1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kamış

  3. İbrahim'in hesabını kim verecek?
Mehmet Kamış

Mehmet Kamış

Yazarın Tüm Yazıları >

İbrahim'in hesabını kim verecek?

A+A-

İktidarlarını kanla besleyenler İbrahim'in kanını da içti. Halil İbrahim Oruç, daha gencecik bir lise öğrencisiydi ve henüz hayatın tam olarak ne olduğunu anlayamadığı bir yaşta toprağa düştü.

Bu, o topraklarda gencecik yaşta hayatını kaybeden kaç bininci evlat... İbrahim, kendisini ölüme götüren olaylara niye karıştığını tam olarak bilmiyordu. Yaşasaydı, muhtemelen YSK'nın bağımsız vekilleri niye veto ettiğini de, iki gün sonra vetoyu niye kaldırdığını da anlamayacaktı.

Bazı bağımsız adaylara yasak koyup sonra kaldıran YSK üyelerinin, umurunda olmadı tabii ki İbrahim'in ölmesi... Ama İbrahim'in kanından siyaset yapanların da umurunda olduğunu hiç sanmıyorum. Bunların yüksek ideallerinin yanında (!) İbrahim'in canının ne kıymeti olabilirdi ki? 'Öcalan'ın odası 12 santimetre küçültüldü' diye de birçok genç toprağa düşmüştü bu ülkede. 12 cm için hayatının baharında yitip giden gençler tabii ki 'bu yolda ölecekti' onlara göre...

Öcalan'ın bir anlık rahatı için bütün Kürtler yanıp gitse ne önemi vardı ki? Duvarlar arasında ruhunun herhangi bir dehlizinde bir anlık da olsa bunun muhasebesini, pişmanlığını duymuş muydu ki...

İşyerleri yanan, tahrip olan, günlerce dükkânlarını açamayanların çektiklerinin ne önemi vardı ki? Bu uğurda tabii ki yanacaklar, zarar görecekler, ezileceklerdi(!) Ezileceklerdi ki, bunlar varlıklarını sürdürebilsin. Her şey yoluna girse bunların niye var oldukları sorgulanacaktı en önce.

YSK orta yaptı, BDP golü attı. Golü yiyen ise başta Halil İbrahim'di. Sonra dükkânları yanan esnaftı, kepenklerini kapatmak zorunda kalanlardı. Kaybedenler Kürtlerdi, kazananlar savaş baronlarıydı ve kanla beslenenlerdi.

En küçük meseleyi bahane ederek makuliyeti bozanlar, değişime kamikaze yapanlar bir gün olsun hatta bir an olsun İbrahim'in hayatını kaybetmesine üzülmüş müdür? Selahattin Demirtaş'a, sınıf arkadaşım Gültan Kışanak'a, etnik siyaset yapan herkese sormak istiyorum; ortalığı bu kadar ateşe verirken bunları hiç düşünüyorlar mı? Ya da şöyle diyelim; kendi canlarını da bu kadar kolay riske edebiliyorlar mı? Başkasının hayatını bu kadar kolay harcamanın kendilerine düşen hiç mi payı yok?

Şiddet ile bu ülkede hiçbir şey çözülmemiş, çözülememiştir. Aksine şiddet, derin güçlerin yönetimde iyice kökleşmelerine zemin hazırlamıştır. Bugün Kürtlerin elde ettiği haklar bu şiddetin bir sonucu değildir. Tam tersi bu ülkedeki herkes gibi Kürtlerin de birinci sınıf vatandaş olmasının önündeki en büyük engeldir. Derin devletin değişime direnmek için gösterdiği en büyük gerekçedir.

Bu ülkede bir değişim yaşanıyor. Ama bu değişimi devlet değil, ötekiler yapıyor. Yani devlet tarafından dışlanmış, ötelenmiş, ötekileştirilmiş insanlar eliyle oluyor bu değişim. BDP ve onun yaslandığı etnik siyaset her saçma sapan gerekçeyi bahane edip sokağa döküldüğü, ortalığı ateşe verdiği müddetçe değişime direnenler ellerini ovuşturacak, baskı ve şiddet için bir gerekçe bulacaklar.

Bunu en ortalama zekâ bile görebilirken, BDP ya da KCK ya da her kim bu karışıklığı çıkartıyorsa bunu görmemesi garip değil mi? Zaten 12 Eylül referandumunda, değişime CHP ve MHP ile birlikte BDP karşı çıkmamış mıydı? Oligarşik bürokrasinin yaptığı ortaya bu kadar göstere göstere vole vurulmaz ki!

Ey bu ülkenin statükocuları; bu kan siyasetini bırakın. Kan siyasetine devam ettiğiniz müddetçe biliniz ki sizi boğmasına çok az kaldı.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT