Ortadoğu'da İsrail'in son durumu

15.01.2012 00:08

Patrick Seale

Geçtiğimiz sene, uluslararası toplumun İsrail-Filistin sorununu iki devlet temelinde çözme yönündeki çabalarına ağır bir zarar verdi.

Belki de bu zarar bu çabaları tümden sonlandıracak. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail'in sürekli yeni toprak işgaline son veremedi. Bu durumda İsrail'in "Büyük İsrail'i" kurmak için sınırlarını demirden bir iradeyle genişletmesine son verecek hiçbir şey ve hiç kimse yok gibi gözüküyor. Yakın gelecek ne getirecek? Esaslı bir uluslararası müdahalenin yokluğunda en muhtemel senaryo İsrail'in, Ürdün Vadisi dâhil olmak üzere Batı Şeria'nın yüzde 40'ı üzerindeki hâkimiyetini sağlamlaştırması. Bunu da ya kolonyal gelişme ya da açıktan ilhak yoluyla yapması muhtemel. Arap nüfusun yaşadığı merkezler ise çitlerle çevrelenecek. Belki de İsrail, Ürdün'e bir koridor açmalarına izin verebilir.

Eğer İsrail bu hamlesini engellemeden yapabilirse, bir sonraki aşama çok daha radikal olabilir. Çok sayıda Filistinlinin, tıpkı 1948 ve 1967 yıllarında olduğu gibi savaş bahanesiyle topraklarından kovulması gerçekleşebilir. Böylece deniz ve nehir arasında bir Büyük İsrail'in kurulması tamamlanmış olur. Geçtiğimiz iki senenin tecrübesi ışığında hiç kimsenin, sağcı koalisyonun Batı Şeria'da bir Filistin devletinin kurulmasına engel olmaya kararlı olduğu konusunda şüphesi olmasın. İsrail, Batı Şeria'nın tamamını yahut 'sadece' yüzde 40'ını işgal etmesinden bağımsız olarak Ürdün buradan mağdur olarak çıkacak. Çok sayıda yerlerinden edilmiş Filistinli Ürdün'e sığınacak.

Sözde 'barış sürecinde' geçen senenin en büyük şoku ABD Başkanı Barack Obama'nın, Netanyahu'nun inatçılığı karşısında geri adım atmak zorunda kalmasıydı. Obama'nın başarısızlığı Amerika'nın geçtiğimiz yıllarda barış sürecinde tekel oluşturmaktaki korkunç karnesinin altını çizdi. İsrail, bu barış sürecini hep kendi genişlemesine bahane olan bir zeminde kullandı. ABD'nin İsrail'e aktardığı inanılmaz miktarlarda ve ölçülerdeki mali, askerî ve siyasî yardım ona İsrail'in politikalarıyla ilgili hiçbir koz kazandırmıyor. Genelde etki ters taraflı işliyor. İsrail, Washington'un Ortadoğu politikalarının şekillenmesinde etkili oluyor.

Araplar ise İsrail'in yayılmasını engelleyecek bir konumda değiller. Arap Baharı onları zayıflattı. Devrimci ya da değil, başlarındaki liderler halk ayaklanmalarının sonuçlarıyla başa çıkmaya çalışıyorlar. Filistin davasına ayırabilecekleri çok az enerji ya da zamanları var. Filistinlilerin kendileri ise inatla bölünmüşlüklerini koruyorlar. Fetih ve Hamas hâlâ birbirleriyle tartışıyorlar ve birleşemiyorlar, hem de ülkeleri önlerinde kaybolup giderken.

Şahin zihniyetli İsraillilerin Büyük İsrail projesinin hemen erişebilecekleri bir yerde olduğunu düşünmelerine şaşmamalı. Bir hamle daha ve sonra bu hayal gerçekleşecek, buna inanıyorlar. Barış, toprak tavizleri ve barışçıl bir arada yaşamak, bunlar onların zihniyetlerinin bir parçası değil. Netanyahu gibi liderler İsrail toplumunda gerçekleşen çok önemli değişiklikleri yönettiler. Hoşgörüsüzlük, ırkçılık ve şiddetin tehlikeli derecede tırmandığı bir İsrail var. Sözde liberal orta sınıflar geçtiğimiz sene ekonomik dertlerinden dolayı çadırlarda kamp kurdular ama İsrail'in devam eden zulmü ve Filistinlileri mülksüzleştirmesiyle Filistinlilere karşı biriktirdiği nefretle çok az ilgilendiler.

Arap-İsrail sorunu -tam merkezindeki Filistin meselesiyle birlikte- 20. yüzyıl boyunca birçok savaşın, katliamın ve sayısız şiddet olaylarının müsebbibi oldu. Şimdi de bu yüzyılı da lekeleyecek gibi gözüküyor. İsrail'in 2008-9 döneminde Gazze'ye acımasız saldırısı daha da karanlık gelecek olayların habercisi olmuş olabilir. Gulf News 13 Ocak 2012

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim