1. YAZARLAR

  2. Abdurrahman Dilipak

  3. İman Ettik Demekle…
Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Yazarın Tüm Yazıları >

İman Ettik Demekle…

A+A-

Dün kaldığımız yerden devam edelim. Mü’minler kardeşim demiştim. Peki soralım,o mü’min kim? Hemen hatırlatayım, “Ey iman edenler, iman ediniz”  diyen bir ayet var. Yine bir başka ayet “iman ettik demekle yakanızın bırakılıvereceğinizi mi sanıyorsunuz”. “Mü’min olduk demeyin, Müslüman olduk deyin” diyen bir başka ayet var. Yine bir başka ayet “Şeytan sizi Allah’la aldatmasın” diyor. “Vay o namaz kılanların haline ki” diye başlayan o ayeti de hatırlatalım. “Din büyüklerinizi İlah ve Rab edinmeyin” diyen ayet ne diyor.

Sonuçta biz alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz. Bizim görevimiz insanları cehenneme göndermek değil, bizi öldürmeye gelenlerin bizde dirilmesini sağlamaktır. Hz Ömer gibi, Vahşi gibi.. Affedici olmaktır. Hz. Yusuf’un kendini kuyuya atan kardeşlerini affetmesini hatırlayın. Hz. Muhammed, Mekke’nin fetih günü, Taif halkının, Mekkeli Müşriklerin zulmünü hatırlayıp “Kardeşim Yusuf’un kardeşlerine söylediği gibi söylüyorum” diyordu.

Allah’ın dini, “Atalarımızın dininden” ibaret bir din değil. Zaman içinde dini pratiklere eklemeler oluyor ve bazı kurallar hayatımızdan çıkıyor. Onun için dini Kitapla sınırlı tutmak gerek.. Allah’ın dini yeri, göğü, ölümü ve hayatı açıklar, ama yaşadığımız din karı ile koca arasındaki ihtilafı bile çözmüyor.

“Allah, cahil ve zalim bir topluluğa hidayet vermez”. Aklımız kadar iman eder, aklımız kadar amel işleriz. Dinimiz aklımızdan fazla olamaz. Çünkü bilmediğimiz bir şeye iman edemeyiz. “Bilmediğimiz şeyin peşine düşmeyin” der kitap.

Bir insan düşünün, “ben Müslümanım” diyor. Ama İslam’ın hiç bir kuralına tabi değil. Terör var, yalan var, hırsızlık var, işret var, fahşa var, yalan, iftira, dedikodu, iftira her şey var. Hatta şirk anlamına gelen sözleri de var.. Kalplerinden geçeni bilmem. Ama görünen amelleri konusunda dikkat etmemiz gerek.. Münafıklar kâfirlerden eşeddir. Biz biliyoruz ki, “Allah, cahil ve zalim bir topluluğa hidayet nasib etmez”. Sonuçta bu dünyada kim ne yaptı ya da yapması gerekenleri yapmadı ise hesabı sorulacak. Yapıp yapmadıklarımızla ya kendi sırtımızda kendi cennetimize sırtımızda tuğla taşıyacak ya da kendi cehennemimize kendi sırtımızda odun taşıyacağız.

Müslüman olduğunu söyleyen öyle kişiler var ki, kiminin dinle ilgisi yok, kiminin sanki farklı bir dini var. Allah’ın emrine uymazsanız haram, resulün sünnetine uymazsanız mekruh, onlar gibi düşünmezseniz dinden çıkarsınız. Kimi mezhebini, kimi tarikatını, kimi ideolojisini, kimi siyasetini dinin özdeşi haline getiriyor. Bu fitneden kurtulmamız gerekiyor.

Birileri kendileri gibi düşünmeyenleri tekfir ediyor, kendilerini eleştirenler hakkında iftirada bulunmaktan çekinmiyorlar. Bakın kim ki, kardeşi hakkında bir iddiada bulunuyorsa ve o şey o kişide yoksa, o kişi, o şeyi kendisi yapmış gibi muaheze edilecektir. Oysa bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatini Allah bize öbür dünyada gösterecektir. Bazen kınanan kınayandan daha temizdir. Kınanan kınayandan daha erdemli olabilir.

Bizim sonuçta, işi verirken “ehliyet” ve “liyakat”ına bakmamız gerek. “Sözü dinleyip doğrusuna tabi olmamız, işe bakıp doğrusuna destek vermemiz gerek”. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı olmamız gerek. Müslüman kardeşliği din milliyetçiliğine dönmemeli. Bir topluluğa olan düşmanlığımız bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevketmemeli. Aksine biz alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmeti olarak, yaratılmış için rahmet vesilesi olmalıdır. “Veresetül embiya” olmak böyle bir şey olsa gerek.

Garip bir durum ama, biz bizim için olanın değişmesini, birinin bize gelmesini, bizi kurtarmasını bekliyoruz. Başkalarını eleştirip, dışlıyoruz. O kişi biz olmayalım. Peki o zaman niçin duruyor, bekliyoruz. Karşılığını yalnız Allah’tan bekliyor olarak harekete geçmesi gereken biz olmayalım sakın. O beklediğimiz dostluk, rahmet, yardım, dürüstlük bizim yapmamız gereken şey olmasın sakın. Hep suçlamak, sadece eleştirmek, karanlığa küfretmek ve hiç bir şey yapmamak.. Bu bir çözüm değildir. Karanlığa küfretmeyi bırakıp, kalkıp bir mum yakmak gerek. Allah’tan beklediğimiz şeyi gerçekleştirmek için bizim yola çıkmamız nefsimize vacib olur. Aslında tek başına “batılın tasviri saf zihinleri idlal eder”. Aslında “karanlık aydınlığın yokluğudur”.  “Biz kendi hakkımızdaki hükmü değiştirmedikçe Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir.” Bugünlük de bu kadar. Selam ve dua ile..

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum