Münafık

16.04.2010 04:38

Süleyman Sargın

Münafık, sözlük anlamı itibarıyla, tükenen, saklanan, yer altında yol alan köstebek gibi manalara gelir.

Kur'an'da ise "hakikatte iman etmediği halde öyle görünen, inanç ve davranışlarında ikiyüzlü olan" kişiler için kullanılır. "Menfaat ve itibar elde etme maksadıyla kendisine dindar süsü verme" manasına gelen "riya" ise hem bazı müminlerin ahlaki zaafını hem de gerçekte iman etmemiş olan münafıkların Müslüman hatta dindar görünmek için sergiledikleri sahte davranışları ifade eder.

Münafık, Müslümanlar için kâfirden daha tehlikelidir. Çünkü onlardan görünerek bir kısım reflekslerinin gevşemesine ve rahat davranıp hata etmelerine sebep olur. Bu yüzden Kur'an onu "Cehennemin en alt tabakasına" yerleştirir. Onun bu davranışları Cenab-ı Hakk'ı öyle gazaplandırmıştır ki "artık orada onlara yardım eden hiç kimse olmayacaktır." (Nisa, 4/145)

İlk örnekleri Medine'de görülen münafıklar, tarih boyunca hiç eksik olmamıştır. Nebiler Serveri'nin Medine'ye hicretinin kendi iktidarlarını ellerinden aldığını düşünenler, Allah Resûlü'ne açıktan cephe almaya cesaret edemediklerinden "nifak"ı tercih ettiler. Onlar Müslümanları her zaman zor durumda ve yüz üstü bıraktılar. Uhud'da savaşın başlayacağı sırada "biz yokuz" deyip cepheyi terk eden, başta Hendek Savaşı olmak üzere daha pek çok gazve ve seriyyede Efendimiz'i yalnız bırakan onlardı. "Peygamber'e maddi yardımda bulunmayın." diye kapı kapı dolaşıp insanları infaktan vazgeçirmeye çalışan onlardı. Efendiler Efendisi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) pâk zevceleri, muallâ validemiz Hz. Âişe'ye iftira atanlar onlardı. Müslümanları Evs-Hazrec, Muhacir-Ensar diye ayrıştırıp çatıştırmak isteyen onlardı. Günümüz münafıklarında da aynı ruh hali ve aynı karakter vardır. Peki, münafık kimdir?

Münafık, inanmadığı halde inanmış gibi görünür. Her zaman duruma göre hareket edip sürekli ikiyüzlü davranır. O aslında bir ruh hastasıdır. Her zemin ve şartta farklı bir tavırda bulunur. Her yerde değişik bir görüntü sergiler. Onun asıl renginin ne olduğunu, gerçek düşüncesini ve kanaatini anlamak neredeyse imkânsızdır. Münafık, kendine göre ters görüp "öteki"leştirdiği herkese düşmanca duygular besler. Herkesin kendisine kayıtsız şartsız bağlanmasını ister. Ama bu duygularını her zaman dışarı vurmaz. Münafık, çok defa dinî, millî değerlere saygılı görünerek ehl-i imanı aldatmaya çalışır. Her zaman sinsi davranır. Yeri gelince herkesi dostça kucaklar ama fırsat bulunca da arkadan hançerlemeyi ihmal etmez. "Takiyye"nin kralını kendisi yapar.

Münafık, konuşurken yalan söyler. Bugün söz verdiği bir konuda ertesi gün cayar. İtimat ve güveninize hıyanetle karşılık verir. Ve en kötüsü, her zaman en haince düşmanlık duygularını dostane tavırlar içinde icra eder. Yüzünüze güler; fırsatını bulunca da yılan gibi ısırır ve akrep gibi sinsice sokar. Ne var ki, bu yaptıklarında asıl aldanan kendisidir. Zira mü'minler firasetlidirler ve iman nuru ile gördükleri her şeyi doğru görürler. Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadeleriyle "Ehl-i iman ne kadar âmî ve cahil de olsa, aklı derketmediği halde, kalbi öyle hodfüruş adamları gördüğünde soğuk görür ve onlardan nefret eder."

Münafık, aciz bir korkaktır. Çok defa kendi dünyasında mevhum düşmanlar icat eder. Onları düşündükçe tir tir titrer. Her ses ve sözden irkilir. Her hareketi, hatta kendisine yardım maksadıyla yapılan iyilikleri bile kendi aleyhine bir tecavüz hamlesi gibi görür. Her kıpırdanışı, aleyhine bir baskın teşebbüsü şeklinde yorumlar ve bar bar bağırarak etrafında kıyametler koparır. Bu tipleri Kur'an bize şöyle anlatır: "Sen onları gördüğünde kılıkları, kıyafetleri karşısında hayrete düşer ve bunları bir şey zannedersin. Konuşmaya kalktıklarında kendilerini dinletirler, sen de dinlersin. Ne var ki böyleleri, içleri bomboş kuru kütükler gibidirler. Her sesten ürker, her sayhadan pirelenir ve her şeyi aleyhlerinde sanırlar." (Münafikûn, 63/4)

Münafık, kendi gibi düşünmeyenleri aptal ve beyinsiz kabul eder. Elinden geldiğince onlardan uzak durmaya çalışır. Meşrû-gayri meşrû her vesileyi değerlendirir; çalar-çırpar. Haram-helal demeden yer-içer. İnsanlarla münasebetlerinde fevkalade bencil ve nefisperesttir. Menfaat ve çıkarlarına dokunabilecekleri vehmiyle bazen aynı kulvarda koşan herkesi hatta en yakınlarını bile düşman kabul eder ve hemen onlara karşı savaş vaziyetine geçer.

Mü'minler, bu tipleri iyi tanımalı ve böylelerine karşı müteyakkız bulunmalıdırlar. Kendilerini de durumlara düşmekten korumalıdır. Bunun için de sürekli birbirlerine iyiliği, hayrı, ibadeti, takvayı tavsiye edip ona teşvikte bulunmalı, kötülüklerden de vazgeçirmeye çalışmalıdırlar. Kendi hayatları adına nifaka düşmekten ürperdikleri gibi, dostlarını da bu mevzuda sürekli uyanık tutmalıdırlar.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim