İsrail ve Hamas için 'Diyalog' mümkün mü?

12.10.2011 00:30

Ümit Kurt

Karmaşanın, umutsuzluğun, kısacası insan yaşamında olumsuz olarak atfedilebilecek handiyse tüm değerleri ve anlamları barındıran ama en önemlisi "Barış" nosyonunun ve zihniyetinin belki de kendisini en çok yalnız ve savunmasız hissettiği bir bölge Ortadoğu.

Ve bu minvalde, paradoksal da olsa bu sözcüğe, bu sözcüğün vazettiği yaşam biçimine ve yaşanası bir ortama en çok hasret olan bir coğrafya aynı zamanda Ortadoğu. Tüm bu değer çatışmalarının, güç ve iktidar savaşlarının ortasındaki bir bölgede, barışa ve huzurlu bir yaşama en çok ihtiyaç duyan ancak "ötekinin" varlığını "kendi" varlığına tehdit olarak gören iki tarihsel ve kolektif bellek: İsrail ve Filistin (özelde Hamas).

1950'li yılların sonundan başlayarak 2006'ya varan süreçte önce Arap-İsrail savaşları ile topraklarının büyük bir bölümünü yitiren, yıllarca Lübnan, Suriye, Mısır ve Ürdün'ün topraklarında vatansız, yurtsuz ve kimliksiz yaşamaya başlayan, 1970'lerde mülteci olarak yaşamaya başladığı diğer Arap devletleri tarafından, bölgedeki iktidar ve cephe savaşlarının bir sonucu olarak araçsal bir biçimde kullanılması sonucu; farklı bir inisiyatif sergileyerek, mücadeleyi gerilla savaşına dönüştüren, 80'lerde büyük bir çıkışla, geniş kitlelerin ayaklanması temelinde I. İntifada ile uluslararası arenada varlığını hissettirmeyi ve uluslararası bir haklılık kazanmayı büyük ölçüde başaran, 90'larda Oslo Barış Antlaşması'yla kendi topraklarının küçük bir kısmında etkin olmayan bir yönetim kuran Filistinliler için 2000'li yıllar, tüm bu anlattığımız tarihsel olaylar zincirini ve bu olaylarda başaktör olarak rol oynayan Filistin Kurtuluş Örgütü ve bu örgütün lokomotifi El Fetih'in eylemlerini içermekteydi.

Yaşanan bu çalkantılı ve hararetli dönemin 26 Ocak 2006'daki Filistin genel seçimlerinde Hamas'ın lider parti çıkmasıyla yerini büyük oranda farklı bir mecraya doğru bırakmaya başladığını söyleyebiliriz. Hamas liderliğindeki bir Filistin Yönetimi'nin uluslararası platformda yerini ve algılanışını analiz etmeden önce; Hamas'ı Filistin'in resmî siyasetinin merkezine oturtan ve demokratik araçlar sayesinde önemli bir meşruiyet ve halk desteği alarak iktidara taşıyan parametreleri gözden geçirmemizin anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle, Hamas'ın "serbest ve adil" bir seçim süreciyle iktidara gelmesini, İslam ve demokrasi arasındaki kan uyuşmazlığını sürekli dillendiren Washington ideologlarına ve oryantalist bakış açısına sahip Avrupa tandanslı görüşlere çarpıcı bir gönderim noktası olarak kabul etmek mümkün. Ancak, böyle bir değerlendirme yaparken de İslam dünyasındaki demokrasi algısının içeriği ve boyutu da bu bağlamda ayrı bir problematik. Hamas'ın Filistin'de elde ettiği seçim başarısı her şeyden önce örgütün gerçekleştirdiği insani hizmetler ve sergilediği ilkeli, ahlaklı, tutarlı ve dürüst duruşuyla doğru orantılı.

Pek tabii, Hamas'ın arkasındaki bu toplumsal desteğin en büyük katalizörü ise Filistin mücadelesini yıllardır idare eden El Fetih'in tamamıyla bir erozyona uğraması, kendi içinde bölünerek kitlelerin nezdinde meşruiyetini kaybetmesi ve giderek yozlaşmaya doğru yol alması. El Fetih'in bütün bu negatif politikalarına, artık neredeyse içselleştirdiği yolsuzluklarla ve rüşvet olaylarıyla kökleştirdiği ve kendisini tanımlayıcı bir kod haline getirdiği ilkesiz siyaset anlayışına karşı oluşan ve artık patlama noktasına gelen tepkiselliğin kendini ifade edebildiği ve ulaştığı nokta Hamas oldu.

DEĞİŞMESİ GEREKEN ALGILAR

Oslo barış sürecindeki tutumuyla paralel olarak, Hamas'ın İsrail'e yönelik direnişi ve İsrail karşıtı retoriği Filistin halkına yönelik kazanımlar elde etmek yolunda Oslo barış sürecine taraf olmayarak, Şaron'un Gazze'den tek yanlı çekilme kararında gösterdiği direniş, Hamas'ın toplum nezdinde desteğini artırdı. Bunların yanında, Hamas'ın seçim zaferinin ana eksenini, şeffaf bir siyasi özne olarak görülmesinin temellerini, güçlü, sağlam ve etkin bir örgütsel ağ yoluyla halka kolaylıkla ulaşması, onlarla iletişim kurması, daha önce yerel düzeylerde sergilediği halkın günlük temel gereksinimlerine yanıt veren eğitim, sağlık, yiyecek ve barınak gibi sosyal-dayanışmacı içerikteki politikaları daha geniş bir tabanda gerçekleştirmesi gibi faktörler ve bu faktörlerin seçim sonuçlarına olan yansımasıdır.

Sonuç olarak, Hamas Filistin halkı için yeni bir "zihinsel bellek", gerçek, samimi ve dürüst bir siyasi çizgi olarak kabul görmüştür. Gelinen noktada, taraflar arasında yeşerecek barış ve uzlaşma en azından müzakere iklimine etki eden diğer aktörlerin özellikle Hamas algısı ve perspektifi ciddi önem arz ediyor. Gerek AB gerekse de ABD gibi uluslararası siyasi güçler nezdinde kapsamlı bir meşruiyet kazanamayan ve hatta hâlâ paramiliter bir örgüt olarak telakki edilen Hamas için yapılması gereken birincil eylem, AB ve ABD'nin pek tabii ki İsrail'in Hamas algısını tekrar gözden geçirmesidir. Bunu yaparken, bu aktörlerin FKÖ'nün içinden çıkmış Hamas'ın geçmişten gelen ve dokusuna işleyen sosyalist damarı ve bu damardan beslenen şiddetin tek mücadele yöntemi olarak benimsendiği olgusunu da akıllarında tutması gerekiyor. Zira, bu olgu Hamas'ın bugün "tastamam bir politik organ" olabilmesinin imkânı konusundaki sınırlayıcı etkiyi de ortaya koyuyor. Bir anlamda Hamas'ın bu geçmişi de bertaraf etmesi gerekiyor.

Hamas'ın daha gerçekçi bir biçimde davranarak kendilerine Oslo barış sürecinin açtığı yolla seçime girmeleri, bu seçimle birlikte; siyaset yapabilme yeteneklerini ve siyasi platformun çizdiği kurallar ve parametreler çerçevesinde seçim sürecine dâhil olmaları Hamas ekseninde AB, ABD ve İsrail tarafından yadsınamaz, dikkate değer gelişmelerdir. Aslında, bir biçimde Hamas'ın bu seçim zaferi taraflar arasındaki monolog temeline dayalı sorunun çözümünde hem AB, hem İsrail hem de ABD için bir samimiyet testi gibi de görülebilir. En azından Hamas'ın demokratik sistemlerin vazgeçilmez aracı olan seçimlere girmesi bir bakıma Hamas'ın terör ve şiddet araçlarına dayalı olan mücadele geçmişinden felsefi bir kopuş olduğunu gösterir. Zira yaşadığımız dünyanın ve tarihin değişen koşulları da böyle bir dönüşümü mümkün kılmakta; en azından Hamas'ı buna zorlamakta ve Hamas buna olumlu cevap vermektedir.

Dolayısıyla, tüm bu gelişme, değişim ve dönüşümler zinciri çerçevesinde İsrail'in de Hamas'a karşı olan katı tutumunu değiştirmesi olası bir diyalog perspektifi için artık elzemdir. Aksi takdirde İsrail'i yönetenlerin kibirleri onları daha da yalnızlaştıracak ve İsrail muhalefetinin dozunu daha da artıracaktır. Her şeyden önce İsrail'in ezilen Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının bu halkın elinde olduğunu kabul etmesi gerekmektedir. Bunun yolu da iki devletli çözüm yolunu kabul etmek, bu doğrultuda Hamas ile tez elden müzakere sürecine başlamaktır. Gazze'yi ablukaya almak, askerî operasyonlara devam etmek ve büyük bir dönüşüm geçiren Arap dünyasını karşısına almak İsrail'e hiçbir şey kazandırmaz. Hamas'a düşen görev de müzakere ve barışa yönelik tutum sergilemesi ve bu iradeyi somut olarak göstermesidir.

İki tarafın da "diyalog ve müzakere" gibi artık siyasetin ve siyasi alanın değişen çekirdeğini ve merkezini oluşturan bu iki kavram dolayımında siyasal ve meşru bir zeminde bu sorunun olası çözüm veya çözüm yollarını tartışması gerekmektedir.

Bunun en iyi yolu ise iki tarafın "ortak bir dil oluşturması"dır. Bu ortak dilin oluşması bakımından Yahudi filozof Martin Buber hem İsrail hem de Hamas için önemli bir gönderim noktası olabilir. Buber'in ünlü felsefesinde ifade ettiği gibi insan varoluşunun özü "ilişkidir, diyalogdur". "Ben (Hamas/İsrail)" ancak, "Sen (İsrail/Hamas)" ile kurduğu ilişki sayesinde var olabilir. Buber gibi iki tarafında, her ne kadar durumun zorluk katsayısının tavan seviyesinde olmasına rağmen; uluslararası aktörlerin (AB, ABD) de yapıcı desteğiyle; birbirleriyle olan ilişkilerine ve problemlerine bu düşünceler temelinde yaklaşmalı, "ötekini anlamak" vicdanını taşımalı ve aynı topraklar üzerinde pekâlâ yaşayabilme düşüncesini savunmalıdırlar.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim