen noktada yüzyıllık bir trajedi var ve bugün bir şeyler hal yoluna konulmaya çalışılıyor. Gün gelecek; hiçbir kavmiyetçi farklılık mülahazalarına girmeden bu güzellikleri bizden sonrakilere aktaracağımız tabii bir iklim yaşanacak; ama bu sade beklentiler ısrarla terörize edildi hep.

Yıllar yılı PKK çizgisinde isyankâr müzikler üreten Şivan Perver de sanatın verdiği ilhamla artık benzer şeyleri okuyor ve göründüğü kadarıyla bunu her fırsatta dile getiriyor. Ama bu sefer de Kürt kesiminin derebeyleri Şivan'ı aforoz etmeye kalkışıyor. Ve bir kez daha anlaşılıyor ki bu açılımı istemeyen derin Türkler gibi, derin Kürtler de var. Ekmeğini savaştan kazananlar bu işlerin hal yoluna girmesini istemezler; fakat sahiden analar ağlamamalı ve sahiden bir barış ortaya konulmalıdır. Gel gelelim ki Şivan Perver gibi belli bir itidal noktasına gelemeyenler, ısrarla olumlu çabaları en onulmadık yerlerinden tutup paçavralaştırmaya çalışıyorlar. Böylesi açılım çıkışlarından sonra geleceğin Kürtler hesabına daha da iyi olacağını ve sivil gayretlerle ideal noktaya varılarak bütün pürüzlerin kaldırılabileceğini bilmelerine rağmen, temkinli davranıyormuş şeklindeki ayak oyunlarıyla Kürt milletinin ekonomik, sosyolojik, psikolojik bütün varlığını kuşatmaya alıyorlar. Toplumu adına herhangi bir ızdırap çekmeyen, çoğunlukla ithal ideolojilerle beslenmiş olan kimi politikacılar, kimi kalemler sırtlarında hiçbir yumurta küfesi taşımadan Kürt milletini, hezeyanlarına peşkeş çekiyorlar.

Bu fasıl apayrı bir tasvir gerektirir, lakin keşke herkes Şivan gibi tam da vicdanının sesine kulak verse. Keşke zamanında Şivan'ın türküleriyle, sıtranlarıyla dağlara çıkanlar; bu dengbejin gözüyle de sürece bakabilse. AK Parti'nin kimi eksikleri, rejimin yüzyıllık ısrarlarına devam etmek istemesi ayrı bir bahis konusudur ama Şivan bağlamında konuşacak olursak, PKK ile eylemsel veya düşünsel noktada yolu kesişmiş herkesin oturup kendisini bir sigaya çekmesi ve en azından bu ozanın yarısı kadar sürece insafla bakması gerekir.

Belki de yıllar yılı yerli ve yabancı sanatçılarla oturup kalktığındandır veya ilerleyen yaşındandır Şivan Perver, artık dünyaya şiddetin, günübirlik hesapların dar dairesinden bakmamayı öğrenebilmiş bir ozan. Onu bir zamanlar idolleştirdikleri halde şimdilerde aforoz etmeye çalışan kimi Kürtçüler ve her fırsatta açılımı vurmaya gayret eden kimi Türkçüler, sanatın insanı nasıl da dönüştürdüğünden habersiz oldukları için, politik yaftalamalarla gene Şivan Perver'in son tavrını çarpıtarak yorumlamaktadırlar. Ama hakikat, erdem, estetik herkesten ve her şeyden üstün olduğu için Şivan'ı da bir parça dönüştürebiliyor. O yüzdendir ki bugün Şivan Perver'in durduğu yer, başta Kürt resmî ideolojisi olmak üzere, bütün resmî ideolojilerden daha güçlüdür. Kaldı ki bir sanatçı özgürdür; değişme, sorgulama, şüphe etme hakkına en çok o sahiptir. Kürt statükosu, bir sanatçıyı kendi borazanlığını yapmıyor diye topa tutuyor ama Tolstoy'un, şiddetin sadece sanatçı tarafından kaldırılabileceğine dair söylediği o evrensel ifadesiyle, Şivan'ın da kendisince şiddete karşı gayret etme gibi bir hakkı var.

Vicdan ve o vicdanın tercümanı olan sanatsal duruş, her iki cenahtaki kan tüccarlarına üstün gelecektir. Şahsen Şivan Perver'in yakalamaya çalıştığı itidal noktasını çok önemsiyor ve bunu tünelin ucundaki sahici bir ışık olarak görüyorum. Umulur ki, Türk ve Kürt milliyetçileri de bunu fark edebilsinler.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT