Mustafa İslamoğlu Hocamızın Dikkatine!

25.07.2009 00:49

Cengiz Duman

"Sesimiz" olduğuna inandığım Hilal TV kanalındaki özgün programlardan biri olan "Vahyin penceresi" programını ilgi ile takip etmekteyim. Hayli ilgi çektiğine inandığım bu programın videobant kayıtlarını, Hilal televizyonu ve Mustafa İslamoğlu web sitelerindeki video arşivlerinden de mükerreren seyretme imkânımızın olması da bize ayrı bir imkân bahşetmekte.

"Vahyin penceresi" programı, Hilal TV yayınının başladığı yıllardan beri devam eden uzun soluklu bir program. Gördüğüm kadarıyla programın birkaç olumsuz yönünden birisi, on beş günde bir canlı yayınlanacağı ilan edilmesine rağmen bu yayın zamanlamasına uyulmamakta, bant yayını tekrarlarla, bu ilan edilen canlı yayın periyodu istikrarsız olarak devam ettirilmektedir.

Bir diğer olumsuz taraf ise programın sunucularının sürekli değişmesidir. Belki 120 dakika gibi çok uzun bir program süresi de, içersinde işlenen konuların dikkatle takip edilmesi gereken bir program açısından, olumsuz olarak değerlendirilebilir.

Her şeye rağmen hüsnüniyetle baktığımızda, belki de bizim bu olumsuz gördüğümüz yönler aynı zamanda program sürdürülebilirliği açısından bir avantaj olarak da addedilebilir. Çünkü bant tekrarları da, seyirciler zaviyesinden bakıldığında; programda konuşulan konulardan, kaçırılan yönleri veya kaçırılan programları yakalayarak, yeniden seyretme açısından; sunucuların sürekli değişmesi, program monotonluğunun giderilmiş olması açısından, reklam araları ile bölünen uzun program süresi aynı zamanda seyredilme oranlarını arttırma açısından avantaj olabilir.

Gelelim konumuza.. 15 Haziran 2009 tarihinde yayınlanan "Meal üzerine" konulu "Vahyin penceresi" programında, Mustafa İslamoğlu hocamızın sohbet konusu, yayınlamış olduğu "Hayat Kitabı Kur'an, Gerekçeli Meal - Tefsir" kitabı üzerineydi.

Değerli ve önemli gördüğümüz yorum ve açıklamalarda bulunan hocamızın sohbeti, Hz. İbrahim kıssasının, meleklerin çocuk müjdesi bölümü ile ilgili kısmına geldiğinde hocamızdan duyduklarımı, kendi birikimlerim ile kıyaslamaya ve sorgulamaya başladım.

Hocamız şöyle demekteydi sohbetinin üzerinde duracağımız bu bölümünde; öncelikle Hilal TV ve Mustafa İslamoğlu web siteleri video arşivlerinden yararlanarak metin haline getirdiğimiz konuşmanın içeriğini aktaralım. "…yine mesela, ayeti kerime'nin rakamını hatırlayamadım. Hz. İbrahim'in karısına bir çocuğu olacağı müjdelendiğinde, İshak müjdelendiğinde, ne yapıyor karısı; "Dahiket fe Sakket" "yüzüne vurdu ve güldü" diyor. Yahu!..hem yüzüne vurur hem insan güler mi? Böyle bir, 80 yaşında bir kadın, çocuk doğuracağını haberini alırsa, ne olur durumu?.... Ama hiç gülmez… Böyle eder, yüzüne vurur… Ama gülmez… Başka bir şey olur. Bu gülme bana hiç yatmadı!...Hiç yatmadı.. Bu sefer tefsirleri karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım…. Sunî tefsirler bitti. Şiî külliyatına geçtim. Tabatabai'nin, El-Mizan'ını açtığımda "dahiket" kelimesinin "hayız alameti görmeye başladığı" manasına geldiğini gördüm… Orada… Hemen bu sefer döndüm, etimoloji lügatlarına… O aklıma gelmemiş, çünkü "dahike"yi biz zannederiz ki, "dahike" "güldü" bir tek manası var, meğer değilmiş. Meğer bildiğine bakacakmışın lugata.. Bilmediğine değil!.. Ve döndüm Mu'cemu Mekayisu'l-Luğa'ya… Orada gözümün içine bakıyor. Meğer bu kelime sadece "güldü" manasına gelmiyor; olgunlaştı, daldan düştü, yetişti, akıl baliğ oldu, kadın için; hayız gördü, hayız halini aldı… O anda Hz. İbrahim'in eşinde hayız alametleri belirmiş……….Güldü nerde orada?.. Rahim faaliyetleri başladı nerde?... Aslında müjde, mucize müjdesi… Anlatabiliyor muyum? Rabbimin onda gerçekleştirdiği olağanüstü bir hal… Çünkü o olmadan doğum gerçekleşmez zaten. Zaten bu müjdenin de böyle bir sonucu olmalı…”

Şimdi bu konuşmada geçen bazı konuları tasnif ederek üzerinde duralım:

1. "Hz. İbrahim'in karısına bir çocuğu olacağı müjdelendiğinde, İshak müjdelendiğinde ne yapıyor karısı; ‘Dahiket fe Sakket’ ‘yüzüne vurdu ve güldü’ diyor." Önemli gördüğümüz bu hususta bazı ayrıntılara dikkat çekmek istiyoruz. Hocamızın Kur'an-ı Kerim'de anlatılan Hz. İbrahim'i ziyaret eden meleklerin çocuk müjdesine karşı, Hz. Sara'nın yaptığı iki ayrı fiili birleştirerek "Dahiket fe Sakket" olarak vermektedir. Oysa Sara'nın yaptığı bu fiiller, Kur'an'da ayrı ayrı surelerde ve ayrı ayetlerde kıssa edilmektedir.

Sayın İslamoğlu’nun birleştirerek bahsettiği fiilleri anlatan ayetlerden birisi; Hud suresi 71. ayettedir. Bu ayette, Hz. İbrahim'in karısı Sara'nın, meleklerin kendisine verdiği çocuk müjdesine "dahiket" güldüğü beyan edilmektedir; "Vemreetuhu kâimetun fe dahıket fe beşşernâhâ bi ishâka ve min verâi ishâka ya'kûb" "O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik." Hud suresindeki 71. ayette Sara'nın gülme fiiline yer verilirken, çığlık atma ve yüzüne vurma eyleminden bahsedilmemektedir.

Meleklerin çocuk müjdesinin bir başka versiyonunun kıssa edildiği Zariyat suresi 29. ayetinde ise Hz. Sara'nın fiili şöyle verilmektedir: "Fe akbeletimreetuhu fî sarretin fe sakket vechehâ ve kâlet acûzun akîmun." "Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.". Bu ayeti kerime'de, meleklerin verdiği çocuk müjdesine; Hz. İbrahim'in hanımı Sara'nın, çığlık attığı ve yüzüne vurduğu " fî sarretin fe sakket vechehâ" beyan edilmektedir. Ancak güldüğü ifade edilmemektedir.

Hal böyle olunca İslamoğlu hocamın, Hz. Sara'nın gülme ile çığlık atıp, yüzüne vurma fiillerini birlikte değerlendirerek yaptığı yorumlar, olayın içeriğini tam manasıyla yansıtmamaktadır. Kanaatimizce Hz. İbrahim'in hanımı Sara'nın, meleklerin çocuk müjdesine; surelerin nüzul sırasına göre Hud suresindeki kıssada beyan edildiği gibi ilk olarak güldüğü ifade edildiğine göre; gülme "Dahiket" fiilinin çığlık atma ve yüzüne vurma fiilinden ayrı değerlendirilmesi gereklidir.

"Dahiket" fiilinin öncelikle Kur'an'ın diğer ayetlerindeki kullanışlarına baktığımızda olağanüstü vakıalarda insanların verdiği ortak bir tepkiyi "gülme" eylemini ifade ettiği görülmektedir. Şimdi bunlardan örnekler verelim:

Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep (tadhakûn) gülüyordunuz.” Fettehaztumûhum sıhriyyen hattâ ensevkum zikrî ve kuntum minhum tadhakûn” (23/Muminun/110)

“(tedhakûn)Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!” “Ve tedhakûne ve lâ tebkûn” (53/Necm/60)

 Şüphesiz O, (adhake) güldürür ve ağlatır.” ” Ve ennehu huve adhake ve ebkâ.” (53/Necm/43)

Bunun üzerine (Süleyman A.S), onun sözüne (dâhıken) gülerek tebessüm etti.”Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ” (27/Neml/19)

“(Dâhıketun) Gülerler, sevinirler.”Dâhıketun mustebşirah” (80/Abese/39)

Bu ayetlerde geçen “d-h-k” kökenli kelimelerin hepsi “gülme” anlamında kullanılmıştır. Değişik bir anlatımla “d-h-k” kökenli kelimelerin geçtiği yerlerden hiç birinde “kadının hayız görmesi” anlamı kullanılmamıştır.

Bunun haricinde Hz. İbrahim'in hanımı Sara'nın, meleklerin çocuk müjdesine "gülme" fiili aynı zamanda Tevrat'ta anlatılan, Hz. İbrahim kıssasındaki, Hz. İbrahim'in hanımının, çocuk müjdesi veren meleklere gülme ve hatta Yehova ile gülme üzerine gelişen muhaveresi bağlamında da değerlendirilmelidir. Tevrat'ta bu olay şu şekilde kıssa edilmektedir: "İbrahim yüzüstü yere kapandı ve güldü. İçinden, "Yüz yaşında bir adam çocuk sahibi olabilir mi?" dedi, "Doksan yaşındaki Sara doğurabilir mi?" (Tevrat/Tekvin17/17) "İçin için gülerek, "Bu yaştan sonra bu zevki tadabilir miyim?" diye düşündü, "Üstelik efendim de yaşlı." RAB İbrahim'e sordu: "Sara niçin, 'Bu yaştan sonra gerçekten çocuk sahibi mi olacağım!' diyerek güldü? RAB için olanaksız bir şey var mı? Belirlenen vakitte, gelecek yıl bu zaman yanına döndüğümde Sara'nın bir oğlu olacak." Sara korktu, "Gülmedim" diyerek yalan söyledi. RAB, "Hayır, güldün" dedi." (Tevrat/Tekvin18/12-15)

Kur'an'da, meleklerin çocuk (İshak) müjdesi bölümü üç ayrı şekilde kıssa edilmektedir. Bunlardan iki tanesinde melekler ile Hz. Sara arasındaki, çocuk müjdesi ile gelişen fiiliyat (Çığlık atma-Yüze vurma-Gülme) ve meleklerle muhavere kıssa edilmektedir. Üçüncü kıssada ise melekler ile Hz. İbrahim arasındaki muhavere anlatılmaktadır.

Muhtemeldir ki, Tevrat'ta tahrife uğrayan meleklerin, Hz. İbrahim'e ziyareti ve çocuk müjdesi kıssası; Kur'an'da beyan edilen bu üç ayrı tekrarlı anlatımlarla, asli konumuna döndürülmüştür. Böylece Tevrat'ta yer alan Hz. İbrahim kıssanın bu bölümü tevhidi yapıya çevrilerek, hidayet ve mesaj verme niteliklerine kavuşturulmuş olmaktadır.

Kur'an'da yer alan meleklerin ziyareti ve müjdesi ile ilgili kıssalardaki ayetlerde, Allah'ın, Hz. İbrahim ve Sara'ya, İshak ve ardından Ya'kub'u bahşetmesinin sebebi yani meleklerin müjdesi şöyle açıklanmaktadır: "(Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur. (11/Hud/73)

 Hz. İbrahim ile ziyaretçi meleklerin muhaveresinde, çocuğu olacağı müjdelenen Hz. İbrahim’in şaşkınlığı resmedilmekte ve buna şaşırmaması gerektiği, Allah’ın kudretinin bunu gerçekleştirmeye yeteceği vurgulanmaktadır. Meleklerin bu vurgusu ve Hz. İbrahim'in bu vurguyu tasdiki aynı zamanda, kıyamete kadar tüm zamanlarda, Kur'an muhataplarının örnek alması gereken bir kaide olmaktadır. "Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler. (İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?" (15/Hicr/55-56)

Meleklerin çocuk müjdesine karşılık şaşkın hareketlerde ve konuşmalarda bulunan Hz. Sara'ya, bunun Allah'ın takdiri olduğu melekler tarafından şöyle açıklamaktadırlar: "Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler." (51/Zariyat/30)

Yine Kur'an'da yer alan kıssada, Sara’nın gülmesi konusunda herhangi bir vurgu olmaksızın sadece “gülme”si aktarılmakta, bir diğer kısımda ise Sara’nın şaşkınlıktan çığlık atarak yüzünü tokatladığı bildirilmektedir. Elbette bu ayetteki Hz. İbrahim'in hanımının gülmesi kısmı ile Tevrat’ta yer alan Sara'nın, ziyaretçi meleklerin çocuk müjdesini hafife alarak gülme kısmı, benzer muhtevaya sahiptir. Verdiği tepkilerin abartılıdır ancak bu noktada dikkat etmemiz gereken husus şudur; Sara netice’de bir peygamber değil, sadece peygamber hanımıdır.

2. Mustafa İslamoğlu hocamızın konuşmasındaki ikinci olarak üzerinde durmak istediğimiz husus şudur: "….80 Yaşında bir kadın, çocuk doğuracağını haber alırsa, ne olur durumu?.... Ama hiç gülmez… Böyle eder, yüzüne vurur… Ama gülmez… Başka bir şey olur. Bu gülme bana hiç yatmadı!... Hiç yatmadı.. Bu sefer tefsirleri karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım…. Sunnî tefsirler bitti. Şiî külliyatına geçtim. Tabatabai'nin, El-Mizan'ını açtığımda "dahiket" kelimesinin "hayız alameti görmeye başladığı" manasına geldiğini gördüm…"

Hocamız, Hz. Sara'nın, meleklerin verdiği çocuk müjdesine karşılık olarak verdiği "dahiket" "gülme" fiilini, değişik yorumlama eğiliminden dolayı arayışa girdiğini açıklamaktadır. Muhterem hocamız bu gayretini; "Vahyin penceresi" programındaki meali ile yaptığı açıklamalar içinde geçen; "… bizim mealimizi farklı kılan, ayrıcalıklı kılan hususlardan biri de orijinal manalar var.…Bir tanesi hiçbir yerde bulunmayan…." Şeklinde yaptığı açıklamadan anlamaktayız.

Bu değişik yorumlama eğilimi hocamızın tercihidir, ancak "dahiket" kelimesini değişik yorumlamak amacıyla yaptığı çabalardaki ifadeleri bizim dikkatimizi çekti. Şöyle diyor İslamoğlu: “Bu sefer tefsirleri karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım…. Sunnî tefsirler bitti. Şiî külliyatına geçtim. Tabatabai'nin, El-Mizan'ını açtığımda ‘dahiket’ kelimesinin ‘hayız alameti görmeye başladığı’ manasına geldiğini gördüm…"

Hocamızın "…Bu sefer tefsirleri karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım…." diyerek "dahiket" kelimesi manası ile ilgili olarak çok gayret sarf ettiğini ifade etmektedir. Öyle ki, dönüp tekrar tekrar saydık, tam dört defa "karıştırdım" diyerek mübalağa ifadesinde bulunmakta ve bunun akabinde ; "…Sunnî tefsirler bitti. Şiî külliyatına geçtim…." diyerek bütün bu olağanüstü gayret ve çabalarına karşılık Sunnî külliyat'ta "dahiket" fiiliyle ilgili değişik bir yoruma rastlamadığını beyan etmektedir.

Ki, konuşmasında "dahiket" kelimesi ile ilgili yorumu önce Şiî ulemasından Tabatabai'nin El Mizan'ın da bulduğunu daha sonra Sunnî külliyat'taki "Ebu'l-Hasan Ahmed b. Farsi b. Zekeriyya, Mu'cemu Mekayisu'l-Luğa" isimli etimoloji lugatinde bulduğunu beyan etmektedir.

Nitekim muhterem hocamız "Vahyin penceresi" programında yaptığı açıklamalara paralel olarak yayınladığı "Hayat Kitabı Kur'an, Gerekçeli Meal-Tefsir"indeki, Hud suresi 71. ayetinin dokuz numaralı dipnotunda, Tabatabai'nin el- Mizan kitabı ile Hasan Ahmed b. Farsi b. Zekeriyya, Mu'cemu Mekayisu'l-Luğa kitabından alıntı yaptığını kayda geçirmiş. "Veya ‘...haber üzerine gülmeye başladı.’ tercihimiz ed-dahik'in ‘inkişaf, uyanma, olgunlaşma ve buluğ’ anlamından dolayıdır. (Mekayîs). Allame Tabatabai de bu manayı tercih etmiştir. (Bkz: el- Mîzân)" (s.412-413, İstanbul-2009)

Mustafa İslamoğlu hocamızın, "Vahyin penceresi" programındaki "dahiket" kelimesi manası ile ilgili çabalarına dair ilginç ifadelerine göre "…Bu sefer tefsirleri karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım…. Sunnî tefsirler bitti. Şiî külliyatına geçtim…” diye belirttiği "dahiket" kelimesi değişik anlamları ile ilgili kolayca ulaştığımız "Sunnî" ulemaya ait külliyat'tan örnekler verelim:

Razi'de "DAHİKET'in manası HAZAT (hayız gördü) olabilir. Mücahid ve İkrime'den naklolunduğuna göre onlar, (İbrahim'in karısı) korkudan feraha ulaştığında hayz gördü, hayz gördüğü ortaya çıkınca da (melekler ona) çocuğu olacağını müjdelediler, derler. el-Ferra ve Ebu Ubeyde DAHİKE'nin HAZA manasında olduğunu kabul etmezler." (Razi, Mefatihü'l-Gayb, Daru'l-Fikr, Beyrut, 1981, C. 18, s. 27)

"Ayette geçen «Dahiket» fiili, İbn Ömer, Mücahid ve İkrime' ye göre «Hayız gördü» anlamındadır. Ancak bu görüş Ebu Ubeyde ve Ebu Abid tarafından münker addedilmiştir. Nitekim Ferrada «Dahiket» fiilinin «Hadet» (hayız gördü) anlamına gelmediğini söylemiştir." (Zemahşerî, Keşşaf, cilt; 3, sh: 46. ) (Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, c.8, s.76-82.)

"Kurtubi'de ifade şöyle: "Mücahid ve İkrime der ki: Kendisi ayie (kısır / hayızdan kesilmiş)olduğu halde hayız gördü. Araplar "dahike'l-erneb" (tavşan dahk etti) dedikleri zaman tavşan'ın hayız gördüğünü söylemiş olurlar. Bazı lugatçilern d-hik-'nin haza (hayz) manasından olduğunu inkâr ederler. Fakat çoğunluk dahike'nin gülme manasında geldiğini ve taaccüb / hayret anlamında da kullanıldığını kabul ederler." (Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Ebi Bekr el-Kurtubi, el-Camiü'l-Ahkamü'l-Kur'an, tah. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türki, Müessesetü'r-Risale, Beyrut, 2006, C. 11, s. 163-164)

İmam Maturidi, Hud suresi 71. ayetteki DAHİKE'yi şöyle yorumlamaktadır:

1) Bu ayetteki da-hi-ke (gülme) kelimesinin ilk anlamı, İbrahim'in misafirlerin elini sofraya uzatmaması dolayısıyla, onlardan korkmasının ardından, misafirlerin kendilerinin Allah'ın elçisi olduklarını açıklaması üzerine Sara rahatlayarak gülmüştür.

2) Yaşlılık çağına erişmesine rağmen kendisine erkek çocuk müjdelenince, hayretinden gülmüştür

3) Dahike etti, yani hayız gördü bu İbn Abbas ve İkrime'nin görüşüdür.

4) Ferra derki: Dahike'nin hayız gördü anlamında kullanıldığı görülmemiştir.

5) Kanaatimizce ayette takdim te'hir vardır. Ayette önce güldü, sonra çocuk müjdelendi denmesine rağmen, asıl olan ona çocuk müjdelendi ve o da güldü şeklinde olması gerekir.

6) Bir diğer anlamı da çocuğun müjdelenmesinden duyduğu memnuniyetten dolayı gülmesi olabilir.

(Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed el-Maturidi, Kitabu Te'vilatu'l-Kur'an, tah. Bekir Topaloğku, Mizan yay., İstanbul, 2006, C.7, s.205)

İbn Manzur'da ifade şöyle: "Dahiketü'l-mer'etü: Hazat" yani "Kadının dahki: hayız görmesi manasında da kullanılır." Devamının çevirisi şöyle : Müfessirlerden bazıları Hud suresi 71 ayetin İbrahim'in karısının hayız görmesi şeklinde yorumlamışlardır". (İbn Manzur, Lisanu'l-Arab, Beyrut, 1997, VIII/26.)

Râgıp el-Isfahâni şunları kaydetmektedir: “Bazı müfessirlerin düşündükleri gibi, âyette geçen "fedhiket" sözünün tefsiri "hayız gördü" değildir. Onlar, "dahiket" sözünün "hayız gördü" anlamında olduğunu ve onun; Hz. İbrahim'in eşinin durumunu ortaya koymak ve Yüce Allah'ın, kadının hayız görmesini onun müjdelediği bebek doğurmasına bir işaret olduğunu belirtmek için olduğunu söylemişlerdir. İşte onlara göre Hz. İbrahim'in eşi o anda hayız gördü ki, gebe kalmasının olmayacak bir şey olmadığını bilsin. Zira kadın hayız gördüğü sürece hamile kalabilir." (Müferdat; D-H-K Ragıb el-İsfehani, el-Müfredatu Elfazi'l-Kur'an, tah. Safvan Adnan Davudi, "d-h-k-" mad, Beyrut, 1997, 501-502.) (Ragıb el-İsfehani, Müfredat tercümesi, Kur'an ıstılahları sözlüğü, c.II, ss.93-94,İstanbul-2007.)

Verdiğimiz tüm bu örnekler, bir müfessir açısından kolayca ulaşılabilecek "Sunnî" külliyatta yer alan kaynaklar iken, muhterem hocamızın bu kaynaklara ulaşamamasını ve burada yazılanlardan bîhaber olmasını anlamakta güçlük çektiğimi belirtmek isterim..

Değerli hocam "dahiket" "güldü" fiili ile ilgili olarak, Hz. İbrahim kıssasının bu bölümü ile ilgili Tevrat metinleri ile kıyaslamalı müstakil bir inceleme yazısı ile kıssadaki "dahiket" fiilini "hayz görme" olarak yorumlamanızın isabetli olmadığı üzerinde de bilahare duracağımızı belirtmek isterim.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
ziya polat
16 Temmuz 2014 Çarşamba 12:54
12:54
selam aleyküm hocamın tefsirini okurken zariyat suresinden hud suresine gönderme yapıyor hud suresinde elmizandan örnek getiriyor orada baktım baktım ibaresi geçmiyor.duman kardeşime katkı olması için bende baktiğim ve incelediğim tefsirlerde dahiket manası verenler,zadül mesir ibni cevzi,beydavi tefsiri,şevkanin tefsiri hepside dahiket kelimesinin hayız manasına gelebileceğini belirtiyorlar ve tavşanın kanlanmasını dahiket şiirleriyle örneklendiriyorlar.
semih ulker
28 Mayıs 2010 Cuma 05:23
tesekkur ederim
Basta haksoz haber olmak uzere ve sahsiniza tesekkur ederim.Allah sizin gibi dengeli yayin yapanlarin sayisini artirsin.Musatafa islamoglu hocama gelince "Dili kendisine ihanet etmis" olabilir.Ama bize elestirilemeyecek kimse olmadini gosterdiginiz ve elestri getirirkende uslubunuzdaki nezaketten dolayi tesekkur ederim .
cengiz duman
06 Ağustos 2009 Perşembe 17:04
Tayfun Bozkurt bey'e
Selamün aleyküm, TAYFUN BOZKURT KARDEŞİMİZİN ÜZERİNDE DURDUĞU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNMİŞTİK. ANCAK YANLIŞ ANLAMALARI DÜZELTMEK İÇİN YENİDEN TEKRAR EDELİM. M.İslamoğlu hocamızın "…Bu sefer tefsirleri karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım…." diyerek "dahiket" kelimesi manası ile ilgili olarak çok gayret sarf ettiğini ifade etmektedir. Öyle ki, dönüp tekrar tekrar saydık, tam dört defa "karıştırdım" diyerek mübalağa ifadesinde bulunmakta ve bunun akabinde ; "…Sunnî tefsirler bitti. Şiî külliyatına geçtim…." diyerek bütün bu olağanüstü gayret ve çabalarına karşılık Sunnî külliyat'ta "dahiket" fiiliyle ilgili değişik bir yoruma rastlamadığını beyan etmektedir." Muhterem hocamızın "hayz görme" manasının "Suni külliyatta bulunmadığı" ile alakalı "mübalağalı" sözleri ile bizim araştırmalarımızda Suni külliyattaki, "Hayz gördü" manasına dair kolayca ulaşılabilecek ve oldukça fazla yorum olduğunu tespitimiz arasında ortaya çıkan bu mübalağa ifadesinin ve Suni külliyat ile ilgili tespitinin doğru olmadığını vurgulamak ve altını çizmek istedik. Kesinlikle başka bir gayret söz konusu değildir.Form yazılarını aşağıdan itibaren yeniden okursanız bunu göreceksiniz.Allah'a emanet olun.
tayfun bozkurt
06 Ağustos 2009 Perşembe 14:53
sizin yorum hakkınız olacakda onun olmayacak
selamun aleykum kardeşler hepinize dua eder selam eder gönül verir; zihninizin açık, gönlünüzün acık, bahtınızın acık, ufkunuzun acık,olmasını rabbimden niyaz ederim.
Hepinizin yorumlarını okudum hoş olmuş güzel olmuş ilgi göstermiş alaka göstermiş degerlendirmelerde bulunmuşsunuz ne kadar da güzel olmuş müsadeniz olursa bende iki üç şey söylemek istiyorum 1-sevgili Cengiz DUMAN üstadımızın , ağa beyimizin ,kardeşimizin M.islamoğlu hocanın kariştirdim -karıştırdım -karıştırdım -sunni tefsirler bitti şiiia külliyatına gecttim orda buldum tarzındaki konuşmasını alıntılarken sanki altan altan bir alay bir küçümseme sezinir gibi oldum sezinir diyorum inşallah ben yanlıyorum çünkü ben yanılmak istiyorum.ve sevgili Cengiz DUMAN kardeşimiz burdan hareketle sanki şunu ima etmektedir bakın MUSTAFA İSLAMOĞLU bilemedi ben bildim dergibi şimdilik bukadarla yetiniyom 2- ikincisi herkes kendinde yorum yapma hakkı görüyor ama bu hakkı bir ömrünü kurana vermiş bir insandan esirgiyor sizce bu adaletmi tıpkı kuran üzerinde yorum yapma hakkını kendinde bulanlalrın kuranın yorumu olan rasulun hadislerine ve sözlerine yanı rasula bu yorum hakkını cok görmeleri gibi
sevgili kardeşler hepinize çok teşekkür ediyorum Cengiz DUMAN KARDEŞİMİZİN yorumundan da istifade ettiğimi onunda kendi ilmi düzeyi ile hareket ettigini etmeside gerektigini MUSTAFA İSLAMOĞLU HOCANINDA eleştirilmez olamayacağını eleştirle bilecegini bilmeliyiz AMA kimi neyi niçin ve nasıl yaptıgımız da bilmeliyiz
bir zamanar bu ülkenin gençleri BÜYÜKLERİN HATALARINDAN KERAMET ARIYORLARDI ŞİMDİ HİKMETLERİNDEN YORUMLARINDAN ACILIMLARINDAN HATA ARAR OLDULAR
İFRAT VE TEFRİTE KAÇMADAN DENGELİ OLMAK UMUDUYLA
HEPİNİZE SAYGILARIMI HURMETLERİMİ İFADE EDİYOR TEMİZ KALBLERİNİZDEN TEMİZ DİLERİNİZDEN VETEMİZ ELLERİNİZDEN CIKACAK DUALRI BEKLIYORUM .
nesibe şenatlı
04 Ağustos 2009 Salı 12:10
haksöz camiası nısevıyorum
hayırlar uzerınıze olsun.14 yıldır ıslamoğlu hocamı tanırım ve derslerıne devam edıyorm rahman olan allah hocamıve tum mu\'mınlerı korusun ve muhkemlerde bır ,müteşabıhlerde de bırlıkte(vahdet)olmayı nasıp etsın ki bu da bilmekle mumkundur. 8/46yı cok ıyı anlayıp eleştiriyi tekfır,niza ve tefrikadan ayırmak gerekır.aslolan vahdettir.vahdet ise birbirinin aynısı olmak degıl,muhkemlerde bır muteşabihlerde ise farklılığa rağmen beraber olmaya sabretmektir.3/7.zira bunu ancak ululelbab olanlar yapabılır.çünkü onlar muhkem baz alınarak yapılan tüm te\'vıllere(ıhtilafa rağmen)hepsi alemlerin rabbındendır derler.hepimizin bu anlayışı kazanması dileğimdır,bu ıse ancak sabırla olur tahammulle degıl.rasül(s.a.s)yunus as.nın yaptıgını yeren sahabeyı duyunca:anddolsun kı kardeşimin yerinde ben olsaydım ondan daha farklı bır sey yapmayacaktım dıyerek bır ahlak dersı verıyor bıze.ıhtılaf ve tefrika arsındakı farkı ıyı kavrayıp rasul ve rasullerı modellememız gerekır.vahdet farz,ihtilaf rahmet,tefrıka ve niza ıse haramdır.rahman olan allah böyle olmamak için sabredenlerle beraberdır...
-
cengiz duman
03 Ağustos 2009 Pazartesi 13:00
Genel bir değerlendirme (1)
Selamün aleyküm, öncelikle formu ziyaret edip katkıda bulunan kardeşlerime şükranlarımı arz ediyorum. Foruma katkıda bulunan kardeşlerimizin yazdıkları düşünceler ışığında genel bir değerlendirmede bulunmak zarureti hissettim. Şahsi kanaatime göre Hilal tv "sesimiz" olan bir kanaldır bunu tüm kalbimle inandığımı ifade etmek isterim. Tabii ki eleştirilecek yanları vardır, eksikleri vardır. Amenna… Ancak bu Hilal tv'yi reddetmek, tamamen pasifize etmek gibi aşırı tepkilere sebep olmamalıdır. Çoğu programlarını "izlediğim" gibi "İnancın renkleri" ve "Vahyin penceresinden" nevi, Kur'an konuları içerikli programlarını çok daha iştiyakla izliyorum. Hilal tv ve programları ile ilgili bu tavrımız devam eder iken mezkûr yazımızın konularının geçtiği "Vahyin penceresi" programını rutin "izleme"de iken;15 Haziran 2009 tarihinde yayınlanan "Meal üzerine" konulu bölümüne vasıl oldum. Her zamanki "izleme" tavrımızı sürdürürken, muhterem hocamız M. İslamoğlu'nun, yayınlamış olduğu "Hayat Kitabı Kur'an, Gerekçeli Meal - Tefsir" kitabı" içeriğiyle ilgili, derin bir heyecanla aktardığı; Hz. İbrahim'i ziyaret eden meleklerin çocuk müjdesi hususunda anlattıklarına takıldım. Bunun sebebi, Kur'an kıssalarının ilgi odağımız olması hasebiyle yaptığımız çalışmalarda edindiğimiz intibalara uymayan yeni şeyler aktarmasıydı. Bunun üzerine konuyu derinlemesine araştırmaya başladım. İşte bu araştırmalar neticesi sayın hocamızın canlı program esnasında beyan edilen fikirleri ve sözlerinden bazılarının anlam verilemeyecek derecede "askıda" kaldığını fehmettim. Bunun üzerine mezkûr yazıyı dercederek kamuoyuna açıklama lüzumu hissettim. "Düşünce platformu"nda yayınlanan yazımıza çeşitli tepkiler geldi ancak bu tepkiler istediğimiz yönde gelişmedi. Çünkü biz yazı ile sınırlı konu ile iktifa edilmesini beklerken, değerlendirmeler çok geniş bir perspektifte gelişti. M.İslamoğlu hakkında çeşitli ithamlardan, Haksöz dergi ve haber sitesinin yaklaşımına kadar haksız ve yersiz değerlendirmeler oldu.
cengiz duman
03 Ağustos 2009 Pazartesi 12:59
Genel bir değerlendirme (2)
Bu durumu olumsuzluk olarak görmekteyiz. Olumlu olarak gördüğümüz değerlendirmeler de vardı. Mesela muhterem kardeşimiz B. Şahin Erdeğer; çok yerinde bir tavırla, mezkur yazı konusunu incelediğini dolayısıyla bizim yazımızda kaydettiğimiz düşüncelerin doğru olduğunu ancak M. İslamoğlu hocanın yorumunun da bir zenginlik olabileceğini belirtti. Yazımıza tam istediğimiz bazda bir yaklaşım olarak, B. Şahin Erdeğer kardeşimizin bu olumlu tavrını tebrik ediyorum. Önce yazımızı okumuş, ardından yazıdaki konuları araştırmış ve ardından kanaatini forma ileterek bizleri ve diğer ziyaretçileri haberdar etmiştir. Tabi, kırıp dökmeden!...Bütün bunlar vechesinde ez cümle yazımızın amacı M. İslamoğlu'nu ve yazımız konusu hariç diğer görüşleriyle sorgulamak değildir. Biz sadece "Müslüman, Müslüman'ın aynasıdır" kaidesince birbirimize uyarılarda bulunmanın faziletine inanarak; bir konuda kendisinin görüşleri ve sözleri ile ilgili muhalefetimizi bildirerek, konuyu düşünülüp fehmedilmesi amacıyla "ilmî" tarzda hem kendisine hem topluma mal ettik. Devamı olarak konuyu daha ayrıntıları ile inceleyerek açıklayacağımızı da beyan ettik. Bundan sonraki hususun gereğini, üzerine vazife düşenler yapacaktır, yapmalıdır kanaatindeyiz.
Erkan Kocaman
03 Ağustos 2009 Pazartesi 12:53
Şirk
M.abduh adlı kişi Haksözün tasavvuf ,irfan ehli insanları şirkle nitelendirdiğini ifade ediyor , böylemi acaba? Cevap bekliyoruz ,ayrıca şia için de ne diyor?Bu arkadaş "müminler kardeştir" ayetinden ne anlıyor? Kendisi gibi düşünmeyenleri kafir ,müşrik etme selahiyetini nereden alıyor ? 3-5 tane tekfircinin kitaplarını okuyup ona buna müşrik demenin bedelini biliyor mu? İşin enteresan tarafı gerçek M.Abduh vahdetçi bir insandır ,keşke o ismin sahibi gibi vahdetçi olsan...Yapıcı olma yerine yıkıcı olmayı tercih edenler ülkemizde İslamın itici yüzü oldular ,onlar yüzünden 3 kişi İslamı kabul ettilerse 50 kişi İslamdan soğudu,Haksöz camiasını da tasavvuf erbabıyla ilgili ilgili,şiayla ilgili olarak daha dikkatli olmaya davet ediyorum,ibn teymiye ekseninden biraz sıyrılın ,yoksa sizin sözlerinizden hareket edenler ona buna kafir müşrik demeye devam ederler ,dikkat edin size de demesinler
m.abduh
03 Ağustos 2009 Pazartesi 02:32
haksöz ün dikkatine
sayın yazar mustafa islamoğlunun hilal tv de kıssalar ile yaptığı bir yoruma katkı sağlamak yada yanlış anlamdırmaya müdahale etmedeki hassasiyetinizi takdirle karşılıyorum.
islamoğlunun yorumuna katılmadığınızı beyan etmişsiniz.gerçi ialamoğlunun yorumu yada senin yorumun itikadi bir zemin değil. aksine bir mozaik oluşturuyor. m.islamoğluna değer verdiğiniz ve ciddiye aldığınız çok belli. ama yine mustafa islamoğlu nun hilal tv de yayınlanan ve islama ettikleri iftiralar allaha isnad edilen yalanlar .şirkin sistematik olarak islama sokulması ve müslümanların müşrikleşmesine sebep olan en vahimi nesilleri bozan müşrik nesiller yetişmesine sebeb olan şirkin önderlerine karşı övücü ve teşvik edici cümleler sarfetmesi adı geçen sirk önderlerinin islamoğlu tarafından alim arif ve islam semasının yıldızları olarak değerlendirilmesi
es geçilecek bir konu eğildir. sayın yazar islamoğlunun bir kıssa açıklamasındaki aranıza oluşan nüanstan çok daha önemli olan islamoğlundaki tevdid sapmasını masaya yatırmak daha önemli ve zaruri değilmidir. sayın bülent şahin erdeğer elbetteki islamoğlu adı anılınca kaygısı olanlar bu konuları dile getirecek.radatsızlık duymanıza gerek yok.bu konular konuşulmayacaksa eğer neden haksöz dergisi yıllardır tasavvuf un şirk olduğunu anlattı. arabi mevlana bestami rabbani......vb. gibi insanların islamı tevhid anlayışını nasıl bozduğunu haksöz dergilerinden öğrendik. aynı haksöz zihniyeti neden islamoğlunun bu kaymasını cidiye alıp konunun üzerine gitmiyor peki.
ya haksöz dergisi onları yazmakla hata yaptı yada islamoğlunun bu sapmasının üzerine gidilemiyor. konunun hassasiyetle ele alınması ümidi ile selamlar.
cem bozlu
01 Ağustos 2009 Cumartesi 22:25
tespit
Sayın yazarın yazdığı konuyla ilgili vukufiyeti,besbelli ki var. Yazıları genellikle üst seviye yazılar.Fakat,kendisinin de ortaya koyduğu gibi sünni tefsircilerden de bahsi geçen tespiti yapanlar var.Madem öyle Başka bir değerli yazının dip notu olarak bir uzun paragrafta \\\"bu kaynaklarda da var o görüş\\\" denerek geçilemezmi idi. ayrıca tecahül-i arif sanatına başvurulamadan yapılsa idi yazı belki güçlü bir ilmi makale olarak kayıt altına girebilirdi diyorum.Yinede katılmamanın böyle ortaya konanına selam edilir ancak
c.fıtrat özaydın
01 Ağustos 2009 Cumartesi 20:03
önyargı-yargı ve mesaj..
Herkese selamlar.. İnanın herkes kendini yazmış aynı zamanda dersek :) yanılmış olmayız bi anlamda ve bence bu bizim islamı anlama ve anlatma anlamında iddialı olduğumuzun kanıtı gibi duruyo ki Allahtan bunu zayi etmede bizi sakınmasını dilemek lazım.İnsanların derununu elbetteki Allah daha iyi bilir ama ben şu paranrezi açmak istiyorum. -Bizler bu sitede ve bu gibi sitelerde makale yada yorum anlamında katkısı olanlar genel tanımlama ile davetçi kişileriz ve daveti,uslubu,toplumu,kamuoyunu vsr.'yi aşşağı yukarı iyi tahlil edebilen kimseleriz ve bu cihetle mesajı(islamı) seslendirirken bunların hesabını ederek yaparız.Bunu buradaki insanlar çok iyi bilir ve uygulamayada gayret ederler ama amatör ama profesyonel.. Şimdi hangimizde olsak tv de yada başka bi yerde toplumun geneline hitap etsek bence birçok maslahatlar vsrler nabza uygun şerbetler(tabi esasa kırpma yapmayacak şekilde) servisleriz.Peki M.İslamoğlu hoca içinde bu açıdan yaklaşırsak bence şii kaynaklardan söz etmeden önce o izahlar az kalmış bile.Yani buna bi anlamda gerek var zaten ve burada garipsenecek bi şey olmamalı.Neden çünkü bizlerde çevremize bişeyler anlatıyoruz ve herkesınde malumu algılardan ötürü bi şeyi izah etmeden önce bazı vurgulara kalın puntolarla ihtiyaç duyuyoruz.Bence olay bu kadar basit çünkü M. İslamoğlu tanımadığımız biri değil ve kaldiki farklı düşünemez diye bi kaide yok.Ömer peygamberden farklı düşünürdü bazen!! Ben derimki Ömer taraflarımızı inkar etmek fıtratı inkar nezdinde yalnış olabilir!! Ben tartışma konusu ile de ilgili her iki görüş arasında kendimce alaka var gibi gördüm zira hayız doğuma elverişliliğe kanıttır ve doğurmanın şartı zifaftır ve zifafın sosu sevmedir,sevişmedir,mutluluk,eğleniş vsr'dir.Peki gülme bunun neresındedir? Alakası var mıdır.Bence gülme bu işin sinyalidir, ilk adımıdır, belki heyecanıdır.O bir neşe-endişe- gizem-şaşkınlık hali ve aynı zamanda işin hayız kısmı ile biyolojıkmen salgılarn salgılanması ile dengelenen bir süreçti hz. sare'de? Slm ile.
Abdulkadir Elifbaş
30 Temmuz 2009 Perşembe 16:58
Ali Kardeşe...
Ali üstadım.Yazdıklarına canı gönülden katılıyorum.Bir mevzunun dışında destekliyorum,sahip çıkıyorum.O bahsedeciğim mevzuda şu:Yazılanların dış çevresine çıkıldığında konu gerçekten amacından sapıyor ve dağılıyor.Tefsir ve meal eleştirisinden daha çok şahsiyet ve karakter eleştirisi kulvarına geçiyor yazılanlar.Tabi ki bu çerçevede yani konu ile ilgili değerlendirilse yazılanlar ona sözümüz olmaz.Olursa da ayıb olur.O da bize yakışmaz.Ayrı yerlerde ve forumlarda konuşulsa,tartışılsa daha bir ilmi olabilir diye düşünüyorum.Ve faydalı olacağı kanaatindeyim de.Ama şuna inan şimdi bahsedeceğim şu duruma çok seviniyorum üstadım.Biz müslümanlar artık birbirimizi ve yazdıklarımızı eleştirirken,kritik ederken gerçekten de bir iki istisnanın dışında hakkaniyete saygı duyuyoruz artık.Buradan bu sezinleniyor,hissediliyor.Allah hepinizden ve sizden razı olsun.Ve ayrıca unutmadan şunu da belirtmek isterim:Ekin Yayınları ile ilgili Bahadır Kurbanoğlu üstadın yazmış olduğu makale okunmaya değer.Okunmakla kalmayıp konuyu biraz daha detaylı düşünürsek ve fiiliyata geçirirsek çok daha iyi olacak.Hayata yansıtmakta bizim üzerimize bir sorumluluktur.Ve bu İslami davaya su taşısak en azından hiç olmazsa su versek amellerin güzeli olsa gerek.Rabbim hepimizi korusun.Rabbimle kalın.
y.t.m.
30 Temmuz 2009 Perşembe 15:29
...
Ekin Yayınları'nı Yarınlara Birlikte Taşımalıyız! yazısını burdaki arkadaşların okumasını tavsiye ederim ne alaka diyeceksiniz ama islama hizmet eden bir yayın evine bile sahip çıkamayan bizler hilal tv yi eleştirirken ne kadarda rahatız değilmi sanki bunlar çok kolay işler miş gibi ayrıca konu kuranda gecen d-h-k fiilinden çıktı nerelere vardı üstelik bu site takipçileri son derece kaliteli aklı selim insanlar... bu eleştirileri burdan yapmak yerine kendi sitesine yada bizzat kendine iletseniz daha makbul olmazmı hani eğer amaç birbirimize hakkı tavsiye etmekse bu hak olanı kendisine söylesek... bu kadarmı ulaşılmaz bu insanlar
tabiki fikirlerimizi özgürce açıklamalıyız ona sözüm yok ama kim olursa olsun karsımdaki eğer bu dava ya hizmet konusunda gayretli bir mümin ise ki kim olduğu fark etmez yapılan eleştiriler o zaten söyleydi ye gidince yüreğim sızlıyor bu durum müminleri yıpratır kimse mükemmel değildir..
ali
30 Temmuz 2009 Perşembe 14:53
abdulkadir elifbaş kardeşe
Eğer müslüman camianın bir konuyla ilgili eleştirileri varsa adalet sınırları dışına çıkmadan su-i zanda bulunmadan bu eleştirilerini sunmalarında bir sakınca olmasa gerek.Ben eleştirilerin Cengiz Duman'ın yazdıklarının çervesinin dışına çıkmasından rahatsızlık duyulmaması gerektiği kanaatindeyim.Önemli olan doğruya ulaşmaktır.Doğruya ulaşmaya çalışırkende kimseye hakaret etmemek, adaletten sapmamaktır.Bunlar sağlandıktan sonra yapılacak olan eleştiri mutlaka çalıştırılması gereken bir mekanizmadır.

selametle
ali
30 Temmuz 2009 Perşembe 14:45
eleştiri
Öncelikle şunu şunu ifade etmek isterim.Eleştiriler hakkaniyet ölçülerinin dışına çıkmadıkça,hakarete varmadıkça yapılmalıdır.Bu meyanda aşağıda okuduğum M.İslamoğlu Hocaya eleştiri mahiyetindeki hiçbir yazıda bir saygısızlık emaresi görmedim.Bu bir müslüman olarak beni sevindirdi.

M.İslamoğlu şüphesizki Türkiyedeki genç müslüman neslin yetişmesinde eserleri aracılığıyla katkısı olan bir zattır.Bunu teslim etmek lazım.

Ama gelin görün ki aşağıda yapılan eleştirilerin önemli bir kısmına da katılıyorum.Farklı olma adına bazı kavramların anlamlarının aşırı zorlamaya maruz bırakıldığını ben de düşünüyorum.Bazı önemli meal tefsirleri inceleyen biri olarak şunu söylemek zorunda hissediyorum kendimi:Ben sözkonusu çalışmada bahsedildiği manada derinlere sirayet eden bir orjinallik göremedim.

Eğer yazılan bir eser gerçekten orjinalse bunun takdirini müslüman kamuoyuna bırakmak gerekir.Yani yazdığımız esere kendimizin orjinallik sıfatını yakıştırması pek hoş bir görüntü oluşturmuyor.Gerçi ben M.İslamoğlu hocanın ağzından eseriyle ilgili bir sıfat kullandığını duymadım ama hilal tv.de bu üslup çok kullanılıyor.Bu yanlış bence.

Eğer eserin gerçekten diğer meal-tefsirlerle kıyaslandığında orjinal bir eser olduğu görülürse zamanla binlerce müslümanın kitaplığında yerini alarak bir kaynak eser olacaktır.
Abdulkadir Elifbaş
30 Temmuz 2009 Perşembe 12:05
Fırtına Koparmak ve Bindiğin Dalı Kesmek...
Selamun Aleykum.Değerli Müslümanlar.Keşke bütün meselelere böyle burada olduğu gibi cansiperane ve acelecilikle yaklaşsanız ne kadar da güzel olacak.Maşallah görüyorum da Mustafa İslamoğlu Hoca'ya ve Hilal Tv'ye ne kadar da söyleyecek sözümüz varmış da bu anı ve bu yazıyı bekliyormuşuz.Çok şaşırdım ve ister istemez acı acı da güldüm doğrusu.Cengiz Hoca'mın yazısını çok dikkatli bir şekilde okudum.Haklı olduğu yanları da olabilir isabetsiz açıklamalarda da bulunmuş olabilir.Aynı durum Mustafa İslamoğlu Hoca içinde geçerlidir.Çünkü bu değişmez bir kuraldır.Benim konu ile ilgili çok fazla ilmim yok ve bilgim de yok.Ama iki yorumdan da gerçekten çok istifade ettim.Ve İslam'ın ana kapısına Kuran'la giren insanların çok rahat bir şekilde istifade edeceği yorumlar burada mevcut.Velakin benim açıklama yapacağım husus bu meselenin ışığından hareketle şudur: 1)Yapılan yorumlar meseleden daha ziyade Hilal Tv yayın politikası ve Mustafa İslamoğlu Hoca'nın şahsı ve meali üzerinde yoğunlaşmış.2)Uzun yıllara dayanan bu çalışmalar ve oluşumlarla ilgili yorum yaparken biraz daha insaflı olursak daha bir rahmet söz konusu olacağına inanıyorum.3)En çok istediğim ve arzu ettiğim ise biribirimizi özellikle bu tip hadiseler üzerinden tabiri caizse bozuk para gibi harcamayalım.Birbirimizin üstünü çizmeyelim.Meselelere bakış açımız böyle olursa ben inanıyorum ki Rabbimizin izniyle daha fazla yol alacağız.3)Gerçekten özellikle şu zamanlarda tek tip bir vücut olacağımız zamanlarda aramıza soğukluk ve mesafe girmesin.4)Hoşumuza gitmese de çizgisini beğenmesek de İslami cemaat ve şahsiyetlerin varlığı birer nimettir.Her biri hayatın farklı alanlarında ve farklı mizaçlarda insan grupları için yeri ve zamanı geldiğinde birer sığınak ve barınak olmalıdır.Son olarak Bülent kardeşimizin yaptığı açıklamayı da çok isabetli buldum.Rabbim aramızı bu tip meselelerden dolayı bozacak hiçbir şeye izin vermesin.Ne olursunuz bir şeyler söylemeden önce taşın altına elinizi koyun.Allah'a emanet olun.
Yusuf Sevgi
30 Temmuz 2009 Perşembe 11:57
Mustafa İslamoğlu
Mustafa İslamoğlu önemli ve değerli bir isim hepimiz için... İslamın alışılagelmiş şablonlarını zorlamakta,bu da bize tuhaf gelmektedir,ben iki defa islam ile tanıştım .1.Klasik islami hareketlerden 2.Mustafa İslamoğlundan ,fakat bazen çok farklı söylemleri de dile getirmektedir,bazen hataları,nefsi ön plana çıkaran söylemleri olmaktadır...Nihayetinde o da bir insan melek/hatasız olacak durumu yok ,istese olamazda! Mustafa İslamoğlu'nun hakkını yemeden ,hatalarını da Cengiz kardeşimizin gayet yerinde ve dengeli eleştirileri ile aydınlatmak gerekir,zannımca kendisi de böyle bir uyarıya dua edecektir... Seviyoruz diye hatalarını görmemezlikten gelemeyiz çünkü Müminler birbirilerinin velisidirler,birbirimizin aynası olacağiz...

Asıl olan adalettir.
Fakat insanlar;
sevdiklerine de ,
sevmediklerine
adaletli davranamazlar....
vedat
30 Temmuz 2009 Perşembe 11:48
Yorumlar özneldir
Ben Cengiz Duman kardeşimi ve Mustafa İslamoğlu kardeşimi çok seviyorum.Allah hepsinden razı olsun. Her ikisinin eserlerinden, makalelerinden çok faydalandım.
Bu ağabeylerimizin ilmi çalışmalarından çıkan sonuçları önemsiyorum.Ama hiç bir zaman içtihadları ve ilmi yorumlama faaliyetlerin sonuçlarını mutlak doğru olarak görmem.Eğer her alimin ve düşünürün her sözünü mutlak doğru olarak görürsem yanlış yapmış olurum.Bu alim kardeşlerimizin çabalarını mutlak doğru olarak görmemem. onların ilmi çabalarını küçümseme anlamına asla gelmez.Bilakis bu kardeşlerime çok değer veririm.Ama kim olursa olsun tüm ilmi çabalar ve ortaya çıkan ürünleri yapıcı eleştirel bir gözle okumalıyız.Körü körüne okuma biçimi bizi bağnaz yapar.Bağnazlık ise hikmeti öldürür.Bizler müslümanlar olarak kim olursa olsun sözü dinler tartar ve sözlerin en güzeline uyarız.Beşer olduğumuzu,hata yapabileceğimizi,şaşırabileceğimizi,yanılabileceğimizi hiçbir zaman unutmayız.Akıl akıldan üstündür derler.Bu söz boşuna söylenmemiş.Birbirimizden faydalanmalıyız ama asla birbirimizi yıpratmamalıyız,buna hakkımız yok.Eleştirilerimizi şahsen,imkan yoksa mektupla ,e mail ile iletelim.Asla kırıcı ve küçümseyici üsluplar kullanmayalım.Kendimizi de çok abartmayalım.Mütevazi olalım.Yanlış yapan varsa yanlışını en güzel bir şekilde düzeltmak bir sanattır.İnsanlar hassastırlar,eleştiriyi hazmetmek kolay değil ama eleştiriye alışmalıyız.Bize eksiklerimizi,hatalarımız ve yanlışlarımızı söyleyen kardeşlerimize kızmamalıyız,bilakis kendilerine teşekkür etmeliyiz.
Allah'a emanet olun.
Bülent Şahin Erdeğer
30 Temmuz 2009 Perşembe 11:14
yazı hanyaya yorumlar konyaya
Mustafa İslamoğlu'nun ilgili ayetteki da-hi-ke fiilene verdiği meallendirmeyle ilgili ilmi ve seviyeli bir eleştiri makalesinin altına yazılan kimi yorumlar makalenin amacıyla örtüşmüyor.

İslamoğlu'nun söz konusu meallendirilmesi üzerine değil de şahsı, siyasal duruşu ya da başka konulardaki kiminin katılıp kiminin katılmamakta hür olduğu görüşleri üzerinde yoğunlaşmak doğru değil. Her fırsat bulunduğunda şeytan taşlar gibi İslamoğlu'nu hedef tahtasına oturtmanın işlenen konunun düzeyini düşürdüğü kanaatindeyim.

Tasavvuf, Demokrasi vb. konulardaki fikirleri delilleriyle başka zeminlerde (hatta kendisinin de katıldığı ortamlarda) işlenirse daha verimli olur. Yoksa böyle her İslamoğlunun adı geçtiği yerde zaten onun şu şu fikirleri de şöyle şöyle diye laf arası laf çakma durumları sağlıklı değil...
Muradi
30 Temmuz 2009 Perşembe 00:53
Kitleselleşme Kaygısı mı?
İslamoğlu Hocamızın ''İman Üzere'' adlı kitabında Muhyiddin Arabi hakkında dile getirdiği tespitlerle bir televizyon programında Arabi'den ''İslam Semasının Yıldızlarındandır'' diye görüş belirtmesi oldukça şaşırtıcı olmuştur.
Yine Mustafa Hocanın Parti desteklemeye yönelik tavsiyeleri bende biraz kitleselleşme ... düşüncesi içinde olduğu hissini uyandırıyor.
A.Hadi
29 Temmuz 2009 Çarşamba 16:05
okuyanların dikkatına
tarikat ve tasavvuf konulu bir vahyin penceresinden programında yine mustafa islamoğlu mevlana . muhyiddin ibni arabi,beyazıt ı besatami v.b tasvvufun önde gelen ismleri için ALİM ve ARİF ZATLAR DIR diyerek ne yapmaya çalıştığını anlamış değilim.
allaha yalan isnad edn kaynakların yazarları olan bu islamı şirk ile harmanlayıp müslümanların müşrikleşmesinine sebep olan şirkin önderleri konumundaki bu insanlara arif ve alim zatlar diyerek tevhid ehli olan müminleri yaralamıştır.
tevhidi mücadelenin hiçbir yerinde göremediğimiz bu zihniyetlerin övülmesi nin haklı gerekçesini göremiyorum. ayrıca kendisine risalei nurlar hakkında sorulan soruyuda ne hikmetse soran nurcunun vicdanını rahatlatır halde cevap vermesinide anlamış değilim. allaha iftiralarla dolu bu kaynaklardaki şirk unsurlarını söylemekten neden çekiniyor mustafa hoca. sorulan bir çok önemli ve itikadi soruya neden soranın vicdanını rahatlatır tarzda cevap veriyor anlamış değilim.

ben de, anlamış değilim ve size baştan sona kadar da katılıyorum.ne var ki, yorumculardan hiç biri, sizin bu en öneli olan konuya değinmenizi görmediler. ya da gördüler, fakat, görmemezlikten geldiler.ey yorumcular siz niye bu büyük ve önemli olan şeyi görmiyorsunuz. yani size göre m.islam oğlunun bunları takdis etmeleri,büyütmeleri normal bir şey mı dir? yanı size göre vahdet'ül vucut felsefesi normal bir şey mı dır? said'i nursinin eserlerinde peygamber'e mucizat'ı ahmediye adı altında yapılan yüzlerce iftiralar normal bir şey mı dır?.
cengiz duman
29 Temmuz 2009 Çarşamba 13:38
tarihsellik ve mesajlar hususunda dengede kalmak
"….eğer kıssalarda kişi, yer, tarih, olmuş mudur, olmamış mıdır gibi hususlara takılırsanız mesaj kaybolur…." Haklı ve yerinde gördüğümüz tespite rağmen bu olguyu açacak bir takım diğer tespitlerde de bulunmamız gerekmektedir. İslam tarihinde son yüz yıla kadar müfessir ve tarihçiler tarafından, Kur'an kıssalarının, tarihiselliği yani; tarih, zaman, biyografi, coğrafya, kişiler, v.s gibi detaylar üzerinde oldukça ayrıntılı durulmasına rağmen "mesaj" lar, biraz daha daha arka planda olmuştur. Nitekim kıssalar incelenirken oluşmuş olan "İsrailiyat" denen olgu bu bir realitedir. Çoğunlukla Kur'an kıssaları mesajlarını örtmüş yada ana mihverinden kaydırmıştır. Çağdaş Kıssa yorumlamalarında ise çoğunlukla tarihsel malzeme kale alınmadan; "rasyonalite" "sekülarizm" kaynaklı yada bunlara yaranmak! İçin edebi ve mecazî değerlendirmeler ağırlık kazanmıştır. Bu da Kur'an kıssalarının vakiliği problemi oluşmasını sağlamış ve buna istinaden kıssaların tarihselliği arka plana atılarak mesajına ağırlık verilmiştir. Bunun sakıncaları da Halefullah'la birlikte halen tartışılmaktadır. Biz, Kur'an kıssalarını Tevrat ve İncil metinleri ile birlikte tarihselliğini ele almaya ve bu olguları örtüştürmeye ve bu mukayeseler sonucu, Kur'an ve diğer "kitaplar" arasındaki muharreflik olgusuna da dikkat çekmekteyiz. Bütün bunlar aynı zamanda Kur'an kıssalarının mesajının ön plana çıkarılması gayretinin bir sonucudur. Mesela Alim kul ve Musa, Zülkarneyn, v.b gibi kıssalarda tarihselliği - kimlik, yaşadığı coğrafya, zaman, v.b - yakalamadığınız müddetçe, tam anlamıyla onların mesajına ulaşmak mümkün olmayacak ya da eksik kalacaktır. Bu da o kıssaların mecazî ve edebîliğe uğramasına yol açmaktadır. Yine Yakup peygamberi biyografik olarak tanımlamadığınızda "Düşünce platformu"ndaki ilgili yazılarda üzerinde durduğumuz gibi, Kıssa mesajlarında sapmalar meydana gelecektir. Dolayısıyla birini diğerine – tarihsel ögeler ve mesajlar- tercih edilmeden, dengede kalmak en doğru yoldur kanaatindeyiz.
HASAN HANEFİ
29 Temmuz 2009 Çarşamba 12:54
SANIMCA
KANAATIMCA MEZKUR TEFSİRİN BAYA BİR TASHİHE İHTİYACI VAR;
MESELE :
"“Zillete düşecek olursanız” (el-Bakara: 2/209)
“فَإِنْ زَلَلْتُمْ”un ma’nası “kaymak, ayak kayması”dır. Yazar ise “زَلَلْتُمْ” kelimesini ذللتم"" olarak (peltek Z ile) okumuş olmalı ki âyete “Zillete düşecek olursanız” anlamı vermiştir"
10. s.151-152, en-Nisa: 4/23. ayetle ilgili 9. “Buradaki “وَرَبَائِبُكُمْ اللاَّتِي فِي حُجُورِكُمْ” ibaresi, büyütülmek maksadıyla evlatlık alınan anasız-babasız veya analı-babalı ‘yetim’ öksüz ve kimsesizlerin evlat edinilmesi sırasında oluşabilecek mahremiyet problemlerini aşmada bir çıkış yolu olarak görülebilir…”
Mezkur ayette imaen bile evletlık ve mahremiyetine dair bir işaret yokken hem evlatlığa hem de mahremiyetine dair çıkş yolu önermektedir.Kaldı ki Ahzap 3-4. ayetlerde evlatlık meselesi karara bağlanmıştır.

15. “Onlar, kadınların hakları konusunda senden açıklama istiyorlar…” (en-Nisa: 4/127)
Mezkur ayette geçen (فِي) harf-i cerri hakkındalık anlamı vermesi icab edereken, Modernizmın üretmiş olduğu bir mesele olan"kadın hakları"a gönderme yaparak aslında Batı rasyonalizminin etksi altında olduğunu da ele veriyor.
Bunlar göz gezdirirken gördüklerim. Selam ile.....
s.efe
28 Temmuz 2009 Salı 01:30
mesaja yoğunlaşmak
m.islamoğlu hakkında yapılan(meali) eleştirilerde haklılık payı olduğunu düşünmekle beraber; ben asıl konuşulan kıssalara takıldım. daha önce de belirtmiştim; eğer kıssalarda kişi, yer, tarih, olmuş mudur, olmamış mıdır gibi hususlara takılırsanız mesaj kaybolur. eğer gerçekten ibrahim ve zekeriya bir erkek çocukla müjdelenmiş ve mucize bir çocukları olmusa; acaba Allah bu kıssalarla vahyin ilk muhatabı Muhammed as ma ne mesaj veriyordu? bak sana erkek evlat vermedim ama onlara bu yaşta verdim mi diyordu? yoksa bak da benim nelere kadir olduğumu gör, mucizelerime hayran kal mı demek istiyordu?
Yoksa yaşlanıncaya kadar tavizsiz mücadele eden bu peygamberlere yollarından giden bir nesil(ümmet) verdiğini söyleyerek; elçinin ve bizim azmimizi arttırmayı, umutsuzluktan kurtarmayı mı hedefliyordu?
Gercekci Davut
28 Temmuz 2009 Salı 00:48
Aslolan hakkaniyete riayet etmektir
Elestiri ve tenkitte aslolan hakkaniyete riayettir(adaletle hukmetmektir)bu prensib dairesinde kimse elestiriden muaf degildir.Imami Malik(ra)Allahin Rasulunden baska herkesin sozu kabul edilebilirde,reddelilebilirde buyurmaktadir.bu munasebetle hakkaniyete riayet etmek,adabi muaseretden ayrilmamak sartiyle herkes icin gerekli goruldugu hususlarda elestiri yapilabilir,yanlis gorulen hususlar belirtilebilir ki bu sayede yapilan yanlislarda duzeltilebilir.Bizim zaman,zaman hocamizi referans gostermemizzi bizi okuyanlar hatirlarlar bu kendisine olan muhabbetimizin bir gostergesidir diye dusunuyorum.cengi Duman beyin elestirisininde hakkaniyete uygun bir elestiri oldugunu dusunuyor,butur tenkitlerin hatalarin izhari,daha guzele ulasabilmek icin gerekli oldugunu dusunuyorum.Yalniz bazi yorumcu kardeslerimizin Hilal televizyonundaki Vahyin penceresinden programinin kendi formati icerisindeki akisina getirdikleri elstirilerin istihza koktugunu,bu munasebetle ksati astigini dusunmekteyim,elestir hakki bize yapilan bir hizmeti,calismayi kucuk gorme,istihza etme hakki vermez diye dusunmekteyim.Islami camiada televizyon ve benzeri yazili ve gorsel medyada hizmet etmenin zorluklarini gozardi etmeden,yapilanlarin deger ve kiymetini bilmemizin,yaninda Islamoglu hocamizin kendi ifadeleriyle tasin altina elini koyan insanlara destek olmuyorsak,bari kostekde olmayalim diye dusunuyorum vesselam.
Abdullah Yorulmaz
27 Temmuz 2009 Pazartesi 13:00
Özür ve Teşekkür
Cengiz Duman Bey'den özür dilemek zorundayım.Yazısından benim anladığım anlamda çıkıyor olsa bile önemli olan onun maksadının benim anladığım manayı içermediğinin beyan edilmesi.Yanlış anlamayı giderdiği için de teşekkür ediyorum.
YAKUP YUSUF
27 Temmuz 2009 Pazartesi 11:14
"Allah dostları reklamı"
Bu sitede yorum yapan arkadaşların kimseyi sigaya çekmek gibi bir dertleri olmayacağını düşünüyorum.Hilal T.V. (Yayın akışı,proğramlarvs.)olumlu ya da olumsuz taraflarıyla eleştirel olarak ele alınmalı.Bunları da sahiplenerek yapmalıyız.Sayın İslamoğlu ve sevenleri de buna tahammül/sabır göstermeli.Amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemektir.
cengiz duman
27 Temmuz 2009 Pazartesi 10:39
zaruri açıklama
Selamün aleyküm, yazımızla ilgili değerlendirmeniz esnasındaki; "(C)Z.Duman Bey, İslamoğlu Hoca'yı eleştirirken, Onun "…Bu sefer tefsirleri karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım…. Sunnî tefsirler bitti. Şiî külliyatına geçtim…” sözü üzerinden ki bu bir canlı sohbette yapılmış konuşmalar içinde geçen bir cümledir, eleştiri sınırını aşan alaycı bir ifadenin malzemesine dönüştürmüştür." cümlelerinin algılamasındaki yanlışlığı ifade etmek zorundayım. Dikkat edildiğinde M.İslamoğlu hocamızla ilgili yazımız iki tasnif üzerinedir. Birincisinde d-h-k fiilinin kullanımına yöneltilen bir değerlendirme; ikincisi ise d-h-k fiiline getirilen alternatif mana olan "hayz görme" ile ilgili bu alternatif mana/yorumun, Suni külliyatta bulunmaması iddiasıyla ilgilidir. Muhterem hocamızın ilginç gördüğümüz bu ifadeleri üzerinde şöyle bir tespit yaptık. "Hocamızın "…Bu sefer tefsirleri karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım…." diyerek "dahiket" kelimesi manası ile ilgili olarak çok gayret sarf ettiğini ifade etmektedir. Öyle ki, dönüp tekrar tekrar saydık, tam dört defa "karıştırdım" diyerek mübalağa ifadesinde bulunmakta ve bunun akabinde ; "…Sunnî tefsirler bitti. Şiî külliyatına geçtim…." diyerek bütün bu olağanüstü gayret ve çabalarına karşılık Sunnî külliyat'ta "dahiket" fiiliyle ilgili değişik bir yoruma rastlamadığını beyan etmektedir." Muhterem hocamızın "hayz görme" manasının "Suni külliyatta bulunmadığı" ile alakalı mübalağalı sözleri ile bizim araştırmalarımızda Suni külliyattaki, "Hayz gördü" manasına dair kolayca ulaşılabilecek ve oldukça fazla yorum olduğunu tespitimiz arasında ortaya çıkan bu mübalağa ifadesinin ve Suni külliyat ile ilgili tespitinin doğru olmadığını vurgulamak ve altını çizmek istedik. Kesinlikle başka bir gayret söz konusu değildir.
Abdullah Yorulmaz
27 Temmuz 2009 Pazartesi 09:32
Kardeşlerimden Özür Diliyorum!
Hakikaten bazı ifadelerim meramımı aşmış.Bu arada hemen belirteyim ki Site'deki "yorum" seviyesi onur verici.Önceki yorumum,C.Duman Bey'le ilgili değildi.Tabii ki Vahyin anlaşılması noktasında ilmi tartışmalar olacaktır.Tartışmanın olduğu yerde de eleştiri doğaldır.Göz ardı ettiğimiz konu yada anlaşılamayan;eleştirirken "ezme" güdümüzdür.Örnek:Z.Duman Bey,İslamoğlu Hoca'yı eleştiriken,Onun "…Bu sefer tefsirleri karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım…. Sunnî tefsirler bitti. Şiî külliyatına geçtim…” sözü üzerinden ki bu bir canlı sohbette yapılmış konuşmalar içinde geçen bir cümledir, eleştiri sınırını aşan alaycı bir ifadenin malzemesine dönüştürmüştür.Bu olmaz.Diğer yorumculardan bazılarının İslamoğlu Hoca'nın "acizane bu görüş bu fakire aittir" yada devamlı tasdik edici bir oturumcu ile ilgili eleştiriler üzüntü verici değilmidir? Ben Hoca eleştirilmesin falan demiyorum.Eleştirideki o ince nokta ki onu erbabı bilir,göz ardı edilmesin diyorum.Aksi durumda dillerimizin de hesabını vereceğiz diyorum.İslamoğlu Hoca gibi az olan değerlerimize lütfen sahip çıkalım.Değerlerine sahip çıkamayanlar meydanı değersiz olanlara kaptırırlar.Marufu tavsiye,münkeri nehy de bile bir usul ve esas olduğu herkesin malumudur.Çalışkan,ilim aşığı,bilgili,ilmiyle amil,cesur,siyasetle ibadeti ayırmayan,iddialı bir şahsiyete destek olmak İslami Harekete katkı olacaktır.Selam ve sevgiler.
Necmettin Asma
27 Temmuz 2009 Pazartesi 01:09
Abdullah Yorulmaz Bey'e
Siz tenkidi/eleştiriyi "beğenmemezlik" ve kalbi öldüren bir hastalık olarak görebilirsiniz. Eğer yazıyı okuduysanız, C. Duman'ın Mustafa Hocaya olan muhabbetini farkedersiniz. Kaldıki; alim kişi bu tür değerlendirmelerden memnun olur. Bu durumdan ne müfessir ne de tashih eden kişi rahatsızlık duyar. Bilakis daha çok araştırmaya teşvik eder.
Birçok doğrunun tartışmalar sonucu ortaya çıktığını atlamamamız gerekir. Malesef bizim sorunumuz bu tür değerlendirmeleri anlamsız/manasız ve "zarar vermek için" görmek.
Mustafa Hocayla ilgili düşündüklerinize katılmakla birlikte ben de Cengiz Dumanı o statüde görüyorum. kendisi değerli ve bu konularda ehil bir şahıstır.
"Bırakın da o kadar olsun!" mantığıyla devam etmek birçok ilkelerin zaafa uğramasına, bazı şeylerin gözardı edilmesine sebeb olur ki, bunun kötü sonuçlarına İslam ve Dünya tarihinde rastlamak pek mümkün. (Ki Cengiz Duman ve Mustafa Hocanın bu iki değerlendirmesinde herhangi bir eksiklik, zaaf, olduğunu düşünmüyorum. Yani "Bırakın o kadar da olsun" luk bir durum yok. Bu durumda Abdullah Yorulmaz Bey, Bırakın o kadar olsun diyerek Mustafa Hoca'da bir zaafın, eksikliğin olduğunu kabul ederken, tam tersine ben bunu bir fikir alışverişi ve münazara olarak görüyorum. Sanırım Mustafa hocanın hakkını siz değil, Cengiz Duman veriyor)
Özetle konuya şu açılardan bakılması gerektiğini düşünüyorum.
1-Burada iki araştırmacının yazı ve düşünceleri ele alınıyor. Bu aralarında bir hukukun olduğunu gösterir.
2-Bu sitede farklı konularda değerlendirmeler var. "Daheke" konusuyla ilgili olarak Cengiz Duman'ın böyle bir değerlendirme yazısını kaleme alması saygıya değer bir davranıştır. Ve bu müslüman bir düşünürün, araştırmacının görevidir.
3-Böyle bir değerlendirmenin kaleme alınması yazarı ciddi bir muhatab olarak kabul etmektir. Bu Mustafa Hoca'yı yada bir başka şahsı onurlandırır.
4-Değerlendirme yazarını ve siteyi "mükemmeliyetçi" ve "manasız eleştiriler" gibi uydurma ezbere suçlamalarla azarlamanız doğru olmasa gerek.
Selam ile
haydarani
27 Temmuz 2009 Pazartesi 00:23
Kusursuzluk Allah a mahsusutur.
C.Duman kardeşimiz tenkidinde gayet mutedil davranmıştır.Mustafa hoca nın Kuran eksenli islami görüşleri bu gün bir çok insan tarafından makul ve makbul görülmekte,her geçen gün bir çok insan tarafındanda hüsnü kabul görmektedir. .Ancak çok güzel uslubuna ve kurana vukufiyetine rağmen bazen beşer olması hasebiyle her sözünde isabet kaydetmeyebilir.ÖRnek:Allah isimli kitabında ki bazı görüşleri;"Allahın ahlakıyla ahlaklanmak!" gibi gariblik,ibnul arabi ve benzeri sufileri(tekfir olunmasalar bile)en azından bu tür Şaibeli isimleri alim ,islam irfanının zirvesi!sıfatlarıyla övme.yine mealindeki zorlama kabilinden şaz görüşleri aktarması:Cehennem ve cennetin sonluluğu gibi..cengiz duman kardeşin eleştiri konusu yaptığı gülme-hayz mevzuu gibi.
Bütün bunlara şaşırmamak gerekir.zira her beşer gibi mustafa hocada kusursuz değildir.Eleştiriyide hemen "aman hiç kimseyide begenmiyoruz."diyerek küçümsememek gerekir.zira Eleştiri insanın görüşlerini kemale erdirir.insanın islami yaşamı her geçen zaman kemale ersede insanın kusursuzluğu muhaldır.Allah bizleri enaniyetimizin kibrinden muhafaza etsin
ismail coktan/mardin
26 Temmuz 2009 Pazar 22:11
...
selamun aleykum...
mustafa islamoğlu hocamıza derin bir saygı duymakla birlikte maalesef yanlış bulduğum bir adeti var..
bazı ayetlere ( kendince ) orjinal anlam vermek için alakasız anlamlar veriyor dahikette olduğu gibi bir başka örneğide enam 162 de geçen '' inne saleti ve nusuki..''yi muhakkak tüm desteğin ve isteğim hayatım ve yaşamım alemlerin rabbi allah içindir...
die çevirmiş...
evet kuran da '' sale '' bazı yerlerde destek şeklinde anlamlandırılabilir fakat bu ayette kesinlikle böyle anlamlandırılamaz...
fakat yine mustafa islamoğlu hocamızın büyük bir müfessir olduğu su götürmez bir gerçek...
Abdullah Yorulmaz
26 Temmuz 2009 Pazar 16:16
Bırakın da O Kadar Olsun!
Tenkidçilik ve beğenmemezlik kalbi öldüren,kardeşliği bozan zaaflardır.İstikameti duruşu doğruysa,bırakında o kadar olsun be kardeşim.Başka işinizmi yok Allah aşkına!Mükemmelliyetçilik hastalığı bu.İslamoğlu salih bir insan.Büyük işler yapıyor.Tikensiz gül arayorsunuz ama nafile!Sanki sizin hiç tikeniniz yok!Hem bu yaptığınız emri bil maruf yada nehyi anil münker falan da değil bilesiniz.Belki benim yaptığım bu kardeşçe ikaz böyle olabilir.Bu tür tenkidlerin insanın aşkını şevkini kırdığını,kırabileceğini düşünmezmisiniz?Yada bu tenkidleri okuyan yeni,genç insanların "bu ne manasız eleştiriler" deyip islamdan da soğuyabileceğini hiçmi düşünmezsiniz?Ben düşüneceğiniz kanaatindeyim.Lütfen takoz koyucu değil,teşvik edici oluın.Unutmayın İslamoğlu her gayretli müğ'min gibi Müslümanlara Allahın bir nimetidir.Bu nimete nankörlük etmeylim ne olur!
Sevda
26 Temmuz 2009 Pazar 12:43
Farklı olma durumu
Mustafa İslamoğlu hoca’nın "Hayat Kitabı Kur'an, Gerekçeli Meal-Tefsir" kitabı çıktığından beri başta Hilal Tv’de ki gerek kendi programı ,gerekse çıktığı diğer programlarda özellikle belirttiği nokta hep aynıydı;diğer tefsirlerden farklı,orijinal,anlatımı ve dili diğerlerine benzemeyen vs vs ..şeklinde.Bilhassa vahyin penceresinden programında sık sık bu konu dillendiriliyor ,genelinde vazifesi sadece soru sormak,hayret etmek,başıyla tasdik etmek ve’’ bir dakika bu özlü sözü kesinlikle not almalıyım ‘’ konseptindeki sunucular tarafından defaatla bu kitabın ‘’mana derinliğinden’’bahsediliyordu.Suizanda bulunmak istemesemde okuduğum ,incelediğim ve diğer meal-tefsirlerle mukayese ettiğim kadarıyla kitapta mana derinliğinden çok kendi adıma zorlama bir yorumlama olduğunu düşünüyorum.’’Farklıyım’’ mesajını verme adına kelimelerin anlamı üzerinde bu derece ısrarla oynama ,düşündüğüne ve inandığına ulaşma uğraşısı ,kendisininde ifade ettiği kitabına uydurma şiarının değişik bir versiyonu olmuyormu o zaman? Belkide çalışmaya gerekçeli sıfatının eklenmesininde sebebi budur;bilemiyorum.

Yeri gelmişken ,C.Duman’ın ‘’sesimiz’’ diye nitelendirdiği Hilal Tv’nin ‘’Ekmek arası’’ dönemlerinin, ‘’küçük bebeği beslemek lazım’’ sloganlarına karıştığı acemi zamanlarına rağmen ,şimdiye göre daha samimi buluyordum.Açıklamaya bile gerek duyulmadan kaldırılan programların akıbetini ise hala bilmiyoruz.İslami Tv kanalları arasında en iyisi olabilir ,fakat tamamıyla sesimiz olduğu fikrine katılmıyorum.Sadece konuşmaktan öte, bu noktada elbette bizlere düşen görevlerde vardır.Elimizden geleni yapmaya çalışırken,kanalın ve bilhassada M.İslamoğlu’nun önce eleştiriye açık olması gerekiyor.Umarım, Cengiz Duman’ın bu delilleriyle sabit bir nevi araştırma-eleştiri yazısına hocamız cevap verirde, bizlerde bu şekilde düşünmüş olmasının muğlaklığı konusunda aydınlanırız.
cengiz duman
25 Temmuz 2009 Cumartesi 23:02
biyolojik istekler ve biyolojik ihsanlar
"..Kâlet yâ veyletâ e elidu ve ene ecûzun…" (Sara:) Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey! dedi. (11/Hud/71-72) Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: ""…ve kâlet acûzun akîmun…." Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi. (51/Zariyat/29) Hz. İbrahimi ziyaret eden melekler kıssalarının yer aldığı, Hud ve Zariyat suresindeki bu ayetlerde geçen; kısırlık, doğurma, kocakarı gibi biyolojik durum ve eylem anlatımları; evlatlık alma v.s gibi uç! yorumlara mahal bırakmayacak açıklıkta beyanlardır. Bunun yansıra Hz.Zekeriya ve hanımı ile ilgili Yahya'nın doğumunu haber veren ayette de aynı biyolojik istek ve emareler anlatılmaktadır. "Festecebnâ leh(lehu), ve vehebnâ lehu yahyâ ve aslahnâ lehu zevceh" "Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahya'yı verdik; "aslahnâ lehu zevceh" eşini de kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kıldık." (21/Enbiya/90) Kaldı ki Hz. İbrahim ve Sara'nın, evlat edinmesini gerektiren bir ortam ve ihtiyaç ta yoktur. Hz. İbrahim ve Sara'nın öz evlatları İsmail vardır. İbrani töresine göre isteyen eş cariyesinden çocuk sahibi olabilmekteydi ki bu töre bile evlatlık edinme gibi bir yapılanmaya ihtiyaç göstermemekteydi. Nitekim Sara'nın, Hacer'den evlat sahibi olma isteği Tevrat'ta şöyle anlatılır: "Saray Avram'a, "RAB çocuk sahibi olmamı engelledi" dedi, "Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim." Avram Saray'ın sözünü dinledi. Saray Mısırlı cariyesi Hacer'i kocası Avram'a karı olarak verdi." (Tevrat/Tekvin16/2-3) Bu hususta Tevrat metinlerindeki Hz.Yakub'un iki hanımının cariyelerinden olma çocukları örnek verilebilir. "Rahel'in cariyesi Bilha'nın oğulları: Dan, Naftali. Lea'nın cariyesi Zilpa'nın oğulları: Gad, Aşer. " (Tevrat/Tekvin35/25-26) Dolayısıyla kıssa ortamları araştırılıp anlaşılmadan, o ortamlar hakkında; samimiyetle yapıldığına inandığımız bazı aykırı ve uç yorumların, katkıdan ziyade karıştırması! Mevzubahistir.
kuba
25 Temmuz 2009 Cumartesi 21:17
hakan'a
Peygamberimiz (sav) ile Zeyd arasındaki ilişkinin ilk dönemi ve Allah-u Teala’nın emriyle geçirdiği süreçleri dikkatle araştırıp öğrendiğinizde; İslam’da adını vererek yani nüfusuna geçirerek evlat edinmenin neden yasak olduğunu anlayacaksınız.

Hz.Zekeriya ve Hz.İbrahim’in geç yaşta çocuk sahibi olmakla müjdelenmesi mucizelerine inanmıyorsanız; Hz.İsa’nın doğumu, Hz.Musa’nın asası ile ilgili olaylar, denizin yarılması, Hz.İbrahim’in ateşte yanmaması, Kabe ile ilgili olarak Fil olayı ve pek çok kavmin hiç beklenmedik bir nedenle ve birdenbire helakı vs. gibi Kur’an’da zikredilen daha pek çok olay hakkında ne düşünüyorsunuz, onları nasıl açıklıyorsunuz merak ediyorum doğrusu.

Akıllı insan; her şeyi kısıtlı aklı ve bilgisiyle açıklamaya çalışan değil Allah(CC)’nun her türlü yaratmaya kadir olduğunu idrak edebilendir. Kur’an kıssalarını bu gözle okuyun.

Son cümlenizden Kur’an’ın bu tür kıssalarla insanlara hiçbir mesaj vermediği gibi bir anlam çıkıyor ki imanınız yönünden çok tehlikeli bir ifade bu kanımca.

İnsanoğlu gerçekten garip! Ya inanmak için ısrarla mucize ister ya da mucizeyi gözüyle görse bir türlü inanmak istemez.

(Konu başlığından uzak bu tartışma konusunda ben de bir yorum yaptım. Affola)
Hakan
25 Temmuz 2009 Cumartesi 18:20
Oğullar vermek, güç vermek
Bir erkek çocuk isteyen fakat biyolojik olarak buna imkanı olmayan Zekeriya ve İbrahim, Aynen Peygamberimizin Zeydi evlat edinmesi gibi Bir erkek çocuk evlat edinmiş olabilir. Peygamberimiz Haram bir şey yapmadığına göre. Bu peygamberlerin durumu da benzerdir.

İhtiyacı olan bir erkek oğulları olmadığı için, bu ihtiyaçlarını gidermek için köle değil de oğul gibi bakıp sevecekleri bir erkek çocuk müjdelenmiştir.
Yani erkek çocukları olmayıp buna ihtiyaç duyanlara baskı ve şiddetle yönetilen köle edinmek yerine sevgiyle beslenen erkek evlat edinme yolu gösteriliyor.
Bir işçiye ihtiyacı olan günümüz müslümanları da işçilerine köle muamelesi yapmasın, evlat gibi görsün işçilerini. Bu mesajlar veriliyor.

Sünnetullaha, Allahın tekrar eden ayetlerine aykırı olağanüstü olaylarla insanlara hiç bir mesaj verilmez ki, 1400 yıldır da verilemiyor zaten.
Bülent Şahin Erdeğer
25 Temmuz 2009 Cumartesi 16:55
Evlatlık haram...
"Bir çocuğu alarak, kendi soyadlarını vermek, nüfus kütüklerine kaydettirmek ve mirasçıları yapmak manasındaki "evlat edinme" ise şu sebeplerle İslam'da yasaklanmıştır"

Kur'an evlat edinmeyi yasaklamışken, mucizeleri reddetmek ve herşeyi Batı Rasyonalitesine uydurma çabası Kur'an'a aykırı iki durumu ortaya çıkartıyor. Allah'ın haram ettiği bir şeyi helal görme sapması ve Allah'ın kudretini ve sebebp-sonuç ilişkisine bağlı yasa koyma fizik aleme hapsetme sapması...

İbrahim'e gelen elçi'nin melek olmadığı "yorumu" öznel ve subjektif bir yorumdur. Kaldı ki hem insandır nasıl gaibten haber verecek diye soruyorsunuz ama bu elçilerin Lut kavminin helak edileceğine dair gayb bilgisini görmezden geliyorsunuz?!

Sonuç olarak Mucize Sünnetullah'ın bir parçasıdır ama bizim gözlem yoluyla ihata ettiğimiz Sünetullahlar/yasalardan ibaret değildir. Mucizeyi reddetmek Newtoncu Fizik'te kalmış bir nostalji. Fiziksel yasaları mutlak ebed müddet sanıp mucizeyi yok sayan arkadaşlara biraz Quantum fiziği okumalarını tavsiye ederim...
Veysel Menekşe
25 Temmuz 2009 Cumartesi 14:51
Evlatlık Yorumuna Kayd-ı İ(h)tiraz
Mucizeyi kabul konusundaki gönülsüzlükleri
anlayamıyorum.
M.Aydoğdu'nun imasını yerinde buluyorum.
Aklın almadığı her hususu akla uygun hale
getirmek kimlerin usulüdür ?
....
Kafa yoran herkese rahmetler olsun.
cemalettim
25 Temmuz 2009 Cumartesi 13:27
mustafa islamoğlu metodu
tarikat ve tasavvuf konulu bir vahyin penceresinden programında yine mustafa islamoğlu mevlana . muhyiddin ibni arabi,beyazıt ı besatami v.b tasvvufun önde gelen ismleri için ALİM ve ARİF ZATLAR DIR diyerek ne yapmaya çalıştığını anlamış değilim.
allaha yalan isnad edn kaynakların yazarları olan bu islamı şirk ile harmanlayıp müslümanların müşrikleşmesinine sebep olan şirkin önderleri konumundaki bu insanlara arif ve alim zatlar diyerek tevhid ehli olan müminleri yaralamıştır.
tevhidi mücadelenin hiçbir yerinde göremediğimiz bu zihniyetlerin övülmesi nin haklı gerekçesini göremiyorum. ayrıca kendisine risalei nurlar hakkında sorulan soruyuda ne hikmetse soran nurcunun vicdanını rahatlatır halde cevap vermesinide anlamış değilim. allaha iftiralarla dolu bu kaynaklardaki şirk unsurlarını söylemekten neden çekiniyor mustafa hoca. sorulan bir çok önemli ve itikadi soruya neden soranın vicdanını rahatlatır tarzda cevap veriyor anlamış değilim.
Hakan
25 Temmuz 2009 Cumartesi 12:40
Evlatlık edinme konusu neden atlanıyor? Olağanüstülük mü arıyoruz
Yaşlı ve kısır olan eşlerin çocuk sahibi olması konusunda, Zekeriya ve İbrahim kıssalarında olayın sadece biyolojik olarak değerlendirilmesini eksik buluyorum. Bu konu hakkında hemen her mealde ve tefsirde erkek evlat edinme üzerine değil de mucizevi biyolojik olaylar üzerine tahliller yapılıyor.

Sünnetullahın sürekliliği bağlamında evlat müjdesi bile çok zor iken, erkek evlat müjdesi olabilir mi, Hadi hamile kalacak bir tıbbi ilaç yapıldı verildi, yine de bu çocuğun doğacağı, doğsa bile erkek mi dişi mi olacağı bile belli değildir. Bunu ancak Allah bilir. İbrahime gelen elçi insandır ve insan gibi davranmalıdır. Gaibden haber veremez, bildiğini haber verir. İnsanın bildiği de ancak doğmuş cinsiyeti belli erkek evlat olabilir.

Bu durumda Yahya nın ve İbrahimin erkek evlatlarının evlatlık olması yönünde sünnetullaha uygun tefsiri ve anlayışı daha doğru buluyorum.
Bülent Şahin Erdeğer
25 Temmuz 2009 Cumartesi 11:38
Usul çerçevesinde-2
Söz konusu ayeti ve "Da-hi-ke" (Dad-Ha-Kef) fiili üzerine kısa bir araştırma yaptım. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki İslamoğlu'nun tercih etti "şaz" yorumsama kaynaklarımızda mevcut.

Söz konusu sahne Kitab-ı Mukaddes'te de "Gülmek" üzerine anlatılıyor. Hatta Wilhelm Gesenius'un "Hebrew and Chaldee Lexicon to the Old Testamament Scriptures" isimli Klasikleşmiş Kitabı Mukaddes lügatında İbranice tsachaq/ dahak Arapça Dahike için gülmenin Sevinçle coşma, sevincinden oynama,dans etme gibi anlam alanına da sahip olduğu belirtiliyor.Söz konusu fiil Kitab-ı Mukaddes'te hep bu anlamında kullanılmış.

İlk dönem Lügavi Tefsirlerinden Ferra'nın Meani'ul Quran'ına baktığımızda bu Dahiket'in Hayız olduğu yorumunun doığru olmadığnı ifade ediyor-. (bkz. Meani'ul Quran, Darul Turas'il Arabi, Beyrut, cilt 2, sf.20)

Üstad Firuzabad'inin Qamus'ul Muhit'inde Dahike'nin hayız görme manasında da kullanıldığını ama bunun genelde tavşan'ın hayzı için mecazi bir anlatım olduğundan bahsediyor. (Bkz. Yakub Firuzabadi, Mucemul Qamus el Muhid, Darul Marife, Beyrut, sf. 771)

Yine İmamuna Zemahşeri de "Esas'ul Belağa"sında Söz konusu fiilin Tavşannın hayız görmesinin mecazi ifadesi olduğundan bahsediyor. (bkz. İmam Zemahşeri, Esasul Belağa, Mektebetul Asriyye, Beyrut, sf. 497)

Sonuç olarak diyebiliriz ki söz konusu fiil insan'ın sevinçle coşması, içinin kıpır kıpır olması, göbek atasının gelmesi durumunu izah etmektedir ancak Tavşanın hayız görmesi için de Arapça'da kullanılmıştır. Bu sebeple İslamoğlunun yorumsaması genel kabulden uzak olsa da genel anlam dairesinin içinde bir zenginlik/farklılık olarak algılanabilir.

Ancak Ayetteki murad-ı ilahi Sare annemizin çocuk müjdesi karşısında sevinçle içinin kıpır kıpır olması ve dans edercesine gülmesidir. Ya da ürküntü içinde şaşkınlıkla bu haberin nasıl olabileceğine dairgülmesidir. /Hadi canım ordan nasıl olacak bu iş! halet-i ruhiyesinin yansımasıdır.

Allahu Alem...
YAKUP YUSUF
25 Temmuz 2009 Cumartesi 11:15
ALLAH RAZI OLSUN.
Sayın M.İslamoğlu Ve sayın C.Duman'dan Allah Razı olsun.Burada C.Duman'ın en önemli tesbiti İslamoğlu'nun ""… bizim mealimizi farklı kılan, ayrıcalıklı kılan hususlardan biri de orijinal manalar var.…Bir tanesi hiçbir yerde bulunmayan…." sözleriyle de ifade ettiği farklı olma durumu ve bunun zorlanmasıdır. Sayın İslamoğlu Hocamızın tefsir derslerinde de bunu görüyoruz.Ancak bu zamanla tahammül edilemez hale gelebiliyor.Belki C.Duman Hocamızın makalesinde ifade edemediği ya da gerek görmediği bir durumu da ben arz etmek istiyorum."Vahyin Penceresi" proğramı format olarak çok sıkıcı bir durum arz etmektedir. "Herşeyi en iyi bilen bir hoca" ile devamlı onu hayretler içinde onaylayan bir talebe yaklaşımı çerçevesindeki bu proğram zamanla çok sıkıcı bir hal alıyor.Bu benim algılamam.Yanlış olabilir.Ancak bunu bir eksiklik olarak ifade etmek yerine belki bir katkı olabilir mi diye arz ediyorum.Sayın İslamoğlu benim için bir değerdir.Allah çalışmalarında yardımcısı olsun.Ancak Hilal TV. proğram formatlarının (işleyişinin) daha duyarlı ve ehil kişilere yaptırılması gerekir diye düşünüyorum.("Sahabe İklimi" proğramının işleyiş tarzı da bir olumsuzluk örneği.) Son olarak Sayın C.Duman'a bu değerli çalışmasıyla ufkumuzu açtığı için teşekkür ederiz.İnşaallah eleştirilen tarafınca değerlendirilir.
Bülent Şahin Erdeğer
25 Temmuz 2009 Cumartesi 11:10
Usul Çerçevesinde-1
Usulü bekirlemek gerekiyor, Bir mesele ile karşılaştığımızda,

1.Önce o meselenin sebepleri ve sonuçlarını araştırırız
2.Meseleyi kendi içinde tam olarak anladıktan sonra o, meseleyi Kur’an’a götürürüz.
3.Kur’an’da konunun doğrudan karşılığı varsa;
3.1.Konuyla ilgili ayetleri nüzul sırasına göre toplarız. Kur’an’ın Kur’an’la tefsirine yoğunlaşırız.

3.2.Ayet kümelerini teker teker okur her ayet kümesi içinde önce muhkemlere yoğunlaşırız. Ki, Muhkem, Subut-u ve Delalet-i Kat’i, açık ilkeler vaaz eden içinde sembolik anlatım olmayan ayetlerdir.
3.3.Muhkemlerde geçen anahtar kelime ve kavramlar için Arapça Lügatler ne demiş bakarız.
3.4.Söz konusu ayet kümeleri hakkında şayet uygulama yönü varsa Ameli Mütevatir sünnet var mı? Varsa ne yönde buna bakarız.
3.5.Söz konusu ayetler hakkında Kur’an’ın ilk muhatapları ve sonraki ilk üç nesilde nasıl anlamlandırmalar yapılmış buna bakarız. (İsnadı Sahih Hadis rivayetleri, Sahabi, Tabiin ve etbe-i Tabiin ve ehl-i beyt kavilleri)
3.6.Sonuç olarak vardığımız müttefik anlam’ı esas kabul eder, ihtilaflı/farklılaşan yorumları da zenginlik olarak görüp müttefik anlama tabi oluruz
3.7.Farklı görüşlerden de müttefik anlam alanını aşmaması kaydıyla yararlanabilir ya da kabul edebiliriz.

İslamoğlu'nun söz konusu ayetteki Da-hi-ke fiiline verdiği anlam bu usulle değerlendirilirse müttefik anlam alanının içinde kalan ancak genel tercih görmeyen bir anlamlandırma olarak tanımlanabilir.
Murat AYDOĞDU
25 Temmuz 2009 Cumartesi 04:26
Selamlarımla,
İslamoğlu hocamız hakkında bir izlenimimi paylaşmak ve sizden de fikir almak istiyorum:
Hocamız bazı söz ve davranışları Elçilere ve tarihi örnek şahsiyetlere yakıştıramıyor. Bunu "Kör geldi" ayetini yorumlarken de farkettim.
Bunu ilk anada bu örnek şahsiyetleri "Tenzih ederiz" olarak algılıyor ve güzel buluyorum.
Ama; bu anlayışla kutsamak, insan üstü konuma yükseltmek, dolaylı yoldan örnek alınamaz konuma getirmek tehlikesi içeriyor.
Diğer yandan Kitabın metni, kelimelerin anlamları üzerinde bu şekilde oynamak risk içerir.
Murat AYDOĞDU
25 Temmuz 2009 Cumartesi 04:04
Bir sebebi olmalı.
Birisi bize inanamayacağımız bir haber verse "Güler geçeriz".
Acaba bu Türkçeye mahsus bir halmidir diye şüphelendim. Özellikle Kuran'ın anlatımına baktım.
d-h-k
83/34 ve 23/110 ayetlerinde alaylıca gülmek
53/60 ayetinde şaşırarak gülmek
53/47 ve 83/29 ayetlerinde de inanmadan gülmek anlamlarında kullanılıyor.
Doğal bir anlatım dili yerine neden alternatif anlam kullanılır.(Alternatif anlamda mümkündür ama!)
Benim analadığım kadarı ile, Ya İslamoğlu bu kavram üzerinden başka bir şeye varmak istiyor, ya farklı birşeyler bulma eğilimi var, ya da metni çok rasyonel değerlendiriyor.
Yazarın Diğer Yazıları
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 76 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim