MHP ve yargıyla ilgili anayasa değişiklikleri

10.09.2010 00:26

Ahmet Gündel

Referanduma yaklaştığımız şu günlerde yargıdaki durumu ve siyasilerin bu konuyla ilgili yaklaşımlarının tutarlılığını değerlendirmenin yararlı olacağını düşünüyoruz.

Yazımızın içeriği yüksek yargının bugünkü durumunu gözler önüne sermekle ilgili olacaktır. Ancak olayın referandum boyutu dikkate alındığında zaman zaman siyasi değerlendirmeler yapmamız da kaçınılmaz olacaktır.

Siyasetin olaya bakışını daha iyi anlayabilmek, bazı partilerin nerede ve neden durduğunu veya durması gerektiğini belirleyebilmek için bazı saptamalar yapmak gerekli görünmektedir.

Uzun zamandan beri yargının siyasallaştığını hep söylüyoruz. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılan atamalarla yüksek yargı organları ideolojik yapılara dönüşmüş durumdadır. İki yüz elli kişilik Yargıtay'ın tamamına ve doksan kişi civarındaki Danıştay'ın da dörtte üçüne üye seçimini bu Kurul yapar. Yüksek Kurul'un atadığı üyelerden oluşan bu yargı yerleri Anayasa Mahkemesi'ne de toplam dört asıl ve üç yedek üye seçerler. Yerel yargıdaki savcı ve yargıçların başsavcı, ağır ceza mahkemesi başkanı, ticaret mahkemesi başkanı, özel yetkili savcı veya yargıç olmaları hep bu Yüksek Kurul'ca belirlenir. Görüldüğü gibi yargının neredeyse tamamına yakını bu Kurul tarafından şekillendirilir.

İşte bu Kurul yıllarca ve sistematik olarak yüksek yargıya ideolojik ağırlıklı atamalar yapmıştır. Elbette buralarda sayıları azımsanmayacak miktarda sadece önlerindeki işlerle meşgul ve bütün gayeleri adalet dağıtmak olanların varlığını da vurgulamamız gerekiyor.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yaptığı tasarruflarda sol-ulusalcı kesim ağırlıklı bir yapılanmayı hedeflemiş ve bunu da gerçekleştirmiştir.

CHP KALELERİNİ SAVUNUYOR, YA MHP?

Bugün AKP veya MHP çizgisinde olduğu bilinenler ile sadece işleriyle güçleriyle meşgul olan sosyal demokrat savcı ve yargıçlar dışlanmışlardır. Bunların bir kısmı aslı astarı olmayan gerekçelerle fişlenmiş, fişlerdeki bilgiler zamanı geldiğinde önlerine çıkartılmıştır. Yükselmelerinin mümkün olmadığını gören bu kesimden çok sayıda savcı ve yargıç mesleklerinden kopmuşlar, avukatlığa veya noterliğe geçmişler ya da köşelerine çekilmişlerdir. Meslekte kalanların önemli bölümü de bir şekilde pasifize edilmiştir. Yerel mahkemelerde görev yapan savcı ve yargıçlardan, Yüksek Kurul tarafından ideolojik ve mezhepsel kadrolaşmaya gidildiğine dair sürekli yakınmalar gelmektedir. YARSAV isimli derneği kurarak siyasi iktidara muhalefet oluşturmuşlar, bu dernekle birlikte hareket ederek kadrolaşmaya altyapı sağlamanın gayretine girmişlerdir.

Yargıtay ve Danıştay, CHP veya buna yakın çizgide olanların ezici ağırlıkta bulunduğu kurumlar haline getirilmişlerdir. Toplumun bilinen mevcut siyasi düşünce oranları bugün bu kurumlarımıza ters oranlı olarak yansımış bulunmaktadır.

Değişik siyasi düşünceler ülkenin zenginliği, demokrasinin gereğidir. Elbette yüksek yargıçların da siyasi düşünceleri olacaktır. Bunlar, farklı siyasi partilerin düşüncelerini benimseyebilirler. Hatta birçok kurumda belirli bir siyasi düşüncede olanlar da ağırlıkta bulunabilirler. Bunları doğal karşılıyoruz. Siyasi partilerimiz demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bütün siyasi partiler ve partilerin mensupları veya destekçileri son derece saygındırlar. Ancak siyasi düşüncesi olanların bunları kamu kurumlarında aktive etmeleri, ifa ettikleri görevlerine yansıtmaları ve çalıştıkları kurumları ideolojik amaçları için araç olarak kullanmaları... İşte bunlar kabul edilemez. Maalesef bugün biz ülkemizde bunları yaşıyoruz. Daha açık konuşacak olursak yüksek yargı organları CHP'nin veya bu ideolojideki yapılanmaların bırakın ön veya arka bahçesi olmalarını adeta şubeleri durumuna getirilmişlerdir. Biz yargının bugün düşürüldüğü bu durumdan büyük üzüntü duyuyoruz.

Tarafsız olması ve toplumdaki her düşünceye aynı mesafede olması gereken yüksek yargı ve HSYK artık tavrını belirli bir düşünce ve kesimden yana ortaya koyup bunu da kamuoyu önünde açıkça savunmaktan çekinmez hale gelmiştir.

Çok gerilere gitmeden, Cihaner dosyasıyla ilgili Yargıtay 11. Ceza Dairesi ile Ergenekon yargılamasını yürüten yargıçlarla ilgili olarak 4. Hukuk Dairesi'nin verdiği kararlar, Yargıtay'daki bazı üyelerin internete düşen ses kayıtlarındaki vahim konuşmalar, yerel mahkemelerdeki soruşturma ve yargılamalara açıktan yapılan müdahaleler ve daha ötesi buralarda görev yapan savcı ve yargıçların başka yerlere atanma girişimleri...

HSYK'da görülmekte olan yargılamalarla ilgili görüşmeler yapılıp kararlar çıkartılmış, Adalet Bakanlığı'ndan, buralardaki bazı kararların Yargıtay'da bozulması için kanun yararına bozma başvurusu yapması istenilmiştir. Yerel yargıda insanlar neyle suçlandıklarını bilmiyorlar ve uzun süre tutuklu kalıyorlarmış, bazı usul kurallarına uyulmuyormuş... Yüksek Kurul'un yüksek yargıdan gelen üyeleri, bütün bu gayretleri insan hakları ihlallerinden dolayı göstermek zorunda kalmışlar.

HSYK başkan vekili ve bir üyesi bunları kamuoyuyla paylaşmış, basın toplantısı ve televizyon programlarına çıkarak ne denli insan hakları savunucusu olduklarını ifade etmişlerdir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yargısal bir kurul değildir. Görevlerinin neler olduğu da Anayasa'nın 159. maddesinde teker teker sayılmıştır. Bu görevler içerisinde yukarıda ifade ettiğimiz yargıya müdahale etme hakkı hiçbir şekilde mevcut değildir.

Şüpheli veya sanık haklarına o kadar duyarlı olanlara, Ergenekon veya askerlerin yargılanmalarının dışında hemen somut bazı hatırlatmalar yapmak isteriz. Yargıtay'ın 1. Ceza Dairesi'ne temyiz incelemesi için gelen tutuklu dosyalar üç yıla yakın bir süre incelenmek için sıra bekliyor ve bu insanların tutukluluk durumları incelenmiyor. Yasa gereği tutukluluk durumlarının makul sürelerle, genelde ayda bir incelenmesi ve bunların tutuklu kalmalarının gerekli olup olmadıklarının incelenip karara bağlanması gerekirken binlerce insanın sorgusuz sualsiz cezaevlerinde yatmaları, milyonlarca vatandaşı ilgilendiren diğer dosyaların 5-6 yıl beklemesi sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Bunları insan hakları ihlalleri olarak görmüyor musunuz? Sözünü ettiğimiz tutuklu dosyalar her gün önünden geçtiğiniz Yargıtay'ın 1. Ceza Dairesi'nin arşivlerinde bekliyor.

Mahkemelerin verdiği yakalama kararları infaz edilemiyor. Haklarında tutuklama kararı verilen Mehmet Haberal ve Çetin Doğan gibi isimler aniden rahatsızlanıp diğer insanlar gibi cezaevlerinde değil günlerce, aylarca, yıllarca hastanelerde kalabiliyorlar. Mehmet Haberal, Ergenekon terör örgütünün yöneticisi olmak, TBMM ve hükümeti cebren ortadan kaldırmaya kalkışma suçlarından yargılanıyor. Yargılama sonucunda üzerine atılı suçların sabit olması durumunda son derece ağır cezalarla karşı karşıya kalabilmesi olası. Tutuklanmadan bir gün önce herkesten sağlıklı bir şekilde işine bakan Haberal 17 Nisan 2009'dan beri hastanede.... Hukuk devleti ve eşitlik anlayışına sığmayan uygulamalar başını almış gidiyor. Görevlerini yapan yargıçlar tazminat, terfi edememe, görev yerlerinin değiştirilmesi ve benzeri tehditler içerisine sokulup görev yapamaz hale getirilmişler... Yüksek Kurul'a yani size bağlı olan mahkemelerin ve savcıların kararlarının uygulanamaması sizi hiç rahatsız etmiyor mu?

Elbette Yargıtay ve Danıştay'da hukuk veya insan hakları ihlalleri kapsamında daha başka şeyler de oluyor. Bunları başka zamana bırakıyoruz.

Şimdi başa dönelim. İçinde Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun da yer aldığı paket referanduma sunulmuştur. Paketin diğer maddelerine herhangi bir partinin itirazı da yoktur. Kıyamet, yargıyla ilgili olanlardan kopmakta.

Peki neden kıyamet yargıyla ilgili olan düzenlemelerden kopmakta?

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi yüksek yargı kuruluşları CHP tarafından "kale" olarak nitelendirilmektedir. Gerçekten de bunun için yıllarca uğraş verildi. Elbette CHP, bu kurumları kaybetmeyi arzu etmeyecek ve buralardaki etkinliğini sürdürmek isteyecektir. Bu nedenle onun anayasa paketine hayır demesi son derece doğaldır.

Peki ya MHP? Yüksek yargı organları içerisinde Milliyetçi Hareket Partisi düşüncesine yakın olan insan sayısı yok denecek kadar azdır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından dışlanan ve tasarruflarından en fazla zarar gören kesim MHP tabanıdır. Bunlara katı bir ideolojik anlayışla yaklaşılmıştır.

Gerek yüksek yargıdaki gerekse yerel yargıdaki birçok savcı ve yargıç, yargıdaki kadrolaşmayı ve yaşadıkları sorunları geçmişte Sayın Devlet Bahçeli'yi ziyaret ederek anlatmaya çalışmışlar, bu amaçla değişik tarihlerde ziyaretler gerçekleştirmişlerdir. Sayın Bahçeli kendisine gelen meslekte kıdem almış savcı ve yargıçlara "Türklerin Ergenekon'dan çıkışı"nı anlatmış, diğer bazı görüşmelere de önem atfetmemiş, yargıdaki önemli sorunlara kulak tıkamıştır. Görüşmeler sonrası hayal kırıklıkları yaşanmıştır.

PARTİ ÜST YÖNETİMİNİN ANLAMADIĞI

MHP'den, kendisine gönül verenleri referandumda serbest bırakması beklenirdi. Evet, siyaseten MHP Meclis'te bazı gerekçelerle anayasa paketine karşı çıkmış olabilir. Ancak sonuçta bu paket Meclis iradesiyle kabul edilmiş, yapısı bilinen Anayasa Mahkemesi'nden dahi geçerek referanduma sunulmuştur. Pakette Sayın Bahçeli'nin dediği gibi de herhangi bir tuzak yoktur. Yargıyla ilgili düzenlemeler sadece yargı ve CHP vesayetini ortadan kaldırmaya dönüktür. Sayın Bahçeli ve yakın kadrosunun, kendi tabanını dışlayan ve hâlâ onların aleyhine çalışan böyle bir düzenin savunuculuğunu yapmaları anlaşılabilir değildir. Siyasi partilerin tabanlarının yararını düşünmeleri ve onlara yönelik politikalar geliştirmeleri yerine tam tersi bir uygulamaya girmeleri, meydanlarda mitingler düzenleyerek yüksek sesle yanlışın savunuculuğunu yapmaları nasıl izah edilebilir?

Hukuk ağırlıklı bir yazıda siyasi mülahazaların bulunması antipati doğurabilir. Ancak yargı konusu yaşamsaldır. Bu nedenle sempatik görünmek gibi bir lükse de sahip değiliz. Referandumda "hayır" oylarının fazla çıkması Türkiye'de demokrasiyi ve hukuku geriye götürecek ve demokrasiye inanmayan güçleri daha da pervasızlaştıracak riskleri taşımaktadır. MHP kadrolarının bunu kavrayamadıklarını, tabandaki tepki ve kaymaları da algılayamadıklarını görüyoruz.

Referandumda "evet" çıkması anayasal kurumları, bazılarının ideolojik kaleleri olmaktan çıkartacak, halkın kurumları haline getirecektir. Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek yargı organlarının da içerisinde yer aldığı yeni bir anayasal düzenlemenin önünü açacaktır.

Yasa dışı fiilleri nedeniyle muvazzaf veya emekli askerler hesap verebilir hale gelme sürecine girmiş, birçoğu adli yargı mercileri önünde yargılanmaya başlamışlardır. Muhtemelen genel seçimlerden sonra Türkiye'nin gündemine girecek olan yeni anayasa değişikliklerinde de önceliğin Yargıtay ve Danıştay gibi yargısal kurumlara verilmesi zorunlu olacaktır.

HSYK da dahil olmak üzere yüksek yargı organları mensuplarının işledikleri iddia edilen suçlardan yargılanmaları ve hesap verebilir hale gelmeleri önem taşımaktadır.

Gönül ister ki yeni anayasa çalışmaları bütün partilerin iştirakiyle ve sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle gerçekleştirilsin. Elbette Milliyetçi Hareket Partisi de bu çalışmalara Meclis içerisinden veya dışından katkılar sunsun.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim