Kürt siyaseti kadar Kürtler de yol ayrımında

22.07.2011 00:57

Murat Aksoy

'15 Temmuz'u son aylarda bir tür 'örtülü tehdit' olarak yaşadık. Öcalan'ın önceki hafta yaptığı avukat görüşmelerinde heyetle 'barış konseyi' konusunda uzlaşma sağlandığını ve artık 15 Temmuz'un bir hükmünün olmadığını söyledi. Ancak bu açıklamadan sonra PKK önce Tunceli'de 2 işçiyi (önceki gün serbest bırakıldılar), ardından Diyarbakır'da 2'si askeri, 1'i sağlık görevlisi 3 kişiyi kaçırdı. Yine aynı günlerde örgütün önde gelen isimlerinden Mustafa Karasu şunları ifade etti; "... Bırakalım yumuşamayı şu anda polisler ve devlet Kürdistan'da tam bir terör estiriyorlar. Bu durum karşısında Kürt Halkı örgütlü olmalı ve tutumunu ortaya koymalıdır. Bunlara tutum koymadan geri adım attırılamaz. Nasıl ki Diyarbakır zindan zulmüne, irade kırma ve teslim alma politikalarına karşı 14 Temmuz'la direnildi ve bu politikalar boşa çıkarıldıysa bugün de aynı anlayışla direnilerek sonuç alınabilir. ... Eğer BDP'ye, 'Kürt Özgürlük Hareketi'ne diz çöktüreceğiz' ya da 'kendi Kürt konseptimizi Kürt Özgürlük Hareketi'ne kabul ettireceğiz' diyorlarsa açıkça söylüyorum, çok büyük yanılırlar. Büyük şoklar bile yaşayabilirler". Karasu devamla; "Biz özgürlük için bu mücadeleye başladık. Birilerinin keyfine ve politikalarına bu halkın özgürlük mücadelesini kurban edemeyiz. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekir." diye devam etmiş. Bu 'Resim 1' olsun.

Geçtiğimiz hafta CHP'nin Meclis'e dönmesine paralel olarak; -Öcalan'ın da çağrısına uygun olarak- BDP'nin de 'boykot'u sonlandırma süreci başladı. BDP ve AK Parti arasındaki 13 Temmuz'da yapılan ilk görüşmeden 14 Temmuz'da tekrar bir araya gelme kararı çıktı. Herkes bu görüşmede bir seçeneğin de boykotun bitmesi olduğunu biliyordu.

Ancak 14 Temmuz -Karasu'nun Diyarbakır zindanını anarak geçmişte yaşanan direnişin tekrarlanabileceği vurgusuna dikkat- iki önemli gelişme bu ihtimali imkânsız hale getirdi. İlki daha önce 30-31 Temmuz'da toplanılması kararlaştırılan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ani bir kararla Diyarbakır'da toplandı. Ve katılanların çoğunluğunun da içeriği konusunda çok muğlak bilgileri olan 'demokratik özeklik' ilan edildi. İkincisi olay ise aynı saatlerde Diyarbakır Silvan'da çıkan çatışmada da 13 asker şehit oldu. Bu da 'Resim 2' olsun.

Şimdi Resim 1 ve Resim 2'ye birlikte baktığımızda görünen şudur; Öcalan ile örgütün farklı yerlerde durmaktadır. Görünen tablo budur. Bunu 'iyi polis' / 'kötü polis' ayrımı olarak değil; görünen durum analizi olarak okumak daha doğru olacaktır.

Elbette Öcalan'ın şiddet kartını süreç boyunca elinde tutmak isteyeceği açıktır; aynı şekilde örgütün de Öcalan'a rağmen çok sert adımlar atması mümkün değildir. Ama buna rağmen şu da bir gerçektir ki; Öcalan dışındaki legal/illegal Kürt siyaseti; Öcalan'a rağmen bazı adımlar atmaktadır. Resim 1 ve Resim 2'nin özeti budur. Asker kaçırma, 13 askerin şehit edilmesi, demokratik özerklik ilanı bunun ipuçlarını vermektedir.

Bunların içinde demokratik özerklik bu farklılaşmanın en açık örneğidir. Bu farkın temeli şudur; demokratik özerlik siyasi bir adım değil tersine tek yönlü olması hasebiyle apolitiktir. Demokratik özerkliğin 'ne olduğunu', 'nasıl uygulanacağını' bir kenara bırakalım; tek başına ilan edilme süreci ve sonraki tartışmalar bile aslında Kürt siyasetinin çizdiği yolu bize göstermektedir. Ve bu yol bizi çözüme değil adım adım çözümsüzlüğe götürmektedir.

Demokratik özerkliği kim ilan etti? DTK. 2009 yılından itibaren Kürt siyasi hareketi açısından görünürde geniş katılımlı bir parlamento modeli olarak sunulan ama esas işlevi Kürtler içinde heterojenliği homojenize etme olan kongre. Bakmayın adının 'demokratik toplum kongresi' olduğuna.

'Demokratik özerkliği' DTK ilan etti. Bunu anladık. Peki demokratik özerkliğin 'ne olduğunu', 'nasıl uygulanacağını', 'ilkelerini' vs. kamuoyuna kim açıkladı? Bunun siyasi misyoneri kim? KCK. İşte düğüm ve soru burada; KCK, DTK'nın neyi olur? 'Demokratik özerkliğin' sahibi kim?

Legal siyaset açısından ne DTK -ki kısa sürece çatı partisi olması muhtemel-, ne KCK muhatap değil. Siyaseten muhatabımız olan BDP nerede bu süreçte? DTK'nın bir bileşeni olarak BDP ne diyor bunlara?

Var olan durumdan en fazla yararlanmasını umut ettiğimiz, sivil siyasete sahip çıkmasını beklediğimiz BDP, bu süreçte her zamanki gibi alınan kararları sadece nesnesi durumunda. En trajik olan da şu; kendi dışında alınan her karar uyan; her karara da kendi kararıymış gibi medya önünde savunma hali.

Neyse ki, DTK içinde homojenize edilmeye çalışılan ve söylem düzeyinde en az BDP ve Kürt siyaseti kadar sert olan isimler demokratik özerklik ilanına itiraz etmiler. Mesela son dönemde hükümete ve AK Parti'ye karşı en acımasız eleştirilerde bulunan Altan Tan, hem özerkliğin içeriğine hem de ilan biçimine itiraz etmiş. Yine Kürt siyasetinde önemli bir figür olan Şerafettin Elçi aynı itirazı kamuoyuna açıkladı. Şimdi BDP'liler demokratik özerkliğin ne olup, olmadığını Van'da 5 gün sürecek toplantıda tartışacaklarmış.

Neyi tartışacaklar?

Devlete nasıl vergi verilmeyeceğini, Kürt gençlerin nasıl askere gönderilmeyeceğini, öz savunma güçlerinin nasıl oluşturulacağını mı?

Demokratik özerkliğin Kürt sorununu çözeceğine olan inanç saf bir 'romantizm' kokuyor. İdari bir yapı olarak demokratik özerklik bir model olarak, devlet-toplum ilişkisinin asimetrik olduğu toplumlarda yerel yönetimlerin güçlenmesi, adem-i merkeziyet ilkesi açısından işlevsel olabilir. Ama bunun yolu bu modeli tek başına, tek taraflı ilan etmekten geçmez. Bunun yolu siyasetten geçer. Siyasi temsilcisinin Meclis'i boykot ettiği, siyasal olarak savunulmayan bir idari modeli tek taraflı olarak ilan etmek pratik siyaset açısından da kendini marjinalize etmekten başka bir işe yaramaz. Bunu yapan BDP'den DTK ve KCK'ya legal/illegal Kürt siyasetidir.

Bu siyaset, bırakın Türkiye'yi, daha kendi içindekileri bile ikna edememişken, kendi dışında farklı partilere oy vermiş Kürtleri nasıl ikna edecek? Kısaca Kürt siyaseti gibi Kürtler de yol ayrımında.

Bütün bu gelişmeler, Kürt siyasetinin Öcalan'a rağmen çözümsüzlüğe adım attığını işaret ediyor. Bu süreç onlar açısından Öcalan'ın yanında masaya oturmak için 'son şans' olarak görülebilir ama maliyeti hem Kürtler hem de Türkler için ağır olur.

Tabi son sözü de başta blok adaylarına koşulsuz destek veren ve bir anda Kürt siyasetinin Batı'daki temsilcilerine söylemek gerekiyor; Bu tablodan memnun musunuz?

YENİ ŞAFAK 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim