1. YAZARLAR

  2. Faruk Beşer

  3. İhlas Kavramı ve Bursevî’nin Harika Bir Yorumu
Faruk Beşer

Faruk Beşer

Yazarın Tüm Yazıları >

İhlas Kavramı ve Bursevî’nin Harika Bir Yorumu

A+A-

Kur’an-ı Kerim'in, dolayısıyla da İslam'ın temel kavramlarından biri ihlastır. Sözlük anlamı; bir şeyi halis, saf ve katıksız yapma demektir. Kavram anlamı ise kısaca, kulun din adına ne yapıyorsa bunu safi Allah için yapması, ona başkalarını hiçbir surette karıştırmamasıdır.


Amellerin ruhu ihlastır, amele Allah için olmasından başka bir niyet karışırsa bozulur, sevabı ve faydası kalmaz. Kul ibadet ettiğini sanır ama sonuçta hiçbir karşılığını göremez. O halde ihlasın niyetle de alakası vardır. Niyet insanı bir şeyi yapmaya götüren iç dürtüdür. Yapılan bir iş için; onu neden yapıyorsun, neden öyle değil de böyle yapıyorsun? Sorularının cevabı hem niyeti hem ihlası belirler. Süfyan es-Sevrî, niyet kadar bana düzeltilmesi zor gelen başka bir şey bilmiyorum, der.

İhlasın çok yakından alakalı olduğu kavramlardan biri sadakattir. Sadakat, yani sadık ve dürüst olma. Kul bir şeyi sırf Allah için yapıyor olduğu iddiasında sadık ve dürüst ise ihlaslı demektir. İhlaslı olan kişi muhlis, ihlasla yapılan iş ise halis, yani katıksız, tertemiz, safidir.

İhlas, niyet ve sadakat. Üçü de birbirine bağlı.

Kuranıkerim'de pek çok yerde Allah dinin sadece kendisine halis kılınmasından söz eder. “De ki, ben dini sırf O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum” (Zümer 39/11). Bunun nasıl olacağını ise Allah şu örnekle anlatır:

“Dağ gibi dalgalarla boğuşurken dini sırf O'na halis kılarak Allah'a yalvarırlar, ama onları karaya çıkardığımızda değişirler…” (Lokman 31/32). Demek ki, ihlas hiçbir tutunacak dal bulamadığında kulun Allah demesindeki safiliktir. O anda insanın aklına Allah'tan başka bir güç gelmez. İşte ihlaslı olma budur.

Bunun zıddı için de Allah yine bir örnek verir: “Sadece halis olan din Allah içindir. O'nun dışında dostlar/veliler edinenler, onlara sırf bizi Allah'a yaklaştırmaları için ibadet ederiz derler. İhtilaf ettikleri konuda hüküm verecek olan Allah'tır. Allah yalancı nankörleri sevmez” (Zümer 39/3).

Yani hiçbir dini eylem ve düşüncede Allah'tan başkasının rızası hesaba katılmamalıdır. Katılırsa din halis olmaz şaibeli olur, kul da ihlaslı olmaz. Bu şaibenin iki yönü vardır. Ya doğrudan doğruya kul başka bir şeye ya da şahsa ibadet eder ki bu açık şirktir, ya da ibadetinde Allah ile beraber başkasının rızasını ve beğenisini de kazanmak ister, ibadetine ondan katkı bekler. Bu da riyadır, riya da gizli şirktir, şirke götürür.

Şimdi gelelim Bursalı İsmail Hakkı'nın Nahl Suresi 66. Ayeti kerimesine yaptığı muhteşem ihlas yorumuna: Ayetin meali şöyledir: “Davarlarda da size ders verici ibretler vardır; bakın biz onların karınlarından fışkı ile kan ardasından size halis ve içimi hoş süt çıkarıp veriyoruz”.

Fışkı ve kan iki pis maddedir. Süt önce hayvanın midesindeki öğütülmüş karışımdan, yani fışkıdan süzülüp kana geçer. Kandan tekrar süzülüp halis süt olarak çıkar ve hoş içimli, yüksek değerde bir gıda olur. Bu durum ayette ihlas kelimesinin aslı olan halis kelimesiyle anlatılmıştır. O halde, der Bursevî; sanki Allah demek istiyor ki, biz size sütü nasıl iki pis madde arasından halis hale getirerek veriyoruz ve siz onu ancak böyle olunca kabul ediyorsunuz, siz de amellerinizi ve ibadetlerinizi bize takdim ederken o iki pis madde hükmündeki nefisleriniz ve şeytanlarınız arasından öyle süzüp çıkaracak ve onlar adına amellerinize hiçbir şaibe katmayacaksınız ki, biz de sizin amellerinizi kabul edelim. İşte ihlas bu.

İhlas dediğimiz şey elbette din olarak, yani sevap umularak yapılan işlerde olur. Namaz kılmak böyle olduğu gibi, birisine yardım etmek de böyledir. Mesela yalnızken kıldığınız namaz ile birisi görürken kıldığınız namaz arasında fark oluyorsa bu fark Allah için değil, sizi gören o insan içindir. Yani namazınız bu fark kadar Allah için olmaktan, dolayısıyla ihlastan uzaktır ve bu bir riyadır. Eğer zaten kılmıyordunuz da sırf birisinin görmesi için kılıyorsanız bu şirk dahi olabilir.

Onun için Allah (cc) beşerin en üstünü olan Resulüllah'ı örnek vererek buyurur ki, “De ki, ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Bana vahyediliyor ki, sizin sadece tek bir ilahınız vardır. O halde kim rabbine kavuşacağını biliyorsa salih amel yapsın ve rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak kılmasın” (Kehf 18/110). Yani beni bile.

İhlas için demişler ki, ihlas Allah ile kul arasında bir sırdır; onu melek dahi bilemez ki, yazsın, şeytan dahi bilemez ki, bozsun, nefsi dahi bilemez ki, caydırsın.

İhlas yaptığın işlerde insanların onu bilip bilmemesinin, beğenip beğenmemesinin sende hiçbir değişiklik yapmamasıdır.

Kul kırk gün ihlasla hareket etse hikmetler kalbinden diline intikal eder.

Vesvese ve riya ihlasla yok olur.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT