1. YAZARLAR

  2. Richard Gott

  3. El Salvador 80 yıl sonra umutlandı
Richard Gott

Richard Gott

Yazarın Tüm Yazıları >

El Salvador 80 yıl sonra umutlandı

A+A-

Son 80 yılı kıtadaki en gerici toprak sahibi oligarşinin dönem dönem halka uyguladığı şiddetin gölgesinde muhafazakârlıkla geçiren El Salvador, FMLN’nin seçim zaferiyle yeni bir sayfa açtı. Latin Amerika’da yerlilerle Avrupalı yerleşimciler arasındaki 500 yıllık mücadele nihayet kazanıldı

El Salvador Amerika kıtasının en trajik ve zulüm görmüş ülkesi, ancak bugün tarihsel sol parti Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FMLN) adayı Mauricio Funes’in seçim zaferiyle birlikte yeni bir umut ve beklentinin arifesinde bulunuyor. Funes bir gazeteci, eski bir televizyon sunucusu ve ılımlı bir sosyal demokrat, fakat partisi ülkede 80 yıl önce kurulmuş başlıca radikal geleneğin mirasçısı. Bu 80 yıl, Amerika kıtasındaki en gerici toprak sahibi oligarşi tarafından dönem dönem halka uygulanan şiddetin gölgesinde, aşırı muhafazakârlıkla geçti. Latin Amerika’da yerli halklarla Avrupalı beyaz yerleşimciler arasındaki 500 yıllık mücadele nihayet kazanılmış durumda ve El Salvador artık, kıtadaki yerli halkların haklarının tanınıp savunulması konusunda Venezüella, Bolivya ve Ekvador’un yanında yerini alacak.

Reagan desteğini bilmeyen yok
Funes’in partisi ismini Agustin Farabundo Marti’den alıyor. Marti, Sandinistlere ilham kaynağı olan Nikaragualı Augusto Cesar Sandino gibi 1920’lerde Orta Amerika’da ortaya çıkan ilk komünist liderler kuşağının bir üyesi. Farabunda Marti 1932’deki ünlü köylü isyanına katıldı; isyan, ülkenin ana ithal kalemi olan kahve fiyatlarının çöküşüne yol açan küresel ekonomik kriz nedeniyle patlak vermişti. Kriz dönemin ABD destekli askeri diktatörü General Maximilian Martinez tarafından bastırıldı. ‘La Matanza’ (katliam) olarak adlandırılan bu süreçte büyük bölümünü yerlilerin oluşturduğu 30 bin insan öldürüldü.
Faranbundo Marti yakalanıp öldürüldü, fakat ismi 1970’lerde ortaya çıkan ve ülkeye 20. asırda egemen olan bitmek bilmez askeri yönetimlerle mücadele eden gerilla hareketince devralındı. 1980’ler boyunca süren bu mücadele 1930’lardaki ‘La Matanza’dan bile daha acımasızca bastırıldı ve 70 binden fazla insanın ölümüne yol açtı. El Salvador’daki savaş, o dönem uluslararası medya tarafından en iyi haberleştirilen olaylardan biriydi ve Reagan yönetiminin El Salvador ordusuna verdiği muazzam mali destek bu sayede açığa çıktı.
Savaşın önemli bir veçhesi, ordunun Katolik kilisesine yönelik baskısıydı; Mart 1980’de Başpiskopos Oscar Romero, aynı yılın aralık ayında kilise üyesi dört Amerikalı kadın ve Kasım 1989’da da altı Cizvit öğretmen öldürüldü. Savaş nihayet 1991’de, BM himayesindeki barış süreciyle sona erdirildi, fakat FMLN sonrasında siyasete katılabilse de, 1980’lerin paramiliter milisleri ve ölüm timlerine taban sağlayan aşırı sağcı Arena partisinin ülkedeki hâkimiyeti sürdü. Ta ki son seçime kadar. Eski bir polis şefi olan Arena adayı Rodrigo Avila pazar gecesi kibarca yenilgiyi kabul etti. 1930’larda olduğu gibi, El Salvador küresel ekonomik krizin etkilerini hissediyor ve Orta Amerika’da geçen onyıllarda dayatılan liberal model halihazırda Nikaragua, Honduras ve Guetamala’da reddedilmiş durumda.
El Salvador bu yolu takip eden ülkelerin şimdilik sonuncusu.

‘Chavez’e benzemesek de olur’
Kampanyasında Venezüella lideri Hugo Chavez ve Brezilya lideri Luiz Inacio da Silva’nın olası sol etkileri üzerine çok şey söylendi, fakat FMLN amaçlarının ulusal boyutlarını vurgulamak konusunda hatırı sayılır çaba gösterdi. Geçen yıl yapılan bir söyleşide Funes, ılımlı hedeflerini şöyle anlatıyordu: “Kurumlarımızın ve demokrasimizin işlemesi için Chavez’e veya Lula’ya ya da Bush’a yakın olmak zorunda değiliz. Bize gereken, Salvadorlu-ların ihtiyaçlarına yanıt veren ve Salvadorluların sorunlarını çözecek bir kamusal yönetim modeli. Venezüella’da takip edilen sürece saygı duyuyoruz; keza Lula’nın inşa etmekte olduğu ve Paraguay devlet başkanı Fernando Lugo’nun inşa etme sözü verdiği yeni topluma saygı duyuyor ve onları yakından izliyoruz.
Bu süreçler başka koşullarda verilen birer yanıt. Biz, bütün bu ülkelerle işbirliği ve dayanışma temelinde ilişkiler kurmayı umut ediyoruz. Fakat diğer ülkelerde işe yarayabilen, ancak bizim gerçekliğimizle örtüşmeyen reçeteleri veya modelleri takip etmeyeceğiz.” Seçim kampanyası ülkenin acılı ve bölünmüş tarihine dair birçok hatırayı da geri getirdi, fakat FMLN vaktiyle Küba’nın devrim tarzını Orta Amerika’ya taşımaya çalışan Marksist gerilla hareketinden epey farklı bir görünüm sergiliyor. Bununla birlikte Latin Amerika solunun bu yeni zaferinin, çiçeği burnunda ABD yönetimi için bir meydan okuma teşkil ettiği de muhakkak. 

Obama için nisanı bekleyin
Başkan Lula cumartesi günü Washington’da Başkan Obama’yla görüştü ve Latin Amerika’yla ‘müdahaleye değil saygıya’ dayalı bir ilişki kurması gerektiğini söyledi. Lula gazetecilere yaptığı açıklamada da, “Obama’ya Venezüella, Küba ve Bolivya’yla daha yakın ilişki kurulması gereğini anlattım ve bunun gerçekleşeceği umudunu taşıyorum” ifadelerini kullandı. Obama nisanda Latin Amerikalı liderlerle bir araya gelmek için Trinidad’a gidecek ve orada yeni yönetiminin tavrının ne olacağını açıklamak durumunda kalacak. (16 Mart 2009)

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT