Hamas'ı yok saymak işe yaramıyor

13.03.2008 04:28

Uri Avnery

Gazze'den atılan roketlere karşı 'liderlerini devirene dek sivilleri vurma' siyasetine dönen İsrail, bunun yüzlerce kez başarısız olduğunu görmeli. Bu tür harekâtların etkisi psikolojik sonuçlarla, 'fokurdayan kazan'a katılan nefretle ölçülür. Gazze saldırısı sonrası, Hamas'ın desteği de arttı

Bu hafta, oğlu Türklere karşı savaşmak için Çar'ın ordusuna alınan Yahudi anne hakkındaki eski hikâyeyi hatırladım. Anne oğluna "Kendini fazla yorma. Bir Türk öldür sonra dinlen. Bir Türk daha öldür, yine dinlen" diye nasihat verir. Oğlu "Peki ama Türkler beni öldürürse ne olacak?" diye sorar. Kadın haykırarak "Niye seni öldürsünler? Sen onlara ne yaptın ki?" der.

Bu şaka değil, psikolojiye dair bir ders. İsrail Başbakanı Olmert'in her şey bir yana, en fazla Kudüs'teki sekiz ilahiyat öğrencisinin öldürülmesi sonrası Gazze'de yaşanan neşe seline sinirlendiğine dair açıklamasını okurken bunu hatırladım.

Bunun öncesindeyse, İsrail ordusu Gazze'de yarısı sivil 120 Filistinli'yi öldürdü; aralarında düzinelerce çocuk da vardı. Burada konuştuğumuz 'Bir Türk öldür, sonra dinlen' değil. '100 Türk öldür, sonra dinlen'. Ancak Olmert bunu göremiyor. Gazze'deki 'Beş Gün Savaşı' (Hamas liderlerinden birinin dediği gibi), İsrail-Filistin ihtilafındaki bölümlerden bir başkasıydı. Bu kan emici canavar asla tatmin olmuyor, yedikçe iştahı açılıyor.

'Şoah'ın anlamını herkes bilir

Söz konusu bölüm Gazze'de üst düzey beş militanın 'hedef gözetilerek yok edilmesiyle' başladı. Verilen 'yanıt' roket salvolarıydı ki, bu kez sadece Siderot değil, Aşkalon ve Netivot da hedef alındı. 'Yanıta' verilen 'yanıt'sa ordunun operasyonu ve topyekûn ölümler oldu.

Açıklanan amaç yine roket saldırılarını durdurmaktı. Bu, onlara ders vermek için olabildiğince fazla Filistinli öldürmek demek. Buna ilişkin karar geleneksel İsrail yaklaşımına dayanılarak alındı; sivil halkı tekrar tekrar vur, liderlerini devirene kadar. Bu yaklaşım yüzlerce kez denendi ve yüzlerce kez de başarısız oldu.

Bu anlayışın taraftarlarının deliliğine bir örnek, eski general Vilnai'nin 'Filistinlilerin kendi kendilerine şoah getirdiğinden' bahsetmesi. İbranice'deki 'şoah' kelimesi tüm dünyada bilinir ve tek anlamı vardır: Nazilerin Yahudilere karşı uyguladığı soykırımı. Vilnai'nin sözü tüm Arap dünyasında yankılandı ve şok yarattı. Hal böyleyken, İbranice'de şoah'ın 'sadece' büyük felaket demek olduğuna ve eski genelkurmay başkanı adayı Vilnai'nin İsrail'in en zeki insanı olmadığına insanları nasıl inandıracaksınız?

Birkaç yıl önce de ABD Başkanı Bush teröre karşı 'Haçlı seferi' çağrısı yapmıştı. Yüz milyonlarca Arap için 'Haçlı seferi'nin akla sadece ilk Haçlıların Kudüs'te Müslümanlara (ve Yahudilere) karşı giriştiği katliamı getirdiğine dair en ufak fikri yoktu. Vilnai 'şoah'nın başkaları için ne anlama geldiğini bilmiyor, Olmert de din okulu saldırısı sonrası neden Gazze'de sevinç gösterileri yapıldığını anlayamıyor. Bu kadar aklı olan insanlar devleti, hükümeti ve orduyu yönetiyor. Bu bilgelikle kamuoyunu denetliyorlar. Hepsinin de ortak yanı Yahudi/İsrailli olmayanların duygularına karşı hassasiyetlerinin körleşmesi. İşte diğer tarafın psikolojisini anlayamama bundan kaynaklanıyor, tıpkı kendi laf ve eylemlerinin sonuçlarını anlayamamaları gibi.

Bunu Hamas taraftarlarının Beş Gün Savaşı'ndan sonra neden zafer ilan ettiğini anlayamamalarında da görüyoruz. Nasıl bir zafer bu? Ne de olsa, savaşçı ve sivil 120 Filistinli ölürken, sadece iki İsrail askeri ve bir İsrailli sivil öldürüldü.

Fakat bu savaş en güçlü ordulardan biriyle ilkel silahlara sahip birkaç bin militan arasında yaşandı. Beraberlikle bitiyorsa, bu zayıf taraf için bir zaferdir ki, bu tür bir savaş hep böyle sonuçlanır. Böyle bir harekâtın gerçek etkisi, şu kadar ölü, şu kadar yıkım gibi niceliksel olgularla anlaşılmaz. Etkiyi ölçülemeyecek psikolojik sonuçlarda görürüz. Fokurdayan kazana daha ne kadar nefret katıldı, kaç intihar bombacısı üretildi, kaç kişi intikam yemini etti; tıpkı bu hafta bir güneşli sabah uyanıp silah aldıktan sonra Mercaz Harav din okuluna gidip öldürebildiği kadar insan öldüren Kudüslü genç gibi.

Anlayışı namlunun ucuyla sınırlı

İsrail liderleri şimdi nasıl 'cevap' vere-ceklerini tartışıyor. Yeni fikir çıkmıyor, çıkmayacak da. Çünkü bu liderler yeni fikir getirecek yetenekte değil. Ancak yüzlerce kez deneyip, yüzlerce kez başarısız olduklarını tekrar kararlaştırabilirler.

Bu delilikten sıyrılmak için atılacak ilk adım, 60 yıldaki yöntemleri sorgulamak ve herşeyi baştan değerlendirmek. Bu, hep çok zor olur. Bizim için daha bir zor çünkü liderlerimizin düşünme özgürlüğü yok; düşünceleri ABD'ninkilere bağlı.

Bu hafta şoke edici bir belge yayımlandı: David Rose'un Vanity Fair'daki yazısı. Burada Amerikalı yetkililerin son yıllarda Filistin Yönetimi'nin attığı her adımı, en ince ayrıntısına dek nasıl dikte ettiği tarif ediliyor. Peki ama neden şoke edici? Tüm bunlar kabaca zaten biliniyordu. Bu açıdan, makale hiç de şaşırtıcı değil:

Bush'u demokrasi getiriyormuş gibi göstermek için Filistin Yönetimi Başkanı Abbas'a seçim düzenlemesini ABD emretti. Hamas sürpriz zafer kazandı. Sonucu geçersiz kılmak için ABD Filistinlilere boykot uygulamaya başladı. Abbas bir anlığına dikte edilen siyasetten çıkıp Suudi etkisiyle Hamas'la anlaştı. ABD buna son verdi ve Abbas'ı, yeni adamları olarak seçtikleri Muhammed Dahlan'a tüm güvenlik güçlerinin denetimini vermeye zorladılar. ABD Dahlan'a para ve silah sağladı, adamlarını eğitti ve sonunda Gazze'de Hamas'a karşı darbe düzenlemesini emretti. Seçilmiş Hamas hükümeti bunu engelledi ve silahlı bir karşı-darbe düzenledi.

Bunlar biliniyordu. Yeni olan unsur, haber, söylenti ve istihbarat tahminlerinden oluşan karışımın artık resmi ABD belgelerine dayanarak sağlam bir haber biçiminde sunulması. Bu, ABD'nin Filistin iç işleri konusunda kara cahil olduğunu, İsrail'in cehaletini bile geride bıraktığını gösteriyor. Bush, Dışişleri Bakanı Rice, Siyonist yeni muhafazakâr Elliott Abrams ve bir dizi Amerikalı general, Olmert, İsrail Dışişleri Bakanı Livni, Savunma Bakanı Barak ve anlayışları ancak tank namlusunun ucuna kadar gidebilen bizim muhtelif generallerimizle yarış içinde.

Artık Abbas'a güvenen çıkmaz

ABD aynı zamanda, 'O. çocuğunun teki ama bizim o. çocuğumuz' diye Dahlan'ın ajanı olduğunu ilan ederek onu bitirdi. Bu hafta Rice, Abbas'a da ölümcül bir darbe vurdu. Abbas, Gazze'deki kıyım karşısında elinden gelenin en azını yaparak, İsrail'le (anlamsız) barış müzakerelerini askıya aldığını açıkladı. Bu gelişmenin haberini Livni'yle kahvaltı ederken alan Rice, Abbas'ı arayarak ona açıklamasını geri çekmesini emretti. Teslim olan Abbas böylece kendisinin ne olduğunu tüm çıplaklığıyla halkına gösterdi.

Mantık yürütelim. Hükümetimizin Gazze'de elde etmeye çalıştığı nedir? Hamas'ı devirmek (bu arada da roket saldırılarına son vermek). Halkın ayaklanıp, Hamas'ı devireceğini umduğundan bunu halka yönelik ablukayla elde etmeye çalıştı ama işe yaramadı. Alternatifi, tüm Gazze'yi yine işgal etmek. Askerlerin hayatı söz konusu olduğunda bu pahalıya patlar, belki İsrail kamuoyunun ödeyebileceğinden fazlasına. Bir fayda da sağlamaz çünkü İsrail çekilince Hamas dönecektir. (Tıpkı Mao'un gerillalar için ilk kuralındaki gibi; 'Düşman ilerleyince geri çekil. Düşman çekilince, ilerle').

Beş Gün Savaşı'nın tek sonucu Hamas'ın güçlenmesi ve halkın sadece Gazze değil, Batı Şeria ve Kudüs'te de onun arkasında toplanması oldu. Zaferi kutlamakta haklılar. Roketler de durmadı. Ayrıca menzilleri artıyor. Ancak bu politikanın işe yaradığını ve Hamas'ın çöktüğünü varsayalım. Sonra ne olacak? İşgalin taşeronu olarak Abbas ve Dahlan ancak İsrail tanklarının tepesinde dönebilir. Onlara hayat sigortası yapmaya yanaşacak bir şirket bile çıkmayacaktır. Dönmezlerse de karmaşa doğar ve tahayyüllerin ötesinde aşırı güçler çıkar.

Hamas görmezden gelinemez

Sonuçta Hamas orada. Bu, görmezden gelinemez. Onunla ateşkes yapmalıyız. 'Onlar ateşi keserse, biz de keseriz' gibi içi boş bir teklif olmamalı. Ateşkes için iki taraf gerekir. Tüm Filistin'de silahlı veya başka türlü tüm çatışmaların kesilmesini içeren ayrıntılı bir anlaşma gerek.

Uzun dönemli silah bırakma ve barış doğrultusunda hızlandırılmış müzakereler izlemezse ateşkes uzun ömürlü olmaz. Müzakereler sadece Fetih veya sadece Hamas'la yapılamaz. İkisini de içeren bir Filistin hükümetine ihtiyaç var. Mervan Barguti gibi tüm halkın güvenine sahip şahsiyetler bunun içinde yer almalı.

Abbas'a Hamas'la konuşmayı bile yasaklayan İsrail-ABD siyasetinin tam aksinden bahsediyoruz. İsrailli liderler içinde veya ABD yönetiminde bunu açıkça ilan etmeye cesaret edecek tek isim yok. Bu yüzden böyle geldiği gibi böyle gidecek. '100 Türk öldürüp', dinleneceğiz. Zaman zaman Türk'ün biri gelip, içimizden bazılarını öldürecek. Allah aşkına ama neden? Biz onlara ne yaptık ki? (ABD merkezli internet sitesi, eski Knesset üyesi, 11 Mart 2008)

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim