Ergenekon davası için deliller yeterli mi?

10.07.2008 03:43

Cüneyt Toraman

Devlet içindeki gizli yapılanma, 1996'da Susurluk'ta, bir otomobil kazasıyla, 2007 yılında ise, bir generalin günlüklerinin deşifre olmasıyla "tesadüfen" ortaya çıktı. Her ikisinde de, devlet içinde, yasadışı örgütlenmeleri temizleme iradesinin olmadığının altını çizmek gerekir. Birincisi ustaca örtbas edilirken, ikincisinin akıbeti, belirsizliğini koruyor.

Darbe günlüklerinin bir kısmının, Nokta dergisinde yayınlanmasından sonra, (günlüklerin sahibi ve günlüklerde adı geçen kişiler hakkında hiçbir işlem yapılmazken) derginin kapatılarak yazarı hakkında dava açılması, bu işin sanıldığı kadar kolay olmadığını kanıtlamaktadır. Günlükler, bu yapılanmanın, medya-sermaye-bürokrasi içinde güçlü bağlantıları olduğunu kanıtlamaktadır. Bu bağlantılar nedeniyle, "adli" bir operasyona karşı, bu güne kadar görmediğimiz "topyekün" bir muhalefetle karşı karşıyayız. Anamuhalefet partisi genel başkanı "Ergenekon'un avukatı" olduğunu söylerken, örgütün medyadaki uzantıları, bin dereden su getirerek operasyonu gölgelemeye çalışırken, soruşturmayı yürüten savcıyı dahi tehdit etmekten çekinmemektedir. Emekli generallerin tutuklanmasından sonra, "somut delillerin olmadığı" söylentileriyle, davanın ölü doğması amaçlanmaktadır. Devlet içindeki yasadışı örgütlenmeye karşı olanlar dahi bu propagandadan etkilenmekte, "dağın fare doğurmasından" endişe duymaktadır.

Bu operasyon kapsamında, aleyhinde dava açılacak kişiler için "Türk hukuku" uygulanacağına göre, gözaltına alınan ve tutuklananlar için "mevzuatımızın", hiç de iç açıcı olmadığını belirtmek gerekiyor. Mevzuatımızdaki aşırı sert hükümlere rağmen, soruşturma safahatının, en gelişmiş demokratik ülkelere bile şapka çıkartacak nitelikte yürütüldüğünü belirtmek gerekir. Bu operasyona, "gözaltına alma saati dışında" bir eleştirinin getirilememesi, bunu kanıtlıyor. Gözaltı hükümlerine titizlikle riayet edilmesi, emniyetin hazırladığı ifade tutanaklarına imza attırılması geleneğinden, bu soruşturmada vazgeçildiğini görüyoruz. Umarız, bu uygulama, bundan sonra da devam eder!

Bu olayın en önemli kesitini ise, hiç kuşkusuz, "iddianame" ve "yargılama" safahatı oluşturacaktır. Burada, Yargıtay'ın yaklaşımı/görüşü, hayati önem taşımaktadır. Zira Yargıtay kararları, mahkemeler için (bağlayıcı olmasa da) yol gösterici niteliğe sahiptir. Mahkemelerin, Yargıtay kararlarına uyduğunu da belirtmek gerekir. Öyle ise Yargıtay'ın, bu davalardaki yaklaşımı, açılacak dava açısından da hayati önem taşımaktadır. Anayasal nizama yönelik suçlar ve silahlı çete suçlarında Yargıtay'ın görüşünü, iki döneme ayırmak gerekir.

Örgütlü, sistemli ve organik bütünlük arz eden terör eylemleri

Yargıtay, önceleri, (eski) TCK'nın 146. maddesinde tanımlanan suç tipini, (eski) TCK'nın 168. maddesinde tanımlanan "silahlı çete" suçunun ileri bir aşaması olarak değerlendirmekteydi. Yani, 146. maddenin uygulanabilmesi için, silahlı çetenin yurt çapında örgütlenmesi, yaygın şiddet hareketlerinde bulunması ve bu eylemlerin, anayasal düzen için "ciddi bir tehdit" oluşturması gerekmekteydi. Bu nedenle, sanıkların, birkaç adam öldürme ve banka soygunu eylemleri, 146. madde kapsamında kabul edilmemekteydi. Ask. Yargıtay D. Kurulu, (3.12.1981, E:141 K:140) "THKP/C-Devrimci Yol örgütünün eylemlerinin 168/1 ve 169 madde kapsamında değerlendirilmesi, ileri eylem safhasında ise TCK 146. maddenin düşünülmesi..." Ask. Yargıtay D.K. (7.4.1983 tar. Es.81, K.86) "Adam öldürmeler, banka soygunları, bina kurşunlamaları, bomba atmak, sabotaj yapmak, korsan mitingler, bildiri dağıtmak gibi eylemler, münferid olaylar olarak elbette ki devletin varlığı ve rejimin işerliği açısından başlı başına yeterli tahrip vasıtası değildir. Ancak, belirli bir plan içinde uygulamaya koyulan ve muhtelif aşamalara göre bir ihtilal malzemesi olarak sistemli ve örgütlü bir bağlantı içerisinde organik bir bütünlük arz eden bu kabil eyleminin, TCK'nın bir sistematiğine uygun bir tehlike suçunun oluşması için yeterli olacaktır."

Yargıtay, Rusya'da komünizmin çöküşünden sonra, TCK 146. maddedeki suçun oluşması için, anayasal nizama karşı, iki kişinin (Terörle Mücadele Kanunu'nda yapılan değişiklikle, "üç kişinin") bir araya gelmesini yeterli görmüştür. Hatta, maddenin yazılış biçiminden, "bu suçun, bir kişi tarafından dahi işlenebileceği" öne sürülmüştür. Yargıtay bu maddeyi, icra hareketlerinin bulunmadığı olaylarda dahi (Malatya Davası), en katı bir şekilde uygulamıştır. Yargıtay'ın bugünkü yaklaşımına göre, anayasal nizamı yıkmak amacıyla, en az üç kişinin bir araya gelmesi, suçun oluşması için yeterli olup suçun oluşması için ayrıca, eyleme, silahlara, bombalara, cinayetlere, vs. gerek bulunmamaktadır. Bir kısım sanıkların, suç teşkil eden eylemleri var ise, bu suçlardan dolayı ayrıca cezalandırılacaktır. Yargıtay'ın bu yeni yaklaşımı, özellikle "irticai örgütler" için en geniş şekilde uygulanmıştır. Sadece dergi bulundurduğu için onlarca kişi terör örgütü üyesi olmaktan cezalandırılmıştır. Silahlı hiçbir eylemi olmayan bir cemaat, (fiilen mümkün olmamasına rağmen) Anıtkabir'e helikopterle intihar saldırısı yaptıracağı iddiasıyla yargılanmış ve anayasal nizamı yıkmaya kalkışma suçuyla mahkûm edilmiştir.

Somut olay açısından değerlendirdiğimizde, darbe girişimi, birinci el tarafından, bütün ayrıntılarıyla, günbegün yazılmıştır. Darbe günlüklerinde yer alan olaylar, zaman, mekân ve kişiler bakımından da doğrulanmaktadır. Böyle bir hazırlık yapıldığına göre, Yargıtay'a göre suç oluşmuş olup, başkaca bir delile gerek yoktur. Diğer sanıklar açısından bu suçun oluşması için, "bilmesi, istemesi ve katılması" yeterlidir. Bir banka soygununda, bankanın alarmını bozan, elektriğini kesen, soyguncuları araçta bekleyen ile soygunu fiilen gerçekleştirenler, aynı suçun şerikleri (ortakları) olup, "işlenen suç" açısından, (örgütün yöneticisi veya üyesi olması dışında) aralarında bir fark bulunmamaktadır. Anayasal nizama yönelik suçlarda ise, daha "organize" bir durum söz konusudur. Darbe günlüklerinde, medyaya büyük önem verildiği görülmektedir. Dolayısıyla, örgütün medyadaki uzantılarının faaliyetlerinin gazetecilik kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır! Bu suçun işlenmesi için gerekli olan ikinci unsur paradır. Böyle bir oluşuma, bilerek isteyerek yardımda bulunan kişinin, (etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmadığı takdirde) bu suça iştirak etmiş olacağı kuşkusuzdur. Bu suçun üçüncü ayağı ise, bürokrasi içindeki uzantılarıdır. Bu örgütün amacına ulaşabilmesi için destek verenler de, bu suça iştirak etmiş olacaklardır.

5237 sayılı yeni Ceza Yasası, "terör örgütüne yardım ve yataklık" konusunda da esaslı değişiklikler getirmiş olup, bu suçu düzenleyen (eski) TCK'nın 169. maddesi kaldırılmıştır. Yeni Ceza Yasası'nda, terör örgütüne yardım ve yataklık etmek, terör örgütü kapsamına alınmıştır. Bu açıdan bakıldığında, terör örgütüne her türlü "destek" suç kapsamına alınmıştır. Yeni Ceza Yasası'nda, "silahlı çeteyi" düzenleyen 314. maddesi, eski Ceza Yasası'nın 168. maddesiyle paralel hükümler içermektedir. Aynı şekilde, eski Ceza Yasası'nın 146. maddesi, yeni Ceza Yasası'nda da aynen korunmuştur. Öngörülen ağırlaştırılmış müebbet hapis yaptırımıyla, Ceza Yasası'ndaki en ağır suç tipini oluşturmaktadır. Eski Ceza Yasası'nın 146. maddesine tekabül eden 309. maddesinde, anayasal nizama yönelik suçlar, "teşebbüs suçu" olduğundan, gerçekleşmesi aranmamaktadır. Zaten gerçekleştiğinde, failleri yargılamak da mümkün olmaz. Bu nedenle, bu suçun oluşması için, sanıkların, "bu amaçla bir araya gelmeleri" (teşekkül oluşturmaları) yeterlidir. Ergenekon soruşturmasında ise, iddianın, sadece "günlüklerden" ibaret olmadığı, icra hareketlerini de kapsadığı açıktır. Sadece kamuoyuna yansıyan, Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atılması, Danıştay üyelerine silahlı saldırı, vs. dahi, "terör örgütü" suçu için yeterlidir. Yine Yargıtay, bir oluşumun, "terör örgütü" olarak nitelenebilmesi için sanıkların hepsinin değil, birkaçının silahlı olmasını yeterli görmektedir. Sonuç olarak, Yargıtay, yıllardır ve ısrarla uyguladığı görüşlerinden vazgeçmediği takdirde, Ergenekon sanıklarını oldukça zor günler beklemektedir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim