1. YAZARLAR

  2. Recep Korkut

  3. Filistinli mülteciler ve geri dönüş hakkı
Recep Korkut

Recep Korkut

Yazarın Tüm Yazıları >

Filistinli mülteciler ve geri dönüş hakkı

A+A-

İsrailli romancı Amos Oz, İsrail toplumunun 'bir grup yarı-histerik mülteci'den meydana geldiğini söylüyor.

Ancak bugün İsrailliler için mülteci kelimesi tam anlamıyla varoluşsal bir tehdide tekabül ediyor. Mültecilerin İsrail'in kâbusu haline gelmesi, Filistin meselesinin son dönemde mültecilerin geri dönüşü ekseninde tartışılmaya başlanmasıyla alakalı. Buna karşılık hükümet ise İsrail'in sadece ve sadece Yahudilerden ibaret bir devlet olduğunu daha çok deklare etmeye başladı. Bundaki amaç açık: İsrail'in bir Yahudi devleti olarak tanınması dışındaki önerilere kapıyı kapatarak, Filistinli mültecilerin geri dönüşünü engellemeyi garanti altına almak.

Görünen o ki İsrail hükümeti, bir yandan toprak genişletmeyi sürdürürken diğer yandan da akıl almaz bir demografi siyasetine sarılıyor. Tek taraflı yürüyen bu demografi siyasetinde İsrail sadece dışarıdaki Filistinlilerin geri dönüşünü engellemek için var gücüyle savaşmıyor, bir yandan da içerideki Filistinlilerin göçünü teşvik etmekle meşgul. Geçtiğimiz günlerde İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından yayımlanan bir raporda da, İsrail hükümetinin Filistinlileri göçe zorlamak amacıyla ayrımcı politikaları devreye soktuğu, sözgelimi hemen yanlarındaki Yahudi yerleşimciler devletin verdiği bütün imkânlardan sonuna kadar faydalanırken Filistinlilerin yaşadığı bölgelerin elektrikten, sudan, okuldan, yoldan mahrum bırakıldıkları ortaya konulmuştu.

Filistinli mülteciler meselesi çok hassas bir konu. Öyle ki Filistin meselesinin geçmişi kadar geleceği de mülteciler konusuna bağlı. 3 nesildir göç eden Filistinliler, dünyadaki 30 milyon mülteci içerisinde en büyük grubu oluşturuyor. İsrail devletinin 1948'deki doğumu sırasında başlayan Filistinlilerin yaşadığı büyük göçler neticesinde mülteci konumuna düşen Filistinlilerin sayısı 7 milyondan fazla. Bu da tüm dünyadaki Filistinlilerin % 70'i demek.

Diğer taraftan İsrail hükümeti, varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü Filistinli mülteciler konusunu kendisi için risk olmaktan çıkarmak niyetiyle bir de karşı harekâta girişmiş durumda. Buna göre mülteciler konusunda asıl öncelikli olan, "Arap topraklarından sürgün edilen Yahudi mülteciler". Son olarak Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, 1948'de yaklaşık 1 milyon Yahudi'nin Arap topraklarındaki yerlerinden olduğunu ve mültecilik haklarının bu Yahudiler için geçerli olduğunu söylemişti. Tabii bu Yahudilerin Arap topraklarından ayrılmalarında amacın yeni kurulan İsrail devletine göçmek olduğunu söylemeden. Filistin meselesini içinden çıkılmaz hale sokarak sessiz sedasız bir şeyler götürme planı çerçevesinde İsrail'in böyle ikiyüzlü politikalara sarılmakta beis görmemesi şaşırtıcı değil.

Bütün bunlara, uluslararası toplum ise antik dönemlerin savaş öncesi ritüellerini hatırlatan bir biçimde soru sormadan alkış tutmaya devam ediyor. Filistinli milyonlarca mültecinin durumu konusunda uluslararası hukukun işlemez hale gelmesi, uluslararası kamuoyu için tam anlamıyla bir utanç lekesi. Filistinli mültecilerin geri dönme hakkı 194 sayılı BM kararı ile uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınmışsa da bugüne dek meseleye dair işleyen bir uluslararası hukuk söz konusu olamamıştır. BM Mülteci Örgütü'nün teminat altına aldığı dönüş hakkı ve tazminat İsrail'in politik oyunları nedeniyle ortadan kalkmasa da hep raflarda kalmaya mahkûm bir halde bırakıldı. Bu durum, uluslararası toplumun değerleri ile çıkarları arasında kalması neticesinde tıkanıp kalması ve sıklıkla da ülkelerin kısa süreli çıkarlarının galip gelmesinden kaynaklanıyor.

Yine de şu bir gerçek: 1948'den beri süren mülteciler meselesinin uluslararası hukuk temelinde ve kabul edilebilir şekilde çözümünde uluslararası topluma ihtiyaç var. Bunun için de Filistinli mülteciler konusunun uluslararası siyasetin önceliklerinin başında kalması ve sık sık mültecilerin uluslararası hukuktan doğan haklarının gündeme taşınması gerek. Uluslararası toplum ancak dirayetli ve samimi olursa bu hikâyenin sonunu değiştirebilir.

Sonuç olarak, Filistinlilerin kendi başlarına içinde bulundukları durumu değiştirmeleri imkânsız. Dünyanın en güçlü dördüncü ordusuna sahip nükleer bir güç karşısında yamalı roketlerle ve taş atan çocuklarla Filistinlilerin bir şey kazanması ne kadar mümkün?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT