1. YAZARLAR

  2. A. Ali Ural

  3. Firavun'un düşüşü
A. Ali Ural

A. Ali Ural

Yazarın Tüm Yazıları >

Firavun'un düşüşü

A+A-

Düşüşüne "yükseklik" adını veriyor, kulesine "inkâr". Gözünü kararttı, her şeyi yapabilir. Firavun emretti, göklerin yollarını arayacak.

Hâmân, tuğlalar pişirtiyor ateş çukurlarında. "Ey Hâmân, bana yüksek bir kule yap. Belki o yollara ulaşabilirim. Göklerin yollarına..." (Mü'min, 36-37) Allah'ı okla vuracağı, yüksek bir kule istiyor vezirinden Firavun. Düşmanını alt edeceği göksel bir mevzi. Hâman, kızgın tuğlaları yüklüyor kölelerin sırtına. Yedi yıl sönmüyor ateş çukurları. Yedi yıl bir siper kazansın diye Firavun, taşlanıyor bulutlar. Yedi yıl binlerce kölenin ömrünü yiyip bitiriyor, her kaşıkta kan. Firavun kendini yiyip bitiriyor, her yayda titriyor oku. "...Musa'nın İlâhı'nı görürüm. Doğrusu ben onun yalancı olduğuna inanıyorum..." (Mü'min, 37)

Düşeceği yere doğru yükselmeye başlıyor Firavun. Her gün ödünç bir basamak armağan ediyor ona tarih. Her gün ödünç taçlar takıyor başına. Ruhunda suratsız çakallar dolaşırken, ödünç kahkahalar iliştiriyor dudaklarına. Firavun olmak kolay değil, herkes için en doğru kararı verebilmek. "Ey ileri gelenler, ben sizin için benden başka bir İlâh bilmiyorum..." (Kasas, 38) Ya siz, biliyor musunuz! Sırtınızdaki taşlardan şikâyet niye, Musa çelmediyse aklınızı. İşte hep beraber yaklaşıyoruz göğe. Gök bize yaklaşıyor ne güzel! Beraber göreceğiz Musa'nın İlâhı'nı.

Şehrin tek katlı evlerinin arasında bir ur gibi büyüyor kule. Firavun sağlıklı, merdiven çıkmakta zorluk çekmiyor. Yedi yıl sonra, kalbi küt küt atarak tırmanıyor kızıl basamakları. Geri mi dönse! Hayır, mademki yıkılmadı kule, davet var gökten. İnanmasa da Musa'nın İlâhı'na. Zirveden haykırmalı: Musa yalan söylüyor! Firavun yoruldu, şerbetler taşınsın soluk alırken. Ayakları yağmur sularıyla yıkansın. Hava ne güzel yükseklerde, Firavun yeniden tırmanırken basamakları, mırıldandı, hava ne güzel! Hâmân ödülü hak ettin. Kule ne güzel yırtıyor göğü. Kalbimin atışıyla kaçıyor kuşlar. Kaç basamak kaldı tepeye?

"Böylece yaptığı iş Firavun'a güzel gösterildi..." (Mü'min, 37) Zirveye ulaştığında bir göğe baktı bir yere. İlâhtı işte! Gözleri kararmadı -yükseklik korkusu yok o çağlarda- kararttı gözlerini fakat: Yayımı getirin! Firavun yay mı istedi, bütün ağaçlar sökülsün! Toplansın tahtaya dil veren ustalar! Yay yapsınlar bir kaplan gibi çevik ve bir ok, daha keskini olmasın. Dünyanın en cüretkâr avcısı: Firavun, Musa'nın İlâhı'nı vuracak. Yay geriliyor, kaplan esnetiyor benekli ayağını. Ok titriyor, gözleri fırlayacak kovuklarından. Acı su kürelere dönüyor şakaklarında mumyanın.

Allah'a nişan aldı. İnanmadığı Allah'a. Firavun'un oku fırladı yaydan. Arkasındaydı mevzilenmek için tırmandığı dağ. Arkasında bütün bir belde ve Hâman. Fakat önünde olanlara bak. Ok geri döndü mavi kalkanından göğün. O da ne, kana bulanmış ucu kıpkızıl! Sevinçten çığlıklar attı Firavun: Musa'nın İlâhı'nı öldürdüm! Bir uğultu yükseldi basamaklardan. Hani yalandı! Ok buradaysa nerede İlâh! Olsa olsa ödünç bir kızıllıktır okun ucundaki kan. Saatler yol alıyor göğün patikalarında. Zemberek geriyor çelik kolları. Yakındır her ödüncün geri alınacağı an. Yakındır, Allah'ın tuzağına düşecek Tâğut. Ödünç basamaklar söküldü ayağından. Ödünç tacı yuvarlandı, çın çın ötüyor dağ. Ödünç kahkahalar çürüttü dudağını.

Düşüşüne "yükseklik" adını veriyor, kulesine "inkâr". "Kandil" koyuyor karanlığın adını. Meşaleler yaklaşırken eteklerine dağın. Sökülmüş dişleriyle sırıtıyor sahtekâr. Öykü uzun, sonunu bilmeyenler yanılabilir. Gökten üç bomba düşer zalimlerin başına. Masal değil, yay kırılır, nişan alan semaya düşer. Gök yıkılır, sis gibi sarıverir şehitlerin ruhu dağları. Göz gözü görmez, kalp gözünün hükümranlığı. Diriltir Konstantinapol'ü fetheden askeri. Sandukalar açılır ağır ağır türbede. Kışın güneş açar, kar yağar yazın. Ağaçlar ve yıldızlar kılıç kuşanır. Allah'ın fedaileriyle oyun oynanmaz. Kim derse yalandır, İlâh ölmez, yalandır okun ucundaki kan. Kule'yi yaptırırken nereden bilecekti? Yükseldiğini düşeceği yere. "...Firavun'un düzeni elbette boşa gidecekti..." (Mü'min, 37)

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT