1. YAZARLAR

  2. Rannie Amiri

  3. Lübnan ABD’nin domino teorisi umudunu boşa çıkardı
Rannie Amiri

Rannie Amiri

Yazarın Tüm Yazıları >

Lübnan ABD’nin domino teorisi umudunu boşa çıkardı

A+A-

Ortadoğu devletlerini ‘domino etkisi’yle ‘düşürmeyi’ amaçlayan ABD-İsrail projesi Lübnan sınırından içeri giremedi. Küçük Lübnan, muhalefetle iktidarın vardığı anlaşmayla bu projeye kafa tutup ayakta kalmayı başardı

Eski ABD Başkanı Eisenhower 7 Nisan 1954’te şöyle demişti: “Önünüzde bir sıra domino taşı vardır, ilkine dokunursunuz ve sonuncusunun hızla düşeceği kesindir. Dolayısıyla karşınızda, en derin etkileri yaratacak bir parçalanmanın başlangıcını bulabilirsiniz.” Eisenhower’ın ifade ittiği ‘domino teorisi’, komünizmin Güneydoğu Asya’da yayılması korkusuyla bağlantılı olarak benimseniyordu; bölgedeki bir ülkenin Sovyet hâkimiyetine girmesinin, düşen domino taşları gibi komşu ülkelerde benzer olayları tetikleyeceği varsayılıyordu.

Bu kavram Soğuk Savaş boyunca ABD’nin Asya’daki müdahaleciliğini meşrulaştırmak için kullanılsa da, Amerika teorinin işlevsel ucunu Ortadoğu’yla ilişkisinden dolayı kucakladı: Arap ülkeleri de sadece birinin düşüşüyle, ABD kontrolüne girecekti. Domino etkisi veya başka nedenlerle olsun, arzulanan sonuca büyük ölçüde ulaşıldı. Petrol zengini Körfez ülkeleri, Ürdün, Mısır, Irak, Filistin Yönetimi ve Mağrip ülkelerinin hepsi, farklı düzeylerde de olsa ‘düşürüldü’.

Suriye gibi az sayıda istisna da söz konusu. Fakat, göz dikilen ödül her zaman her zaman için Lübnan’dı. ABD, İsrail ve Suudi Arabistan, iktidardaki 14 Mart koalisyonu aracılığıyla Lübnan’ı da ‘kazanmaya’ çalışıyordu. Fakat bu ödül kaderde yoktu.

Sinyora hükümeti ve daha kesin konuşmak gerekirse Saad Hariri’nin Gelecek Hareketi (14 Mart koalisyonundaki en büyük blok), muhalefeti ve destekçilerini kışkırtmak için iki yıldır elinden geleni yaptı. Söz konusu eylemler arasında, Temmuz 2006 savaşında İsraillilerle yapılan gizli anlaşmalar, Kaide bağlantılı militanları Hizbullah’ın üzerine salmak için dikkatsiz girişimler ve Beyrut’un Şii ağırlıklı güney banliyosündeki elektrik ve su kesintileri var. Kışkırtmalara rağmen, muhalefet kabinede veto gücü ve birlik hükümetine yönelik taleplerine sabırla tutundu.

Hükümet zaten tehlikeli olan durumu tutuşturmak için bir başka girişimde, Hizbullah’ın iletişim ağını yasadışı ilan edip onu Beyrut havaalanındaki gizli kameralarla casusluk yapmakla suçlayınca, gerilim zirve noktasına geldi. Bir günden kısa sürede, Hizbullah ve Emel bazı analizcilerin ‘karşı darbe’ diye nitelediği bir adımla Batı Beyrut’u kontrol altına aldı. Yetki aynı hızla orduya teslim edildi. Kabinenin kararları yürürlükten kaldırıldı. Sonrasında Katar emirinin yardımıyla,  21 Mart’ta Doha Anlaşması’na varıldı. Birlik hükümeti kuruldu; başbakanın 30 üyeli kabinesi artık çoğunluktan 16 ve muhalefetten 11 bakanın yanı sıra cumhurbaşkanının atayacağı üç bakandan oluşacak. Bu yapı muhalefete veto gücü veriyor. Mişel Süleyman, Kasım 2007’den beri boş olan cumhurbaşkanlığına oybirliğiyle seçildi. Hizbullah lideri Nasrallah ertesi gün halka şöyle sesleniyordu: “Bu ülke, işbirliği, oybirliği ve dayanışma olmazsa hayatını sürdüremez. Biz güç istemiyoruz. Lübnan’ın istisnai bir ulus olduğuna inandığımız için, ülkeyi yönetmek veya halka herhangi birşey dayatmak istemiyoruz.”

Doha Anlaşması’nın tamamlanmasından sonra, Lübnan gerçekten de istisnai bir ulusa dönüştü. Ortadoğu’nun düşen domino taşları Lübnan sınırında durdu. ABD, İsrail ve Suudilerin ülke için yaptığı plan -Lübnan hükümetini 14 Mart koalisyonu aracılığıyla kendi yanlarına çekme planı- başarısız oldu. 21 Mayıs’ta, küçük Lübnan bütün tarafları temsil eden ve artık halka zarar veren tek taraflı kararlar çıkarmayacak bir birlik hükümeti kurarak, ABD, İsrail ve onlara bağlı Arap devletlerine karşı koymayı başardı.

Lübnan taşı düşmedi. O gün ülke, sedir ağaçları kadar dik duruyordu.

Radikal gazetesi

YAZIYA YORUM KAT