1. YAZARLAR

  2. Reşad İlyasov

  3. Rusya'nın Suriye politikasına edebiyatla bakmak
Reşad İlyasov

Reşad İlyasov

Yazarın Tüm Yazıları >

Rusya'nın Suriye politikasına edebiyatla bakmak

A+A-

Tarih boyunca halklar kendi düşünce tarzları ve edebi yapıtları üzerinde var olagelmişlerdir.

Nitekim tüm medeniyetler bu varoluş mücadelesi sayesinde kendilerini geliştirmiş ve anlam dünyalarını da daha farklı boyutlara taşımışlardır. Edebiyat da bu anlamda hayata dair kendi kavramları, soyut düşünceleri ve pratik yönleriyle genel olarak medeniyetlerin oluşumuna kendi katkısını vermiştir diyebiliriz. Tarihsel açıdan da baktığımızda edebiyat halkların ve medeniyetlerin oluşumunda en büyük etkenlerden biri olmuştur. Ve zamanla farklı kültürler ve dünya görüşleri arasında ortaya çıkan mücadeleler ve savaşların edebi yapıtlardaki yansımalarına da rast gelinmektedir. Bu açıdan baktığımızda edebi yapıtların ister güncel, isterse tarihsel politik olayları anlamamıza yardımcı olacağı kesinleşmektedir. Nedim Gürsel'in de haklı olarak belirttiği gibi "Plekhanov'un toplumsal sınıflarla sanat yapıtı arasındaki ilişkiyi dolayımsız biçimde ele alan görüşüyle; Tolstoy'un romanlarını Rus devriminin aynası olarak nitelendiren Lenin'in yaklaşımlarını anımsayalım". (Nedim Gürsel, "Başkaldıran Edebiyat"). Bu bağlamda Rusya'nın tarihsel serüven içerisinde Suriye'yle olan ilişkilerini ve günümüzde neden Suriye'yi desteklediğini anlamamız için ünlü Arap yazar Mihail Nuayme'nin hayatına ve özellikle Türkçeye çevirisi yapılan Prof. Dr. Aida İmanguliyeva'nın "Modern Arap Edebiyatının Usta Kalemleri" isimli kitabını ciddi biçimde okumamız gerekmektedir: "Lübnanlı bu genç, erken yaşlarında uzak Arap ülkesinden Biskinti'deki Rus Misyoner Okulu vasıtasıyla Poltova'ya gitmiştir... O, Rusya'da yalnız Rus edebiyatına dair derin anlayışı değil, aynı zamanda zor, faal sosyal-politik hayatın ve tartışmanın canlı ruhunu da elde etmiştir." Ünlü Rus oryantalisti İ. Y. Kraçkovski tarafından "Suriye Amerikan Okulu" üyesi olarak incelenen Mihail Nuayme'nin edebi etkinliği sıra dışı bir görünüm arz etmektedir. Kraçkovski bu rolü değerlendirirken modern Arap edebiyatının kaderinin göçle yakın bir ilişki içinde olduğu tespitinde bulunmuştur. Nitekim Nuayme, Rusya'da almış olduğu eğitimin de etkisiyle eleştirel realizmi benimsemişti. İmanguliyeva, Nuayme'nin edebi eser karşısındaki eleştirel tutumunu geliştirirken Belinski'den, hümanizmini ve zulüm karşıtı tutumunu Tolstoy'dan, gerçekçi ifade üslubunu ise Çehov'dan aldığını ifade eder. Yazara göre Nuayme'nin öyküleri, Arap sosyal gerçekliğinin karakteristik özelliklerini yansıtmaktadır.

Güncel politik olaylar Rusya ve Çin'in hem İran'ın hem Suriye'nin arkasında olduğu yönündedir. Elbette ki bunun temel nedenleri vardır. Çin'in ve Rusya'nın İran'ı kollaması büyük ölçüde oluşan yeni cephenin ve Avrasya dayanışmasının gereği olarak gerçekleşiyor. Nitekim bu konuda aşağıda alıntılarını vereceğimiz son iki yazı önemlidir. Bunlardan birincisi "Russian in Global Affairs" dergi editörü Fyodor Lukyanov'un ve Dr. İrina Svistunova'nın www.orsam.org.tr adlı internet sitesinde yayınlanan son yazılarıdır. Yazarlar, kendi yazılarında Rusya'nın resmi politikasına uygun olarak Suriye'ye gösterdiği desteği savunmaktadırlar. Ancak bunu savunurken Rusya'nın sanki bölgesel olarak kendi çıkarlarını gözetmeksizin yaptığını ima etmektedirler. Hâlbuki tarihe, özellikle Prof. İmanguliyeva'nın "Modern Arap Edebiyatının Usta Kalemleri" adlı eserine baktığımızda bunun böyle olmadığını, Rusya'nın eskiden Suriye ile kültürel ve siyasal ilişkilerinin olduğunu görmekteyiz. Fyodor Lukyanov'un aşağıda alıntıladığımız görüşleri ise yazının ta başında verdiği "Suriye krizi, ahlakla jeo-politika, prensiplerle jeo-strateji arasında ikilem yaratmaktadır" düşüncesini daha da belirgin biçimde açmaktadır: "Amaç ise bencil, ancak haklıydı. Rusya, Batı'daki ve Arap dünyasındaki ortaklarına Moskova devre dışı bırakılarak Ortadoğu'da (daha doğrusu her yerde) herhangi bir sorununun çözülemeyeceğini ispatlamak istemektedir... Rusya'nın siyasetine gelince, onu özellikle statü bağlamında başarılı olarak kabul edebiliriz. Moskova, kendisinin devre dışı bırakılamayacağını hatırlatmıştır." Lukyanov'un bu düşünceleri kendisiyle çelişik haldedir, diyebiliriz. Çünkü yazının başında Lukyanov ahlakla güncel siyasetin ilişkisini Suriye sorunu üzerinden kurmakla yanlışa saplanmaktadır. Bilindiği üzere ünlü siyaset teorisyeni Niccolo Machiavelli'den sonra ahlak, siyaset alanında devre dışı bırakılmış ve günümüz politik güç arayışlarında da bu teori geçerli kabul edilmektedir. Hâlbuki klasik felsefede, özellikle Aristo'nun ahlak-siyaset ilişkisi düşüncesinde siyaset ahlaka hizmet etmek için vardır. Bu bakımdan Lukyanov'un sonda Suriye sorununa ilişkin imtihanı etikle ilgili değil, diplomasi ile ilgili oluşunu vurgulaması yersiz gözükmektedir.

Rusya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden Dr. İrina Svistunova'nın da Suriye ile ilgili görüşleri resmi Rusya politikasını desteklemekle beraber Rusya'nın Suriye'ye ilişkin tarihsel yaklaşımını işin içine katarak temellendirmektedir: "Rusya, XX. asırda bağımsızlık kazanan Arap devletleriyle kurulan çok yönlü işbirliği bağlarının modern şartlarda da korunmasına gayret sarf ediyor. Bu bağlamda Moskova'nın pozisyonunu güçlendiren faktör, gelişmiş Batılı devletler tarafından Arap halklarına uygulanan ekonomik ve siyasi istismara Rusya'nın katılmamasından dolayı, Arap devletleri üzerinde olumsuz bir tarihi mirasının bulunmamasıdır. Bundan ziyade Rusya'nın Ortadoğu politikası tarihi, Arap ülkelerine çeşitli alanlarda yapılan yardım örnekleriyle doludur." Prof. İmanguliyeva'nın da eserini incelediğimizde Svistunova'nın da haklı olarak belirttiği gibi Rusya'nın "Ortadoğu politikası" çeşitli alanlarda yapılan yardımlarla doludur. Ancak bu yardımların arka planını incelediğimizde ise bunların bölge ülkelerinin salt çıkarından öte, kendi çıkarları doğrultusunda yapıldığı izlenimini vermektedir. Svistunova'nın Suriye sorunu açısından Rusya'yla Türkiye'yi aynı kefede değerlendirmesi ise politik yazarlık bakımından kabul edilemezdir. Çünkü Türkiye, Rusya'dan farklı olarak Suriye sorununda Beşşar Esed'in yaptığı katliamları desteklememekte ve BM Güvenlik Konseyi'nce alınacak kararı Rusya gibi veto etmemektedir. Dolayısıyla Türkiye, uluslararası ilişkiler ve hukuk çerçevesinde hareket ederek BM kararları istikametinde hareket etmeyi yükümlülük addetmektedir.

*Azerbaycan Ulusal Bilimler Akademisi Felsefe, Sosyoloji ve Hukuk Enstitüsü Araştırmacısı

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT