Diplomatik krizi sonlandırmak için İsrail özür dilemeli

05.09.2011 00:07

Zvi Bar’el

Joseph Ciechanover ve Özdem Sanberk (BM Palmer Komisyonu İsrail ve Türkiye temsilcileri) aylardır İsrail-Türkiye ilişkilerine zarar vermeyecek, güvenilir ve adil bir rapor hazırlamaya çalıştılar.

Başarısız oldular ama bunun nedeni sabırsızlık veya beceri eksikliği değildi.

Eğer Dişişleri Bakanı Avigdor Lieberman ve Stratejik İşler Bakanı Moshe Ya'alon, İsrail'in Türkiye'den özür dilememesi konusunda ısrar etmeseydi Birleşmiş Milletler raporu, Gazze ablukasının stratejisi ve bunu delmek için kullanılan teşebbüs stratejilerinden oluşan 105 sayfalık bir metin olacaktı. BM'nin kuruluşundan beri hazırladığı ve metal dolaplarda bekleyen binlerce belgeden bir diğeri. Uluslararası soruşturmanın yapılmaması ve her iki tarafın ilişkilerini sürdürmesi mümkündü.

Zengin diplomatik tecrübesiyle hoş biri olan Sanberk, Türkiye'de en çok tanınan entelektüellerden ve İsrail'le ilişkilerin en önemli destekçisi. Birkaç ay önce Ankara'da yapılan bir toplantıda Sanberk, "Hatalar olur ve böyle şeyler olduğunda affedilmesini istemek normaldir. İlişkiler taraflar için önem taşıdığında arkadaşlar bu şekilde davranır." diye belirtti.

Ama İsrail ve Türkiye arasında onur, aralarındaki ilişkiden daha önemli hale geldi.

Türkiye, büyükelçisini çekme ve ilişkileri geriletme konusunda aceleci davranmış olsa da bu tedbirlerin "şu andaki hükümete" yönelik olduğunu, İsrail'i ve İsrail kamuoyunu hedeflemediğini belirtti. Rapor olsa da olmasa da ve raporun bazı kısımları, özellikle de İsrail'in Gazze'ye uyguladığı deniz ablukasının meşruiyeti Türkiye için kabul edilemez olsa da Türkiye, İsrail ile ilişkileri düzeltmek için kapıları kapatmadı. Bunun şartları Mavi Marmara'da 9 Türk vatandaşının öldürüldüğü zamanki şartlarla aynı: Bir özür ve telafi.

Geçen ay, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kıdemli danışmanlarından İbrahim Kalın, eğer İsrail söz konusu şartları yerine getirirse, Türkiye'nin İsrail'le ilişkileri düzeltmek ve Mavi Marmara olayından önceki hale getirmek için hazır olduğunu belirtti. İki ülke arasındaki uzaklaşmanın her iki taraf için de kötü olduğunu söyledi. Aslında, hem Erdoğan hem de Dışişleri Bakanı Davutoğlu'na yakın olan ve iki ülke arasında gelişen sorunlardan pişmanlık duymayan üst düzey bir yetkili bulmak zor. Ama hepsi Türkiye'nin şartlarından vazgeçmemesi gerektiğini düşünüyorlar.

Doğal olarak Erdoğan, Türkiye kamuoyu ile ilişkisinin İsrail'le olan ilişkisinden daha önemli olduğunu düşünüyor. İsrail'in özür dilemesi ve Türk vatandaşlarının ölümünü telafi etmesi için halka verdiği taahhüt Erdoğan'ı iktidara taşıyan siyasi itibarının ayrılmaz bir parçası. Demokratik bir ülke olan Türkiye'nin dış politikası iç politikadan bağımsız değil. Aynen Suriye'nin, Erdoğan'ın Ortadoğu'da kurmaya çalıştığı eksen için önemine rağmen Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed'e sırtını dönmekten imtina etmemesi ve İran'ın Suriye'ye dikte etmesini kabul etmeyeceğini açıkça belirtmesi gibi, İsrail şartlarını kabul etmeyince Erdoğan, İsrail'le ilişkilere zarar vermekte tereddüt etmedi.

Erdoğan, stratejik ilişkileri görmezden gelen biri değil, özellikle de Türkiye'yi bölgesel bir siyasi güç haline getirmeyi amaçladığını söylediğinden beri. Ama Erdoğan'ın politikaları sadece siyasi çıkar ve stratejik bir mantığa değil, siyasi ahlakın merkezî bir rol oynadığı bir dünya görüşüne ve ideolojiye de dayanıyor.

Türk politikası, görülebilir çelişkilerle dolu. Erdoğan, bir yandan İsrail'e Gazze'ye yapılan saldırılar ve abluka konusunda saldırırken bir yandan da Türkiye, Irak toprakları içindeki PKK'lı Kürtlere karşı aynı tarz bir operasyon yürütüyor. Bir Türk yetkili "Aradaki fark, Türkiye işgalci olmamasına rağmen saldırıya maruz kalırken Filistinlilerin İsrail'e işgal nedeniyle saldırması." dedi. "İşgale direnmek doğaldır ama Türkiye topraklarına yapılan saldırılar sadece terördür."

Bu açıklamaya ve arkasında yatan anlayışa elbette karşı çıkılabilir, ama aynı İsrail gibi Erdoğan da ahlaki ve adil bir politika yürüttüğünden emin ve bunun bir parçası da İsrail'in özür dilemesini talep etmek.

İdeoloji ve stratejik meselelerin birleşimi hem gerilimi azaltma hem de daha da kötüleştirme ihtimali taşıyor. Özür dilemeyi reddetmek daha fazla cezai önleme yol açacakken, bir özür ilişkilerin düzelmesini sağlayacaktır. Şu andan itibaren önceden belirlenmiş bir takvim yok, ama özür geciktikçe ve yeni cezai önlemler alındıkça bu, sadece iki ülke arasındaki resmî ilişkilerdeki kırılmayı derinleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda iki halk arasında var olan ailevi yakınlığı da sarsacaktır. Onur, Ya'alon'un belirttiği gibi, stratejik bir servettir. Ya'alon haklı ama onur birinin yüzünde patlamadığı ve hayati stratejik çıkarları yerle bir etmediği sürece.

Haaretz, 3 Eylül 2011

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim