Kürtaj Tartışmasına Nasıl Bakmalı?

02.06.2012 00:42

Bülent Şahin Erdeğer

Başbakan Erdoğan’ın gündeme taşıdığı kürtaj tartışması maalesef zeminini ve yönünü kaybetmiş biçimde yoluna devam ediyor. O zaman kendi durduğumuz yerden konunun önce zeminini yani ilkelerini sonra yönünü yani amacını belirlememiz lazım.

Dünya genelinde uzun yıllardır süren kürtaj aslında tartışmanın taraflarının Tanrı, doğa ve insan tasavvurlarının sonucu olarak ortaya çıkan bir yansıma.

İnsanı merkeze alarak İnsanın Tanrı’ya ve doğaya ve onun bir parçası olan insan bedenine hükmedeceğini söyleyen Aydınlanma felsefesi moderniteyi doğurdu. Modernite’nin gezegenimizi ne hale getirdiği, insanı nasıl değersizleştirdiği de ortada.

Dolayısıyla Aydınlanma’nın çocukları doğayı istedikleri gibi şekillendirme hakkını savunurlar, Doğanın bir uzanımı olan insan bedeni de insanın kendi keyfine bırakılmıştır...

Bu sebeple insan kendi bedeni içinde gelişen başka bir insanın hayat hakkını sonlandırma hakkını kendisine bir hak olarak iddia edebilmektedir.

Başta Hristiyanlık ve İslam olmak üzere insan merkezli değil Tanrı merkezli dünya tasarımları ise Doğa ve insana Tanrı’nın hükmedeceğini O’nun koyduğu ahlaki ilkelerin insanın eylemlerinde ölçüt olacağını savunur.

Bu sebeple insan kendi bedeninde her istediğini yapma hakkına sahiptir. Hele bedeni içerisine oluşmuş bir insanı öldürmek gibi bir hakka hiç sahip değildir. Kur’an’a göre insan hevasına göre yaşamak ve keyfine göre ekolojik sisteme müdahale hakkına sahip değildir. Aksine insan gerçekten kendisiyle barışık biri olması için Tanrı’nın kendisine verdiği doğa sözcülüğü/halifeliğini hakkıyla yapmalıdır. İnsanın kendisi kendisine ait olmadığı için meşru bir gerekçe olmadıkça başka bir insanın hayatına son verme hakkına sahip değildir.

Dolayısıyla Müslümanlar prensip olarak anne karnında ya da dışında bir “İnsan”ın hayatını keyfi olarak sonlandıramazlar. Bu ilkede müttefik olan İslam alimlerinden kürtaja izin verenler, insanın ruh ve bedenden müteşekkil bir bütün olduğunu, ruhun/bilinç ve benliğin olmadığı bir dönemde kürtaj yapılabileceğini belirtirler.

Kur’an Ahkaf 46/15 ayeti bizlere hem gebelik (haml) hem de bakım/emzirme (fisal) için gereken toplam sürenin 30 ay olduğunu söyler. Bakara 2/233. ayeti ise maksimum olarak bakım süresinin 24 ay yani 2 yıl olduğunu ifade eder. Bu iki ayetten bir kadının hamilelik süresinin 30-24 = 6 ay olduğunu çıkarıyoruz. Normal hamilelik dönemi yaklaşık 9 ay ya da daha doğru bir ifadeyle 266 gün yani 38 haftadır. Kur’an’ın ilk 3 aylık (266-180 = 86 günlük) sürede anne karnındaki varlığı insan olarak görmediğini anlıyoruz. Kur’an özenle bu dönemde anne karnında oluşan varlığa “nefs” ya da “insan” demez.

Tartışmanın zeminini bu şekilde belirledikten sonra amaca odaklanalım;

Kürtajı “insan” olup olmadığına bakmasızın insanın başka bir insan hayatını bitirmeye yönelik bir keyfilik olarak gören Aydınlanmacı zihne göre kürtaj her durumda bir haktır ve hiçbir otorite bu hakkı engelleyemez.

Kürtajı sadece istisnai bir ruhsat olarak gören yaklaşımlara görenlere göre ise bu tıbbi müdahale ancak insan olmayan bir varlığın alınması meşru olabilir. Yoksa İnsan olmuş bir varlığın hayatını sonlandırma hakkı hiçbir yaratılmışa verilmemiştir.

Tecavüz, sakatlık vb. kesinleşmiş sorunlar dolayısıyla doğması muhtemel ama henüz insan olmamış bir varlığın tıbbi müdahale ile alınması zor duruma düşmüş kişiler için bir çıkış kapısıdır.

Keyfi biçimde kaç aylık olursa olsun anne karnındaki bebeği kendi keyfi için öldürmek ise gerçekten de büyük bir cinayettir.

Bu noktada kürtajı savunanların Aydınlanmacı hümanist felsefi bir alt yapıya sahip olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu savunuya bir de hükümet karşıtlığı eklenince ortaya “dogmatik militan bir kürtajcılık” çıkıyor. Bunun karşısında ise kürtajı kökten reddeden radikal bir kürtaj düşmanlığı konumlanıyor ki bu durum da daha çok Vatikan kilisesiyle örtüşen bir katılığı içeriyor. Bu katı yaklaşımın tutarlı olması için insan olması muhtemel ilk başlangıcı da engelleme yollarını/doğum kontrolü, tüp bebek vs.) haram ilan etmeleri gerekir.

Burada ilkesel olarak İnsan hayatının korunması esas olmalıdır.

Gebeliğin ilk 87. Gününden itibaren kürtajın kesinlikle yasaklanması gerekir. Hatta 86. Günden sonra kürtaj yaptıranların cinayet suçundan yargılanması da gereklidir.

Bir savaş suçu olarak toplu tecavüz ya da bireysel tecavüzler sonrası ağır travma yaşayan annelerin yapılan testlerde ileride insan olacak olan varlığın kesinlikle özürlü gelişeceği tespit edilen annelerin ve babaların tercihine de saygı gösterilmelidir. Ama tüm bunlar çok sıkı bir standarda ve tıp ahlakına kayıtlı olmalıdır. 

  • Yorumlar 34
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim