1. YAZARLAR

  2. HALİME GERÇEK

  3. Ev Okulları’nın Anne-Baba Öğretmenleri
HALİME GERÇEK

HALİME GERÇEK

Yazarın Tüm Yazıları >

Ev Okulları’nın Anne-Baba Öğretmenleri

A+A-

Ömrün değerli goncaları olan çocuklarımız hayatı anlamlandırırken, dünyayı keşfederken, etrafında vuku bulan olaylara dahil olup da kendini tanımlamaya çalışırken yani büyürlerken öğrenmenin sancısını çekerler. Ve öğrendikleri her harf onlar için sırrı çözümlenmiş değerli bir hazinenin haritası gibidir. Çocuklarımız için büyümek, “ağrısı” olan bir eylemdir. Bu sancılı dönemlerinde aileler çocuklarının yanlarında olup öğrendiği her hikayede kahramanlardan biri olmalıdırlar.

Benim Çocuğum mu, Devletin Malı mı?

Öğrenme süreçlerinde aileler çocuklarının iyi bir eğitim alması ve hayatla kan uyuşmazlığı yaşamaması için yapılanmış kurumlardan yardım alırlar. Böylece eğitim sistematik bir hale getirilir. Çocuklarımız Türkiye şartlarında 7 yaşlarından itibaren devletin okullarında Milli Eğitim Bakanlığı’nca belirlenmiş müfredatlar ve tek bir dilden çıkan sistematik değerler çerçevesinde eğitim görmektedirler. Bu eğitim ilk adımda çocuğumuzun yedi yaşında elinden tutmakta ve 13 yaşlarına kadar resmi ideoloji tarafından hedeflenen ideal yola yöneltmektedir.

Çocuklarımızın eğitimlerini aldıkları okullara yöneldiğimizde ise karşımıza köklü sorunlar çıkıyor. Verilen eğitimin müfredatı, eğitimde temel alınan hedefler, sistemin uygulanırlığı, her çocuk için doğru kabul edilebilirliği gibi eğitime yönelik sayılabilecek sıkıntıların yanında çok daha vahim ve yıkımı daha şiddetli olan okulların çocuğumuza kattığı sosyal çevrenin sağlıklı olup olmadığıdır. Çocukların sosyal çevre edindikleri ilk kapılardır okul kapıları ve bu kapının ardında kurulan arkadaşlıklar, kazanılan alışkanlıklar onların geleceğini etkilemede ve yaşamlarında yürüyecekleri yolu belli etmede oldukça etkili olan bir faktördür. Okulun çocuklarımızın hayatlarında kuşatıcı rolü çok fazladır. Okullarda uzun bir eğitim mesaisi geçiren çocukların aileleriyle paylaşımlarını sınırlı bir hale geliyor bu durum. Veliler olarak bizler farkına varmadan çocuklarımızı alıp onların ruhlarına, duygularına yabancılaştığımız bir noktaya götürmeden uyanmamızı gerekli kılıyor.

Özetle çalınan bir düdüğü eline geçiren keyfince üflüyor, istediği melodiyi çıkarmak parmakların ucunda oluyor. Bu durumda “düdüğü çaldırmayan” bilinçli veliler olmaya şiddetle ihtiyacımız var.

Hayat Boşluk Kabul Etmiyor, Kapitalizm Fırsat Kolluyor

Kapitalist yaşam standartlarının kendini iyice hissettirdiği bir zamanda yaşıyoruz. Okullar ve çocukların sosyal çevresi bu yaşam standardını daha fazla benimseme konusunda itici bir güce sahipler. Eğlence şekliyle, giyim kuşamıyla, sosyal aktiviteleri ve dünyaya bakışlarıyla başıboşluk ve sınırsız bir özgür yaşam sloganıyla kapitalist yaşam kendini çok iyi afişe ediyor. Evlerimizde televizyon programları gözlere ışıltılı gelen lüks ve konforun işlendiği batı yaşam biçimini sergiliyor. En rahat yaşama düzeyini yakalamak için kapitalist yaşamın bütün nimetlerini kullanmayı başarabilmek hedefi tüm insanların bilinçaltına bir ideal olarak işlenmektedir. İdealize edilen ve fıtrata savaş açma pahasına tutulan bu yaşam biçimi yeterince ilgilen(e)mediğimiz, hayatlarındaki boşlukları fark edip yerlerini uygun biçimde doldurmadığımız taktirde çocuklarımızı bizden çalmaktadır.

Öte yandan hızlı ve sınırsız bir bilgi akışı nimetine sahip internetin ağlarla örülü sanal ilişkileri çocuklarımızın ruhlarına kadar uzanmış durumdadır. Çocuklarımız internetin sağladığı uçsuz bir ışığın karşısında tanımadığı insanlarla beklide mahrem sınırlarını çiğneyerek sanal alemde paylaşıyor. Belki de bilmeden bir hayale aşık oluyor. Duygularının yanında ruhundan birçok şeyi de internetin ağlarına kaptırıyor. Elbette ki sağladığı faydalar olmasına karşın internetin çocuklarımız için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu da unutmamalıyız. Çocuklarımızı sanal kahramanlar, dostlar, arkadaşlar, sırdaşlar edinmek zorunda kalacak kadar boşlukta bırakmamalıyız.

Kendimizi ve Çocuklarımızı Cehennemden Korumak İçin..

Bu sorunlarla baş etmek için öncelikle sorunları iyi tespit etmek ve sorunların yarattığı boşluklara alternatif olabilecek proje çalışmalar hazırlamamız gerekmektedir. Her çocuk farklı bir şahsiyettir çocukları adeta standart bir kalıp makinesine sokmaktan vazgeçip her çocuğu özel kabul etmek özel eğitim gibi bir gelenek oluşturmak ve yaygınlaştırmak gerekmektedir. Çünkü genel geçer kabul edilerek hazırlanan planlar bu standarda uymayan çocukları açıkta bırakır, marjinal noktalara doğru iter, asosyal ya da anti-sosyal duruşa itebilir..

Müslüman aileler olarak bizim çocuklarımızın çok daha özel bir eğitime ihtiyacı vardır. Müslüman aileler çocuklarına İslami kimliği arı, duru, kuşatıcı ve taze bir şekilde aktarmak durumundadırlar. İslam’ın ahlakını bilinçli bir şekilde üstüne giyinmiş çocuklar etrafındaki bütün olumsuzluklara dirayetli bir şekilde göğüs gerebilir, kendi güzelliğiyle bakışları doğruya yönelik değiştirebilir. Çocuklarımızın yüreklerini kirlilikten beri tutacak tek merhamet kaynağı İslam’dır. Çocuklarımıza bu evrensel mesajı zamanında ve onların anlam dünyalarına hitap ederek öğretmeliyiz.

Çocuklarımızı küçük dokunuşlarla kazanılabilecekken etrafımızda sevgiden yana uzak düşmüş ve kaybedilmiş çocuk örnekleri çoğalmaktadır ve bir tane dahi çocuk kaybetmeyi göze alabilecek bir durumumuz yoktur.

Peki neler yapılabilir? Elimizde geliştirilmiş projelerimiz var mı?

Maalesef yaşadığımız ülkede büyük bir ailenin fertleri olmamıza rağmen kendi sorunlarımıza kendi hak sözümüzü giydirerek hazırladığımız hazır ve yaygın reçetelerimiz yok denecek kadar az. Hedefimiz bu reçeteleri çeşitlendirmek olmalıdır. Orjinal fikirler üretmeli ve bu tarz fikirlere açık olmalıyız. Bir noktadan başlayarak aşamalı bir şekilde ilerleyen paket programlar şeklinde hazırlanmış klasör çalışmalarımız olmalıdır. Hazırlayıp rafa kaldırdığımız çalışmalar geleneğini bir kenara bırakmalıyız. Yenilenen, döneme uygun, yeni keşifleri takip ederek, modern eğitimin bulgularını da kullanarak her daim üzerinden geçilebilecek çalışmalara açık olmak bize kazanç getirecektir.

Bu noktadan kalkarak çocukların eğitiminde, psikolojik gelişimlerinde, sosyalleşme aşamalarında, ergenlik dönemlerinde en önemli katkıyı sağlayan evlerimizi eğitimin verimli bir parçası nasıl yapabiliriz sorusuyla ev okulu projesi diyebileceğimiz bir çalışma düşünebiliriz.

Kırmızı çatıların örttüğü taştan duvarların ördüğü evlerimiz aslında bizler için sadece barınak işlevi görmemektedir. Bizler farkına varmadan evlerimiz en etkili eğitimin verildiği hayata dair en önemli konuların işlendiği okullardır. Bu okulların öğrencileri sadece çocuklar değildir. Eşlerinde birey olarak birbirlerinin haklarına ve hayata dair doğrularına hassas olmayı, farklı iki insana ait hikayeyi kaynaştırmayı ve mutlu bir yuvanın çatısı olmayı öğreniyorlar ve öğretiyorlar bu okulda.

Çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada 10 kişilik gruplar ayrı odalarda toplandı ve gruptakilerden, tepegözle yansıtılan üç cümleden en uzun olanını seçmeleri istendi. Bu 10 kişiden 9’u bu çalışmayla ilgili anlaşmış ve gruptan 1 kişi sadece denek olarak diğer 9 kişinin bildiği sırdan haberdar olmadan odaya girmiştir. Çalışma öncesinde anlaşma yapılan 9 kişi tepegözden yansıyan en uzun cümle için değil de daha kısa olan ikinci cümle için bilinçli olarak parmak kaldırmışlardır. Durumdan haberdar olmayan 10. kişi de diğerlerinin parmak kaldırdığını görünce grubun kararına uymuş ve oda ikinci cümle için parmak kaldırmıştır.

Deneye katılan 10. kişilerin yalnızda dörtte biri doğruyu söyleme cesaretini göstermiştir. Onlar en uzun cümleyi tespit ettikten sonra diğer dokuz kişiye rağmen kendi doğruları ve kararları için parmak kaldırmışlardır.

Eğer çocuklarımıza kendi seçimlerini yapabilme gücünü kazandıramazsak, yanlış olan kararlar için parmak kaldırıp duracaklardır. Bu açıdan eğitim hayatlarına doğrudan ve istikrarlı bir biçimde müdahil olmalıyız. Okullardan aldığımız çocuklarımızı kendi başlarına bırakmayıp evlerimizde eğitimini pekiştirici çalışmalarla özgüven kazandırıp doğru kararlar almayı ve aldığı kararlardan emin olmayı ona öğretmeliyiz. Evlerimizi çocuklarımız için eğitimin asıl belirleyici mekanı olarak hareket etmeli ve evlerimizi bu eğitimi uygulayabileceğimiz mekanlar olarak dizayn etmeliyiz.

Evlerimizde oluşturacağımız okulların eğitim müfredatını ve planını kendimiz tamamen her ailenin aile içi ilişkilerine ve ailenin dışa yönelik ziyaret ve programlarına göre hazırlanacak yapıda olmalıdır. Haftanın belli günlerinde örneğin haftada iki gün ya da üç gün gibi belirlenen bir zamanı ve günü olmalıdır. Bu çalışmanın ciddi ve önemli bir eğitim çalışması olduğu çocuklarımıza eğitim öncesinde anlatılmalı ve eğitime dahil edilecek çocukların onayına sunulmalıdır. Çocuğun istekli olması çok önemlidir. Çocuk istemediğinde eğitimde hedeflenen verim alınamayacaktır. İsteksiz çocuklar için eğitim programı ötelenerek eğitime hazırlık aşaması olarak çocuğumuzun ilgisini ve isteğini cezbedecek çalışmalar yapılmalıdır.

Aile: Programın Sahibi ve Takipçisi

Evlerimiz için düşündüğümüz eğitim çalışması için belirli bir ya da birkaç eğitimcinin olması gerekmektedir. Bu eğitimci anne babadan biri ya da ebeveynin güvendiği ve onay verdiği biri de olabilir. Ev çalışması için ailenin çocukları, eş dost ve akraba çocuklarından bir grup çocuk oluşturulabilir. Oluşturulan bu çocuk grupları kendi içlerinde yaşlarına göre tekrar gruplandırılarak gelişimlerine uygun eğitimi en kaliteli şekilde verilmesi hedeflenmelidir. Gruplar sayı bakımından çok yoğun olmamalıdır.

Eğitim planımızı çocuğumuzun ihtiyacına göre belirlemeliyiz. Hangi başlıkları işleyebiliriz bahsini açtığımızda örneğin; peygamberimizin hayatı (siyer çalışması), Kur’an kıssaları, Kur’anı Arapça okuma ve meal çalışmaları, akaid, fıkıh, tefsir çalışmaları, basit gündem değerlendirmeleri vs düşünülmelidir.  Çocuğumuz okumaya başlamışsa kesinlikle bir dergi takip etmelidir. Çocuğumuzun şahsına ait takip ettiği yaşına uygun bir dergi olmalıdır. Ayrıca basit gazete okumaları, edebiyat okumaları, tiyatro ve sinema günleriyle beraber sosyal aktiviteler, keşif ve geziler ufuk açıcı deneyimlerdir. Bu saydığımız başlıklar çoğaltılabilir ve yeni başlıklar eklenebilir. Bu ders başlıklarının altını doldurmak için çok külfete ve çalışmayı zahmetli hale getirecek ayrıntılara girmeye gerek yoktur. Ailenin bütçesine uygun hale getirilebilen esnek çalışmalar olarak yapılandırabiliriz bu çalışmaları.

Örneğin sinema etkinliği için evimizde bir sinema ortamı hazırlayarak aldığımız bir filmi seyredip sonrasında sinema filminin değerlendirmesi yapılabilir. Çocuklarımızın bakış açılarını dinleyip yeni ve daha kapsamlı bakış açıları nasıl kazanırımı öğretebiliriz.

Oluşturacağımız bu ders programının içini nasıl doldurduğumuz eğitimimizin veriminde kendini gösterecektir. Sıkıcı sürekli eğitimcinin konuşmasıyla devam eden bir çalışma düzeni ilginin ve dikkat süresinin sabrını zorlar. Öğreniciyi interaktif pozisyona getirecek şekilde hazırlanan çalışmalar keyifli bir eğitim süreci yaratır. Çocukları araştırmaya, düşünmeye, sorgulamaya itecek çalışmalara yer vermeliyiz. Bunun yanında sosyalleşmelerini üst seviyeye çekecek etkinlikler yapmalıyız. Grup içinde ya da gruplara hitap ederken sıkıntı yaşamayacak düzeye gelecek çalışmalarla desteklemeliyiz. Kendini ifade edecek özgüveni sağlam ve adımlarından emin şahsiyetler olduklarını hissedecek performans çalışmaları yapmalıyız.

Eğitim çalışmamızda görsel, işitsel öğelerden yararlanmalı müzikli ritmik argümanlar muhakkak kullanmalıyız. Beden dili, jest ve mimiklerin kullanıldığı anlatım tekniklerini ders anlatımlarında eğitimcilerin kullanması oldukça etkileyici olmaktadır. Ders anlatan eğitimcinin kesinlikle eğitimle alakalı donanıma sahip olması gerekmektedir. Bu donanım eğitimle ilgili yapılan birkaç okumayla oluşabilmektedir. Bu alanda hazırlanan yeni çalışmaları yakından takip etmeliyiz. Ev okulu çalışmamıza katılan diğer aile ebeveynleriyle bu tarz kitapları dönüşümlü olarak kullanarak kitap masraflarımızda kardeşçe bir paylaşım örneğini de geliştirebiliriz.

Eğitim çalışmalarında tiyatral faaliyetler çocukların farklı kişiliklerdeki rollere bürünerek sanki öyleymiş gibi davranışları başarmak için performans sergilemeleri onlara kazanımlar sağlamaktadır. Bu tiyatral çalışmaların içeriklerini belirleyerek güzel bir tiyatro oyunu sahnelemelerine rehberlik edebiliriz. Örnek sahabelerden kesitler, siyer derslerinde işlenen konulardan ufak replikler, peygamber hikayelerinden kısa süreli oyunlar ve yaşadığımız topraklar dışında yaşayan sıkıntılı yaşayışlarıyla mazlum olan Müslümanların dertlerinin anlatıldığı tiyatro oyunlarını bizler hazırlayıp çocukların sahnelemelerini sağlayabiliriz. Çocuklarımız bu konuları sahnelerken aldıkları rollerde kimi zaman Bilal-i Habeşi, kimi zaman Hz. Meryem, kimi zaman Filistinli Hüseyin olarak birçok şeyi hedeflediğimizden çok iyi öğrenecek ve anlayacaklardır.

Birdirbir “Ev Okulu”

Evlerimiz için hazırladığımız çalışmanın kaynak bağlamında en büyük destekçisi piyasamızda var olan çocuklar için yayımlanmış dergi ve set çalışmalarıdır. Örneğin Hatice Işılak ve Alpaslan Durmuş’un hazırladıkları “Ev Okulu” başlıklı Birdirbir kitaplığından çıkan üç kitaplık bir set var. Ahlak, Siyer, İtikat dersleri için kendi isimlerinde kitaplar hazırlanmış. Kitaplarda hızlı sınav şeklinde değerlendirme testleri, bulmaca ve bilişsel zekayı harekete geçirecek çalışmalarla eğitim desteklenmiş. Çoğunlukla hadisli öğütlere yer verilmiş olmasına rağmen bu hazırlanan çalışma ve muadilleri incelenip ev çalışmamızda bizler için ufuk olması hedeflenebilir.

Çerçevesini çizdiğimiz bu proje çalışması anne babalara çok külfetli ve yapılması ilk bakışta zor gelebilir. Ancak uygulandığında verimli geçen kaliteli bir eğitimin mezunu yeteneklerinin farkında ve Müslüman olarak nerede durması gerektiğini bilen kişiliği sağlam oluşmuş sağlıklı bireyler yetiştirmiş olacağımızı unutmamalıyız. Geleceğe böyle bir nesil yetiştirmeyi başarmak Müslüman aileler olarak bıraktığımız en değerli hazinemiz olacaktır.

   

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum