Salt korkular üzerine yeni anayasa inşa edilemez

25.03.2011 00:29

Adnan Küçük

Ülkemizde yapılan anayasaların hiçbirisi demokratik usullerle yapılmadı. Hiçbirisinde mecaz manada da olsa toplumsal sözleşme özelliğini yansıtacak yöntem izlenmedi.

Toplumun katılımı ve mutabakat hiçbirisinde mevcut değildir. Bunların içerisinde en anti-demokratik olanı 1982 Anayasası'dır. Toplumda, 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra teşekkül edecek Meclis'in yeni bir anayasa yapması konusunda beklentiye girildi. Şu anda çok sayıda sivil toplum örgütü yeni anayasa yapımına yönelik hummalı çalışmalar yürütmektedir. Bu amaca yönelik siyasi partilerin durumu ne merkezde tam olarak bilemiyoruz. Ama bu aktörlerin de mutlaka seçim öncesi, yeni anayasa konusundaki hazırlıklarını yapmaları, bu metinde bulunmasını lüzumlu gördükleri hususlarda kamuoyuna yönelik mesajlarını vermeleri, seçmenlerden almış oldukları oylarla kendilerini yeni Meclis'e hazırlamaları gerekmektedir. Anayasa yapımının en aktif unsurları siyasi partilerdir. Seçimlere iki buçuk ay kala TÜSİAD, seçimleri takiben yapılması düşünülen yeni anayasa konusunda mevcut Anayasa'daki bazı sorunlu konulara ışık tutacak bir çalışmayı kamuoyuyla paylaştı. Bu açıklamaya karşı bazı siyasî partiler, bilinç altında kökleşmiş olan korku ve algıları depreştiren reflektif tepkiler ortaya koydu.

TÜSİAD'ın çalışmasında şu temel hususlar belirtiliyordu: Türkiye'deki demokrasi açığının giderilmesi için ayrıcalıklara yer vermeyen, kuvvetler ayrılığı ilkesinin geçerli olduğu, çoğulcu ve parlamenter sistemi esas alan, birey odaklı yeni bir anayasa yapılmalı. Bu anayasa, her şeyden önce, vatandaşlarımızın farklılıklarıyla bir arada yaşama iradesini temsil eden "toplumsal sözleşme" niteliğinde olmalı. Katılımcı ve uzlaşmacı bir süreçle hazırlanacak anayasanın, Türkiye'yi 'bölen' sorunlarını, 'birleştiren' haline dönüştürmeye de hizmet etmesi şarttır. Bu bağlamda alaturka laiklik terk edilerek, Batı tipi laiklik benimsenmeli, eğitim sisteminde köklü dönüşüm olmalı, asker-siyaset ilişkilerinde inisiyatif seçilmişler lehine çevrilmeli, yerel demokrasi güçlendirilmeli, anayasa ideoloji bakımından tarafsız olmalı, vatandaşlık bağı, devletle birey arasındaki anayasal bir ilişki olarak tanımlanmalı, anayasadaki değiştirme yasağı 1. madde hükmü ile sınırlandırılmalı...

Son öneri ciddi tartışmalara sebep oldu. Gerek AK Partili gerekse CHP'li yöneticiler yaptıkları açıklamalarla ilk üç maddeye dokunulmasına ve bu maddelerin tartışılmasına kapalı olduklarını belirttiler. MHP'nin bölünme konusundaki korkuları eskiden beri malum olan bir şey. Bu öneriye en olumlu yaklaşan parti BDP oldu. Bazı CHP'li yöneticilerle korku merkezli reflektif tepki veren çevreler, bu öneriye şiddetle karşı çıkarak, "bu maddelere dokunulursa laiklik elden gider, ülke bölünür" söylemiyle ortalığı ayağa kaldırma huylarını sürdürüyorlar. Bu anayasanın en sorunlu kısmını teşkil eden Başlangıç kısmı ile buraya referans yapan 2. maddede temelli çelişik hükümler mevcut. Bir örnek vermek gerekirse: Anayasanın resmi ideolojisi ve ruhu başlangıcında mündemiçtir. 2. maddede başlangıca yollama yapılarak, bu anayasa, çağdaş anayasal ya da liberal demokrasi ile esaslı bir şekilde çelişen ideolojik bir anayasa kimliğine büründürülmektedir. Aynı maddede anayasal demokrasi formülasyonu da mevcut. Anayasal demokrasi, kısaca "hukuk devleti ile bütünleşik demokrasi" şeklinde tanımlanacak olursa, 2. maddede yer alan "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk devletidir" ifadesi ile aslında anayasal demokrasi öngörülmektedir. Bu metinde, hem anayasal demokrasiyi, hem de militan demokrasi ve ideolojik bir anayasayı öneren hükümler aynı anda bir arada bulunmaktadır. Bu inanılmaz bir çelişkidir. Diğer yandan 3. madde bağlamında resmî dil temelli çok yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. Bütün bunları konuşmayarak, tartışmayarak, bu sorunlu alanların üzeri örtülerek yeni bir anayasa nasıl yapılacak? Türkiye'de sorunlu alanların en büyük müsebbibi konumunda olan bazı hükümlerin tartışılmasının ve değiştirilmesi önerilerinin yasaklandığı bir ortamda yapılacak bir anayasa, yeni bir anayasa olamaz. Salt korkular üzerine yapılacak tartışma ortamında toplumsal mutabakata varılamaz. "Onu konuşma, bunu tartışma" şeklinde ortaya çıkan bir ortamda ne toplumsal sözleşme niteliğinde bir anayasa yapılabilir, ne de anayasa yapıcı aktörler bir araya gelebilirler. Bu ortamda olsa olsa körler ve sağırlar diyaloğu ortaya çıkar.

"Laiklik elden gider" şeklindeki korkularla Batılı anlam ve içerikte demokratik bir anayasa yapılamaz. "Bize özgü laiklik" diyerek dayatılan, aslında demokratik hukuk devletini yok eden otoriter ya da militan laikliktir. Bu anlayışın günümüzde emsal bir uygulaması yoktur. Konuşmayarak, tartışmayarak laikliği demokratikleştirmek mümkün değildir. Yine "ülke bölünür" bağlamında meydana getirilen korkuların gölgesinde yapılacak bir anayasayla çoğulcu zeminde farklılıklarla bir arada yaşamayı mümkün kılan çözümlere ulaşabilmek mümkün değildir. İlk üç maddenin değişebilirliğini savunmak demokratik bir haktır. Demokrasinin cari olduğu ülkemizde de halk, kendi hür iradesi ile konuşarak, tartışarak belli bir mutabakata varmak suretiyle bu maddeleri değiştirebilir. Diğer yandan, demokrasi halkın yönetimde etkili olması ise, hiçbir anti-demokratik güç, geleceğe yönelik olarak ortaya çıkabilecek halkın demokratik iradesini bağlayamaz.

Bu maddelerin değiştirilebilirliğini savunmak ile ülkenin bölünmesini ve laikliğin yok edilmesini savunmak farklı şeylerdir. Benim burada savunduğum düşünce, Başlangıç kısmı ile bütünlük içerisinde bu maddelerin değiştirilmesi ile Cumhuriyet'in anayasal demokrasi ile taçlandırılmasıdır. Bunun anlamı Anayasa'nın ideolojik kimliğine son vererek anayasal demokrasinin kurum ve ilkeleri ile tesis edilmesidir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim