DTP’yi eleştirmenin dayanılmaz hafifliği

14.12.2009 19:18

Adnan Fırat

Olguyu okumada yaygın ve kuşatıcı “güç”ün ekseninde olup olmadığımızı anlamak için, “gündem”e nasıl baktığımız kadar gündemimizin ne olduğu da önemlidir. Birçok insan farkında değildir ama Türkiye’de Kürtler ile Türklerin gündemi bazen çok farklı olabiliyor.

Şüphesiz PKK ve de artık kapatılmış olan DTP pek çok konuda eleştirilebilir, sorgulanabilir. Bu yazının amacı esas olarak bir savunma yapmak değil, “sokak gösterileri” ve “İmralı” faktörünün, söz konusu mahallede nasıl algılandığına dair ipuçları sunmaktır. Belki bu, daha yapıcı eleştirilerin ortaya çıkmasına katkı sağlayabilir.  



“Tokat”ı görmek


Tokat saldırısı üzerinden ortaya çıkan manzara esasen çok önemli bir hususun artık işaret edilmesini zorunlu kıldı. Birkaç gün evvel Botan bölgesinde bir o kadar militan öldürüldü, haber değeri bile taşımadı. Örgütün ateşkes ilan ettiği nisan ayından günümüze onlarcası yapılan askerî operasyonlar ile öldürüldü; tıpkı 1999-2005 yılları arasında herkesin “Şükür, şimdilik çatışmalar yok” dediği ve halbuki yüzlerce militanın askerî operasyonlar ile öldürüldüğü süreçteki gibi seyredip gidiyordu. 5 yıl sürse idi yine hepimiz bu rahatlama ile yaşayacak, bir şey olmamış gibi davranmaya devam edecektik. Bilmeyenler varsa hatırlatalım: Tek taraflı ateşkes olmaz. Ateşkesin ilan edildiği günden bu yana öldürülen 70 örgüt militanı için de üzülen milyonlar var bu ülkede.  



Tek taraflı ateşkes


Olanları tasvip etmediğimizi söylemeye gerek yok; bin kere tövbe. Ve lakin neden örgüt militanları öldürülürken, üstelik kalıcı bir barış için “tek taraflı ateşkes” uğruna bunu göze alırken birileri sesini çıkarmıyor bu ülkede? “Çatışmaların tekrar başladığı”nı iddia etmek için illa, örgütün; kendisine yapılan şeyi yapması mı gerekiyor? Bu kopan kıyamet hem haklı hem de esasen zihinlerin “egemen”lik alanında olduğu, bir türlü onun dışına çıkamadığını gösteriyor.

DTP çizgisine ve PKK’ye yönelik geliştirilen eleştirilerin kimi zafiyetler taşıdığını düşünüyorum. Her ne kadar bütün siyasi organizasyonlar gibi DTP’nin de hatalar yapması olası ise de eleştirilerin ekseni “esasa dair” olunca işler değişiyor.  



600 militanı kim öldürdü


Taraf
gazetesi PKK’nin barışı istemediğini, açılıma karşı olduğunu ifade etti nitekim. DTP’nin PKK’nin ekseninden ayrılamadığı, İmralı endeksli politikalar ürettiği için yanlış yaptığı hususu da en çok dile getirilen eleştiri ayrıca.

Kürtlerin büyük bir kısmının PKK’nin barışı istemediğine ikna edilmesi mümkün değil. Çünkü 1999-2005 yılları arasında yaklaşık 600 militanın öldürülmesine rağmen örgütün “tek taraflı ateşkes”te ısrarcı davrandığına Kürtler tanıklık etmiştir. İki defa “barış elçilerini” gönderdiğine de tanık olan Kürtler, bugün bile gerekli altyapının sağlanması durumunda PKK’nin silahlarını bırakmaktan geri durmayacağını biliyor. Silah bırakma koşullarını defalarca açıklamış olmasına ve bu koşulların bütün Kürtler tarafından makul karşılanmasına rağmen ortada aranacak bir suçlu var ise bunun PKK olmadığını düşünüyorlar.  



DTP, PKK’nin sonucudur


Türkiye’deki Kürt siyaseti maalesef tek bir alternatife sahiptir ve o da 1980’li yılların başlarından günümüze değin Kürt inkârcılığının “görünür” kılınmasını sağlayan ve bunu neredeyse bütün dünyanın gündemine sokan PKK’dir. DTP açısından düşünüldüğünde parti teşkilatlarında görevli herhangi bir yöneticiden 100 belediye başkan ve yöneticilerine, meclisteki milletvekillerine kadar bütün DTP camiası bunun bir sonucudur, onları var eden bu harekettir ve bu hareketin desteğinden ötürü ayaktadırlar. DTP, PKK ile yollarını ayırırsa tek bir belediye bile kazanamaz, HAK-PAR kadar bile oy alamaz.  



Destek neden geri çekildi


Bu noktadan hareketle “PKK’yi tasfiye” amaçlı olduğu bizzat başbakanın ağzından dile getirilen “Kürt açılımı”na neden desteğin geri çektirildiği eleştirisi de anlamsızlaşıyor. Bu eleştiri şu çelişkiyi taşıyor: “İmha” etmeyi planladığınız bir güçten bu planınıza destek vermesini istiyorsunuz. Sokak gösterilerine bir anlam veremeyen ve hâlâ birkaç “metrekare” değerlendirmesi yapanların böyle bir sorunu var.

O sokaklarda taş atan gençlerin ağabeyleri, amcaları, ablaları hatta bir kısmının babası var dağda ve onlarla dalga geçmek yerine; “muhatap alınmış olma ümidi” ile başlayıp “tasfiye edilme”ye dönüşen süreçte yaşamış oldukları hayal kırıklığını anlamak daha doğru olmaz mıydı? Bu tasfiye söylemi ile özelde bu insanlarda genelde de Kürtlerin hemen tamamında ne kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşatıldığının farkında mıyız?  



Durumu analiz etmek


Başlangıçta “Kürt açılımı”nın böyle bir amaç taşıyıp taşımadığı belirsiz olduğu için PKK sürecin netleşmesini bekledi. Halk, dolaylı da olsa PKK’nin muhatap alınabileceği ümidini taşıyordu lakin maksat ortaya çıkınca da haliyle desteğini geri çekti. İmralı’daki düzenlemeler de olumsuz seyredip üstüne bir de kapatma davası eklenince mevcut durum ortaya çıktı. Ortada anlaşılmayacak hiçbir şey yok.  



PKK muhatap alınmalı


PKK (tarzını kabul etsek de etmesek de) Kürt siyasi hareketinin ve de Kürt kazanımlarının neredeyse her şeyidir. Onun destek sunmadığı bir projenin başarıya ulaşma şansının hiç olamayacağını söylemek için kâhin olmak gerekmiyor. Yani eğer birileri bu topraklar üzerinde Kürtlere dair kalıcı bir çözüm geliştirmek istiyorsa PKK’yi, PKK’nin adres gösterdiği İmralı’yı bir şekilde muhatap alması gerekiyor. Çünkü bu gerçeği yaratan bizzat PKK’nin kendisidir.

Zaten Öcalan’ın sunduğu yol haritasına el konuldu. PKK’nin kamuoyuna açıkladığı “savaşı bırakma koşulları” ile dalga geçildi. Kabul etmekte zorlansak da İmralı’ya yönelik olumlu veya olumsuz yapılacak tüm yaptırımların sosyal bir karşılığının da olması doğaldır.

PKK tabanı, Öcalan’ın yakalanmasından günümüze değin PKK’nin; önce “lider” ile örgütün arasını açmak, akabinde de PKK ile halkı birbirinden koparmak sureti ile PKK’nin tasfiye edilmek istendiğini biliyor. Bu yüzden PKK’yi Öcalan’dan, halkı da PKK’den ayırmakla “oyun”a geleceğini düşünüyor. Son 9 ayda 800 insanın dağa çıkmış olmasının hiç mi bir anlamı yok?

DTP’yi günlerdir eleştiri, dalga, hakaret bombardımanına tabi tutanların şu beş şey hakkında tekrar düşünmeleri gerekiyor:

Birincisi; PKK veya DTP muhatap alınmadan PKK veya DTP’nin –şimdilik- yarattığı gerçek nasıl çözümlenebilir?

İkincisi; amacı PKK’yi “tasfiye” etmek olan bir açılım “barış”a mı “savaş”a mı hizmet eder?

Üçüncüsü; PKK, eğer gerçekten iddia edildiği gibi barıştan yana olmasa ve de tek amacı “kaos ve gerginlik yaratmak” ise ülkeyi şimdikinden kat kat fazla ve de mütemadiyen büyük çatışma ve gerginliklere sürme imkânı ve gücüne sahip olduğu halde bunu neden yapmıyor? Dördüncüsü; PKK ile birlikte yaşamak kaçınılmaz olduğuna göre silahsız bir PKK ile mi yoksa devam edip gidecek çatışmalı bir PKK ile mi yaşamak istiyoruz?

Beşincisi; askerî operasyonlar durmadan (yani örgüt militanları öldürülürken ve tüm ateşkes çağrıları tek taraflı kalırken) demokratik bir açılım ve de barış nasıl sağlanabilir?  



Medyanın aşağılayan dili


Son olarak, medyanın dayanılmaz dışlayıcı, aşağılayıcı ve hakaretamiz dili Kürtlerin içinde yeşermesi muhtemel tüm ümitleri belki bir daha hiç diriltmemek üzere silip süpürebilir. Uzun zamanlardan sonra ilk kez Kürtler, anlaşılmış olabilme ihtimalini büyük bir ümit ve coşku ile karşılamışlardı.

Bu duyguyu da en çok Taraf gazetesini okudukları zaman yaşıyorlar(dı).

* Sosyolog / amediyyun@hotmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim