Meydanlar Darbecilere de Açılmalı

01.11.2012 13:27

Kenan Alpay

Bu yıl Cumhuriyet Bayramı kutlamaları vesilesiyle ortaya çıkan tablonun her iki taraf açısından da ama özellikle Hükümet kanadı açısından ciddi bir muhasebeye ihtiyaç duyduğu aşikâr. Bu muhasebe, Kemalist iktidar sınıflarının şimdiye kadar militer sembol ve törenlerle hayat bulduğunu unutmadan yapılmalı.

Balyoz ve Ergenekon cuntalarına yönelik yargılama süreçlerinin ardından gelen stadyumlardaki törenlere son verilmesi önemli bir kırılma noktasıydı. Şöyle ki askeri törenlerin iyiden iyiye daraltılan alanıyla birlikte aslında yaşam destek ünitesine bağlı olarak yaşayan Kemalist ideoloji ve kadroların fişi çekilmiş oluyordu zaten.

Askeri Tören ve Geçitlerle Yaşıyorlar!

Cumhuriyet kutlamaları vesilesiyle Ankara Ulus’ta yaşanan hadisenin sebebi üzerine konuşmaya başlamadan önce Zeki Müren’in bir şarkısında dile getirdiği şu sözleri hatırlayalım: “Tamburlarda kemanlarda şarkılarla yaşıyorum./Sevgilerden nakışlarla mutlu mutsuz bakışlarla/kalpten kalbe akışlarla alkışlarla yaşıyorum.”

Nasıl Zeki Müren hayatı boyunca alkışlarla yaşadıysa Türkiye’deki iktidar sınıfları da şimdiye kadar askeri tören ve geçitlerle yaşamıştır. İktidar sınıfları için askeri geçit ve törenlerin yokluğu demek telafi edilemeyecek bir boşluk demektir. Mustafa Kemal’in “Cumhuriyetin temeli kültürdür.” sözünü arka planıyla izah edecek olursak manzara şudur: “Cumhuriyetin temeli askeri kültürdür.” İlkokula adım attığı andan diplomayı alıncaya kadar bütün bir topluma dayatılan “Rahat-hazır ol!” kültürü değil midir? Toplumu devlet erkânı karşısında esas duruşta bekleten bir cumhuriyetin mağduruyuz nihayetinde.

Devletin planlayıp bütün bir toplumu içine kattığı ve merkezinde makbul vatandaş üretimi yatan resmi törenlere son verilmesi hem anlamlı hem de gereklidir. Fakat CHP, İP ve ADD gibi Kemalist-Ergenekoncu kimliğiyle maruf örgütlerin öncülüğünde Ankara’da ‘sivil bir kutlama’ yapılmasına yasak koymak ise hem anlamsız hem de gereksiz olmuştur.

Mesela bayram ‘resmi’ bir niteliği haiz olsa bile ‘sivil’ olanı sınırlayamaz ve belirleyemez. CHP, İP veya ADD’ye Cumhuriyet Bayramını nerede, nasıl kutlayamayacaklarını Hükümet yasak koyarak öğretmeye kalkışmamalıydı. Herkes ‘bayramını’ istediği yerde ve biçimde kutlayabilmeli. Her şeyi belirleme tekelini uhdesine almış Kemalist devlet refleksine özenmek doğru ve hayırlı bir yol değildir.

Kimi toplum nezdinde hiçbir zaman meşruiyet elde edememiş kimi de her dönem şaibeli olmuş ama daha önemlisi varlıklarını askeri darbelere borçlu olan siyasi örgütleri “hak mücadelesi veren mağdurlar” pozisyonuna sokmanın ne âlemi vardı? Barikat aşarak, panzerlere direnerek, biber gazına teslim olmama iradesini ispatlayarak gerçekleşen bayram kutlaması Hükümetin stratejik yanlışıdır. Yasak kararı her şeyden önce cunta uzantılarına, tescilli provokasyon ve psikolojik savaş uzmanlarına “özgürlük savaşçısı” imajı kazandıran harika bir hayat öpücüğüne dönüşmüştür.

Ulusal Bayramların Zevali Uzak Değil!

Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs kutlamalarına kapalı tutma inadının yanlışlığı bir tarafa hiç bir işe yaramadığı görülmemiş olamaz. Tersine Taksim’i 1 Mayıs gösterilerine kapama konusundaki ısrar AK Parti’yi Kemalizmin/despotizmin bekasını muhafaza ve müdafaa eden bir pozisyona havale etmiştir. Diğer taraftan Kemalist ideoloji ve iktidar sınıflarıyla hesaplaşmak bir tarafa uzun yıllar askeri cuntalara kapı kulu olmuş sol-sosyalist sendika ve örgütlerin “devrimci maskelerini” yeniden takmaları için enfes bir fırsat oluşturmuştur. Geçtiğimiz yıl Hükümet Taksim’i 1 Mayıs gösterilerine açtığında ne oldu? Kötü mü oldu? Hayır! Statükonun anlamsız yasaklarından birini daha kaldırarak özgürlük alanlarını genişletmiştir.

Çok az istisnası olmak kaydıyla meydana inmek, caddeye, sokağa çıkmak iyidir. İtiraz etmek, eleştirmek, talepte bulunmak için harekete geçilmesinden kimseye zarar gelmez. Eğer gösteri ve yürüyüş yapanların, pankart açıp slogan atanların toplumda bir karşılığı varsa söylenecek bir şey yok. Mesele bu tür organizasyonların herhangi bir darbe politikasının uzantısı olmamasıdır. Fakat Türkiye toplumu özellikle Cumhuriyet Mitingleri sürecinde bu işlere müşteri olunup olunmayacağı konusunda esaslı bir tecrübe edinmiştir.

Sabıkalı darbecilere, tescilli tetikçilere “29 Ekim Korkusu, 10 Kasım Paniği, 19 Mayıs Tedirginliği” ajitatif başlıklar etrafında propaganda fırsatı oluşturmaktan başkaca hiçbir işe yaramayacak girişimlerden kaçınmak gerek. Resmi ideoloji ve sembollere, ulusal bayram ve coşkulara yasak getirmekle değil bunların devlet eliyle dayatılmasına karşı çıkmak durumundayız. Kemalistler, Maocular, ulusalcılar da dâhil olmak üzere herkesin bayramı, coşkusu, sevinci kendinedir.

Sonuç olarak CHP-İP-ADD gibi Ergenekon müdafi siyasi örgütlerin Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle başlattıkları kağnılı Seferberlik Yürüyüşü, kapsamlı bir iflasın gösterişli ilanından ibarettir. Bu bayramlarda halk hiçbir zaman yoktu. Halkın gönlünde de bu bayramların yeri olmadı. Lütfen anlamsız yasaklarla meydanlarda haykırılacak bu iflas sürecini uzatmayın! 

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim