1. YAZARLAR

  2. Mahmut Akpınar

  3. Kürt sorunu nereye gidiyor?
Mahmut Akpınar

Mahmut Akpınar

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt sorunu nereye gidiyor?

A+A-

Kürt dilinin önündeki engellerin kaldırılması, Kürtlerin temel demokratik, kültürel haklarının verilmesi problemin çözümü adına çok önemlidir. İnsanların korku ve kaygıdan uzak olarak fikirlerini beyan edebildikleri demokratik bir ortamda "bağımsızlık" ve "özerklik" dahil her ihtimalin tartışılmasında beis yoktur. Ancak bugün Güneydoğu'da insanların örgüte ve BDP'ye muhalif şeyler söyleyebilmesi, aykırı çıkışlar yapabilmesi ciddi bir cesaret istemektedir.

Son zamanlarda Kürt sorunu ile ilgili tartışmalar hız kazandı. BDP ve örgüt, aktif davranarak gündem belirliyor ve bütün ülkeyi, aydınları kendi gündemlerinin arkasından sürüklüyor. İnsanımızın kafası problemin nereye doğru gittiği noktasında karışık. Bazı aydınlar "özerklik", "bağımsızlık" dahil her şeyin tartışılabilmesi gerektiğini söylüyor. Tartışmaları demokrasinin bir gereği olarak görüyor; kaygı duymanın yersiz olduğunu ileriye sürüyor. Bu kesim KCK denilen yapıyı bir tehdit, baskı unsuru değil, "sivilleşmenin aracı" olarak algılıyor.

Bazı kesimler ise KCK'yı PKK'nın da üstünde, "Kürtleri tehditle, silahla esir alan bir yapı" olarak kabul ediyor. Emniyet verileriyle de desteklenen, bizim de katıldığımız bu görüşe göre, KCK halkın demokratik haklarını kullanmasına engel oluyor; insanların iradesini teslim alıyor; Kürtleri kontrol etmeye çalışıyor. Bu nedenle bu kesim, KCK ve uzantılarının demokratik hareketler kabul edilemeyeceğini, bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini savunuyor.

Peki Kürt sorunu nereye gidiyor? Örgütün etkinliği artıyor mu, azalıyor mu?

Bu konuda Güneydoğu'da iki ana gelişmenin varlığından bahsedebiliriz. Olumlu gelişme; demokratik açılımların, ekonomik gelişmelerin, lüks alışveriş merkezlerinin, canlı şehirlerin katkısıyla bölgenin eski korku ve terör havasından, şiddet ortamından uzaklaşmasıdır. Demokratik düzenlemelerin ve ekonomik atılımların bölgede olumlu bir hava oluşturduğu, Kürt sorununun çözümüne katkıda bulunduğu, hayatın eskiye nazaran normalleştiği muhakkaktır. Olumsuz gelişme ise yeni nesil Kürtlerin hızla Kürt milliyetçiliğine, Kürtçü söylemlere kaymalarıdır. Örgüt (PKK-KCK) dağdaki silahlı unsurların gücünü arkasına alarak, silahın-şiddetin tehdidini kullanarak "sivil" görünümler altında hızla teşkilatlanmaktadır. Kendisine toplumu kontrol edecek, yönlendirecek araçlar, yapılar oluşturmaktadır. Bir kesim bu faaliyetlere destek veriyor ve gönüllü katılıyorsa da, PKK-KCK'ya taraftar olmayan Kürtler, bu oluşumların arkasındaki silahlı gücü gördükleri için gelişmelere tepki gösterememekte, sessiz kalmayı yeğlemektedirler.

Örgütün kırsaldaki faaliyetleri nisbi olarak önemini yitirmiştir; örgütün kurmayları artık şehirlerde yapılanmaya ve halkı Kürtçü görüşler doğrultusunda dönüştürmeye, buna yönelik etkin birimler-kurumlar oluşturmaya önem vermektedirler. Dağdaki silahlı grup halk üzerindeki korku havasını devamlı kılabilmek ve şehirlerdeki faaliyetleri korumak için "sigorta" ve "tehdit aracı" olarak tutulmaktadır. Diğer taraftan muhalif kesimleri sindirmek ve halk üzerindeki baskıyı daha etkili sürdürebilmek için örgüt şehirlerde "öz savunma birlikleri" adında inzibat kuvvetleri oluşturmaktadır. Yüksekova gibi "kurtarılmış alan" haline getirilen coğrafyalarda bu şehir gerillaları devriyeye dahi çıkmaktadırlar.

HER ŞEY TARTIŞILABİLMELİ

Bugün BDP, Güneydoğu'da sivil-demokratik siyaset değil, silahların gölgesinde, tehditlerle, korkutmalarla siyaset yapmaktadır. BDP'nin demokratik siyasete zorlanabilmesi için silahlı grupların bitirilmesi veya marjinalleştirilmesi gerekmektedir. Özellikle Hakkâri, Şırnak, Doğubayazıt, Cizre gibi küçük ve kontrolü kolay yerleşimlerde örgüt halk ve esnaf üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuş durumdadır. Zaman içinde bu baskının genişletilmesi ve yaygınlaştırılması, örgütün hedefleri arasındadır. Eğer dağdaki terör grupları güvenlik güçleri tarafından etkisiz hale getirilemezse, örgütün şehirlerde baskıya ve korkuya dayalı yayılışı devam edecektir. Bu baskı kalkmadığı sürece bahsi geçen yerleşimlerde serbest, özgür seçimlerin yapılması da mümkün olmayacaktır.

Güneydoğu'da, sınırlarımız içinde örgütün çok sayıda faal kampının olduğu bilinmektedir. Bu kamplarda barınan veya sınırlarımız içinde faaliyet gösteren hemen bütün teröristlerin isimleri-bilgileri güvenlik güçlerinin elinde vardır. Bu gruplar zaman zaman yerleşimlere de inmekte, sivil halkın tehdidinde, sorgulanmasında vs. rol almaktadırlar. Özellikle kırsalda terör gruplarıyla mücadelede ciddi zaaf vardır. Bir süredir Silahlı Kuvvetler ve bölgede ona bağlı çalışan Jandarma, terör gruplarına müdahale etmemektedir. Emniyet güçlerinin kırsalda operasyon yetkisi ve imkânı yoktur. Dolayısıyla kırsaldaki silahlı gruplar yerleşimler üzerinde baskı kurabilmektedirler.

Kürt dilinin önündeki engellerin kaldırılması, Kürtlerin temel demokratik, kültürel haklarının verilmesi problemin çözümü adına çok önemlidir. İnsanların korku ve kaygıdan uzak olarak fikirlerini beyan edebildikleri demokratik bir ortamda "bağımsızlık" ve "özerklik" dahil her ihtimalin tartışılmasında beis yoktur. Ancak bugün Güneydoğu'da insanların örgüte ve BDP'ye muhalif şeyler söyleyebilmesi, aykırı çıkışlar yapabilmesi ciddi bir cesaret istemektedir.

Bölgede demokratik eğilimler ve örgütün hakimiyeti şeklinde birbirine zıt iki akım gelişmektedir. Ancak örgüt lehine işleyen süreç daha etkili ve baskındır. Bazı aydınların KCK'yı "demokratik bir inisiyatif" olarak görmesi ve savunması demokratikleşmeye değil, örgütün ve silahlı güçlerinin halk üzerinde baskı kurmasına yardımcı olmaktadır.

"Bağımsızlık" ve "özerklik" dahil her ihtimalin tartışılabilmesi için öncelikle Kürtlerin, bölge insanının iradesinin örgüt ipoteğinden kurtarılmasına, örgütün baskısının kaldırılmasına ihtiyaç vardır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT