İslamcılar Ahmet Kaya’da ne buldu?

19.03.2009 12:17

Memduh Özdemir

Ahmet Kaya’nın Türkiye’deki son zamanlarında İslamcılara yönelttiği eleştiri, İslamcı kesimin tam da Ahmet Kaya’da bulduğu şeydir

Ahmet Kaya’nın ölüm haberini ilk veren televizyon kanalının TRT1 olduğunu söylesem herhalde yanılıyor olmam. O anda diğer kanalları gezdiğimde alt yazı olarak bile olsa bu haberi veren ulusal başka bir kanal yoktu. TRT1 haber spikeri Nermin Tuğuşlu, Ahmet Kaya’nın vefatını üzülerek verirken şarkıcı demiyor, sanatçı diyordu ve onun hiç istemediği şekilde ülkesini terk etmek zorunda kalışını elindeki haber metninden okuyarak izleyenlere hatırlatıyordu.

Ölümünden sonraki günlerde de eşinin yakınmaları düşündürücü idi. Yabancısı oldukları ülkede dertlerini anlatacak kimselerinin olmadığını, kimsenin kendilerini anlamadığını ve bunun için eşine yardım edecek insanlar bulamadıklarını söylemişti. Gülten Kaya’nın yakınmalarında, özellikle “dilini bilmediğimiz insanların içindeydik, kimse bizi anlamıyordu” demesi Ahmet Kaya’nın hayatındaki bir ironiydi. “Dil”ini anlayanlar olsaydı ülkesini terk etmeyecek ve yeni şarkılarıyla aramızda olacaktı.

Eşinin televizyon kanalarında dile getirdiği yakınmaları, Ahmet Kaya’nın ne kadar bu topraklara ve bizlere ait olduğu anlatıyordu. Kalp krizi geçirdiği zamandaki çaresizliklerini dil üzerinden anlatması ve dile muhtaçlığın hayat olduğunu söylemek istemesi, sevgisizliğimizle kaybettiğimiz Ahmet Kaya kadar duygu doluydu. Türkiye’de yaşamış olsaydı belki de acılı bir gurbet ıssızlığında kaybetmeyecek, “her ölen biraz pişman olur” dizesini “an gelir,- lailahe illallah- Ahmet Kaya ölür!” le bitirecektik. Kim bilebilir?...

Ahmet Kaya bu ülkenin en yaratıcı ve teklifsiz cömert sanatçılarından biriydi. Ülke gerçeğini en dinamik şekilde yaşayan her ideolojiden genç insanların duygu ve düşüncelerini yaptığı şarkılarıyla anlamlandıran bir insandı. Üniversitelerde şarkıları söylendiği için kavga eden gençler, yandaşı ya da değil-, gizliden gizliye herkes bu adamın hayranlığını taşımıştır. Bu hayranlığı en iyi yaşayanlardan biri de İslamcılardır. Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı’nda Selahattin Yusuf’a yöneltilen “İslamcı kesim Ahmet Kaya’da ne buldu?” sorusu cevap bulamadıysa, sanırım bu hayranlığın sosyolojisinin televizyon programlarında serimlenemeyecek kadar derin olmasıdır.

Ahmet Kaya’nın Türkiye’deki son zamanlarında İslamcılara yönelttiği eleştiri, İslamcı kesimin tam da Ahmet Kaya’da bulduğu şeydir. Bir konuşmasında İslamcı kesimin kendine özgü bir söyleminin olmadığını, sol söylemi referans aldığını ve bunun için kendine özgü bir dil oluşturmaları gerektiğini söylerken çokta haksız sayılmazdı. Haklılığı, diğer gruplar gibi İslamcı kesiminin sürüklendiği konjokturde Ahmet Kaya şarkılarıyla kendisini ifade etmesinin yetersizliğini dışarıdan (belki de içeriden) biri olarak haber vermesiydi. Öyle şarkılar yapıyordu ki inanç, ekmek, aşk, coşku dinleyenin varoluşunu anlamlandırıyor, yaşamı insani hassasiyetlerin üzerinden yeniden tanımlıyor, bütün inançlı insanlara dirilik ve eylemi bırakmamalarını öğütlüyordu.

İslamcı kesimin Ahmet Kaya şarkılarında kendisini bulmasının en önemli tarafı konformizme yol açan diğer sanat yaratımlarına nispet, sanatının ideolojik aktivizme neden olmasıydı. Çünkü, dünyada kendini mazlumiyet ve direniş üzerinden kuran her inançlı yönelim, ideolojisinin sevgisine ve dünyaya merhametle bakmasına adanırken aynı zamanda kendisine dayatılan her türlü yaşam şeklinin de sahtekarlığını görmekteydi.

Sol söylemin 80’lerden sonra İslamcı kesimde kendisini göstermesi, İranlı, Pakistanlı, Lübnanlı ve Mısırlı muhalif yazarların fikirleriyle gelişen İslamcı terminolojinin rüzgarını Ahmet Kaya Müziği ile yerli-modern-protest bir esintiye kavuşturması sonuçta Ahmet Kaya’yı bu kesimin sanatçısı yapmıştır. Seyyid Kutup, Mevdudi Ali Şeraiti gibi İslamcı aydınların fikirleri ile kendisine yol bulan İslamcı gençlik, Ahmet Kaya’nın müziğindeki anlatımla/coşkuyla yürüyüşünü anlamlandırmıştır.

Bu sahiplenişte Ahmet Kaya hiçbir zaman bu kesimin içinde Zülfü Livaneli gibi dışlanmamış, hatta Ahmet Kaya’nın inançlı Müslüman olduğuna kendi ağzından dökülen sözleriyle şahit olmuştur. Alanya müftüsüyle girdiği polemikte okuduğu İslam Amentüsü daha çok Marksist solcuları şaşırtmıştır.

Ahmet Kaya’da kendini bulan dindar gençlik sonrasında da kimseye tutunamamıştır. Çünkü sol düşüncenin/eylemin içinde olan sanatçılar kendileriyle barışmak isteyen iktidarla ortak dil geliştirmeye çalışırlarken sadece Ahmet Kaya bu oyuna gelmemiş ve İslamcı varoluşların radikal tavırlarına eş düşen müziğiyle özelleşmiştir.

İslam dünyasının sürgün ve katledilmiş yazarlarının dünyayı değiştirme söylemlerine karşılık gelen Ahmet Kaya’nın müziği ve siyasal bir ifade aracına dönüşen başörtüsüne destek verdiği Konya Konseri İslamcılarla ruhen bütünleşmenin son noktası olmuştur. Bu birliği sadece Ahmet Kaya mı kurdu? Deniz Baykal’da Ahmet Kaya gibi bu etkileşimi önceleri sosyalist iken, sonraları radikal İslam’ın teorisyenlerinden olan ve idam edilerek öldürülen Mısırlı yazar Seyyid Kutup üzerinden yapmaya çalışmıştı. 2002 seçimleri öncesinde, İslam’daki sosyal adalet anlayışını açıklarken Seyyid Kutuptan bahsetmiş ve partisinden gelen tepkiler üzerine bir daha sözünü etmemişti.

Ahmet Kaya ile İslamcıların görece zıt görünse de bir şekilde karşılık bulmaları ve duygusal etkileşimleri, nedensiz sayılmamalıdır; adaletsiz bir dünyadan şikayet etmek ve haksızlığa uğramış bir yaşamın üzerinden kendini tanımlamak yeter neden olmalıdır. Kendi ülkelerinde haksızlığa uğradıklarını düşünen insanların aşk dili olan bu karşılaşması protest müziğin de zirvesidir. Bu dilin, diğer kitlelerde olduğu kadar İslamcı yalnızlıklarda da açıklayıcısı olması doğaldır.

RADİKAL

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
      PANO
      KARİKATÜR
      Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim