1. YAZARLAR

  2. Bekir Çınar

  3. (Sefaletle büyüyen çocuklar) İngiltere ve Türkiye örneği
Bekir Çınar

Bekir Çınar

Yazarın Tüm Yazıları >

(Sefaletle büyüyen çocuklar) İngiltere ve Türkiye örneği

A+A-

Yoksulluk, sefalet çocukların geleceğini şekillendirmektedir. Araştırmalara göre, 14 yaşına gelinceye kadar 'yoksul aile çocukları'nın, 'yüksek gelirli aile çocukları'na göre kazalarda ölme ihtimalleri beş kat, yangında ölme ihtimalleri 15 kat ve uzun süren, kronik hastalıklara yakalanma oranı ise iki kat daha fazladır. Yüksek gelirli ailelerin erkek çocukları diğerlerine göre 7 yıl, kız çocukları ise 6 yıl daha uzun yaşamaktadırlar.

6 yaşındayken daha az yetenekli, varlıklı ailelerin çocukları daha becerikli olan fakir ailelerin çocuklarını ileride eğitim ve öğretimde geçebiliyorlar. Fakir ailelerin çocukları herhangi bir meslek edinmeden 16 yaşında (ortaöğretimden sonra) okulu terk ediyorlar. Bunlara ek olarak, sefalet içindeki çocukların hem okullardaki devamları hem de başarı oranları daha düşük. Büyüdüklerinde ise ilişkilerinde geçimsiz, içki ve uyuşturucu kullandığından dolayı daha saldırgan olmaktalar. Uzun süren hastalıklarından dolayı işsiz ve evsizdirler. Bir kez yoksulluk ve sefalete alışmışlarsa ileriki hayatlarında da bunu sürdürme eğilimindeler.

Temel göstergeler bize, okullarını asan, bakıcı ailelerde büyüyen, polis tarafından suçlu olarak bilinen, uyuşturucu kullanan, küçükken anne ve baba olan, 16-18 yaşları arasında herhangi bir eğitim ve öğretim kurumlarında olmayan ve çalışmayan çocukların yoksulluk zincirini kıramadıklarını göstermektedir. Son yapılan araştırmalar, bu durumda olanların anne ve babalarının da aynı durumda olduğunu göstermektedir. İşin ilginç yanı, 1980 ve 1990'lı yıllarda büyüyenlerin anne ve babalarından daha iyi durumda olma ihtimalleri, 1960 ve 1970'te büyüyenlere göre daha düşüktür.

İngiltere'de çocuklar suça itiliyor

Şimdiye kadar sefalet, yokluk ve imkânsızlık içindeki çocukların hep fakir, geri kalmış ve üçüncü dünya ülkelerinde var olduğu ifade edildi. Fakat çocukların sefalet, yokluk, kıtlık ve kimsesizlikle birlikte yaşadığı ülkeler arasına hızla gelişmiş, sanayileşmiş Batı ülkeleri de dahil olmaktadır. Örneğin, İngiltere'de her üç çocuktan biri (yüzde 30) sefalet içinde, yani 3,9 milyon. Sanayileşmiş ülkeler içinde İngiltere, çocuk sefaletinde birinci durumda. Son iki yıldır ülkede artan ve her geçen gün etkisini 'dar gelirli aile ve tek ebeveynli aileler'de artıran ekonomik kriz en çok çocukları etkilemektedir. Mesela geçtiğimiz 12 aylık dönemde 170 bin aile daha sadece sosyal yardımlarla geçinenlerin safına katıldı. Bu, çocukları zorunlu 'rejim' yapmaya, standart dışı konutlarda yaşadıklarından dolayı oyun ve kaliteli zaman geçirmeye vakit ayıramayan çocukları suç işlemeye mecbur bırakmaktadır.

İngiltere'de sefalet tek başına çocuklara yönelik en büyük tehdit olarak görülmekte. Bazı bölgelerde bu oran yüzde 25'ten fazla, Londra'nın merkezindeki yerleşim yerlerinde yüzde 54'e doğru yükselirken bazı belediye seçim bölgelerinde (wards) bu oran yüzde 90'a kadar çıkmaktadır. Bu çocukların ailelerinin yüzde 25'i evlerini ısıtamadıklarını, yüzde 58'i ise sadece ya annesi ya da babasının yarım zamanlı ya da tam zamanlı çalıştığını ifade etmektedirler. Çocukların 5'te 2'si tek ebeveynle yaşamaktalar; çünkü düşük gelirli ailelerin yarısı tek ebeveynli ailelerden oluşuyor! 2 milyon çocuğun ailesi çalışmıyor ve hükümetten aldıkları mali destekle geçinmeye çalışıyorlar.

Sosyal, siyasal ve kültürel etkilerini bir kenara bile bıraksak, İngiltere hazine yetkililerinin tahminleri mevcut yoksulluğun içinde yetişen çocukların ekonomiye yıllık 25 milyar sterlinlik bir yük getireceği şeklinde. Hükümet yetkilileri, "Eğer bugün biz yıllık 4 milyar sterlinlik yatırımı yapmazsak gelecekte bunun bize maliyeti 25 milyar sterlinden de fazla olacaktır." derken, konuyla ilgili çalışmaları yürütenlerden James Brown, hükümetin mevcut politikasıyla bu problemin üstesinden gelemeyeceğini ifade ediyor. Dolayısıyla durumun iyileşmekten çok kötüleşeceği sanırız doğru bir kanaat. Çünkü 2003 yılında oluşturulan hükümet politikalarında da benzer görüşler ileri sürülmüş, aradan geçen bunca zamandır sayı azalmak yerine artmıştır. Buna bir de doğan çocuk sayısındaki düşüş eklendiğinde İngiltere'de sefalet içindeki çocukların durumlarının iyileştirilmesini beklemek sadece bir umut olarak kalacaktır. Zira hem Mali Çalışmalar Enstitüsü (The Institute for Fiscal Studies) ve Joseph Rowntree Vakfı (The Joseph Rowntree Foundation) gelecek 10 yıl içinde 700 bin çocuğun daha sefaletle yüzleşeceğini ifade etmekteler.

Türkiye'de çocuk sefaleti önemsenmiyor

Türkiye'deki rakamlar İngiltere ile benzerlik göstermekte. 15 yaşın altındaki çocuk nüfusunun yüzde 32-37'si sefalet içinde ya da sefalet sınırının altında yaşamakta. Türkiye nüfusunun yüzde 39'unun 19 yaş altındaki çocuklardan oluştuğunu 15 yaş altı çocukların oranının ise yüzde 29 olduğunu belirtelim. Bilimsel çalışmalar Türkiye'de ilkokul çağındaki çocukların yüzde 50'sinin yoksul olduğunu ortaya koymakta. Yoksulluk, göç alan illerde ve kırsalda yükselmekte. Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Nisan 2011 tarihli konuyla ilgili raporunda: Altı yaş altındaki çocukların yüzde 34'ü yoksuldur, bu oran kırsalda yüzde 40'a ulaşmaktadır. 15 yaş altındaki çocukların yüzde 24,5'i yoksuldur, bu oran kırsalda yüzde 45'e yükselmektedir. Çocuklar daha doğmadan önce yoksulluktan tüm hayatlarında iz bırakacak şekilde etkilenmektedir. 2007 Adalet Bakanlığı verilerine göre, yılda ortalama 7 bin çocuk tecavüz ve tacize uğramaktadır. Çocukların ruh sağlığına ilişkin yeterli hizmet verilmemektedir.

Türkiye'de sefalete maruz kalan çocuklarda görülen sorunlardan bazıları: "Beş yaş altındaki çocukların yüzde 12'sinde kronik beslenme yetersizliği vardır ve yoksullukla doğru orantılı olarak doğu bölgesinde bu oran yüzde 23'e kadar çıkabilmektedir." "Anne karnında beslenememesine göre bebeklerin yüzde 15'i düşük ağırlıkla doğmaktadır." "Nüfusumuzun yüzde 17'si temiz içme suyundan yoksundur."

Türkiye, çocuk sefaletini ortadan kaldırmaya yeterince kaynak ayırmamaktadır. UNICEF ve Dünya Bankası raporlarında ve akademik çalışmalarda ortak olan nokta: Türkiye'nin "sağlık ve sosyal koruma giderlerine tahsis ettiği kamu finansmanı daha düşüktür" ve "0-6 yaş grubunda yer alan çocuklar sosyal harcamaların sadece yüzde 6,5'inden yararlanabilmektedirler." ki, miktar "Türkiye'nin gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 0,5'i"dir. Bu rakamların anlamı şu: Türkiye'nin geleceğini belirleyecek nüfusun yüzde 30'dan fazlası yoksul ailelerin çocukları ve bunlardan oluşacak bir Türkiye, yukarıdaki sayılan problemlerle karşı karşıya kalacaktır. Bunu önlemenin yolu, hükümetin diğer birçok "OECD ülkesinde olduğu gibi, çocuk yoksulluğuna stratejik ve eşgüdümlü bir yaklaşım geliştirmektir."

Sonuç olarak denebilir ki, aile yapısının ve ailelerin ihmali, kişilerin geleceklerini sadece maddi dünyada aramalarının sonuçları sanıldığının aksine arzu edilen maddi ve manevi geleceği garanti etmiyor. Çocuklar sadece birer organizma değiller. Geleceği şekillendirecek nesil ve gelecek demek. Sosyal bilimler onların varlıklı ve şefkatli bir aile yuvasında büyümelerinin sadece anne ve babaları ve doğup büyüdükleri ülkeler için değil, bütün dünya için önemli olduklarını gösteriyor. Gelecek, ya şefkatle büyütülebilen çocukların ellerinde barış ve huzurla ya da yoksulluğa mahkûm şefkatten habersiz çocukların ellerinde kan ve gözyaşı olarak yaşanacaktır. Tercih hepimizin.

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT