1. YAZARLAR

  2. İbrahim Garaybe

  3. Dindarlaşma ve sosyal değişim
İbrahim Garaybe

İbrahim Garaybe

Yazarın Tüm Yazıları >

Dindarlaşma ve sosyal değişim

A+A-

İslam ülkeleri, bağımsızlıkları sonrası kurumlar, düşünceler ve kültürler bağlamında Batılı yapıyı taşıyan modernleşme politikalarını izlediler, Batılı siyasi, ekonomik, eğitim, sosyal modelleri, yasama ve metotları baz aldılar.

Bu durum kadına, geleneklere ve İslam dünyasındaki çekişmelere yansıdı. Kadınlar bu çekişmenin ve modernleşmeyle birlikte gelen etkileşimin en fazla ifade edildiği alan oldu.

Başta laiklik, özgürlük ve eşitlik gibi değerleriyle ve bu değerlerin aile ve toplumdaki uygulamalarıyla Batılı modernleşme modeli İslam'ın değerler, aile ve toplum modelini ortadan kaldırmakla tehdit ediyor. Neredeyse her şey değişti: Kıyafet, medeni kanunlar, kadının çalışması, topluma ve kamusal hayata katılımı.

Bu politikalar halk değil, devlet tarafından dayatıldı. Eğitimli ve aydınlıkçı azınlık, muhafazakar klasik toplumda geleceği çiziyor ve değişimi bizzat gerçekleştiriyor. Toplumlara eğitim programı uygulandı ve kadınlar kamusal hayatta ve hükümette yeni fırsatlar buldu. Fakat modernleşme programlarının kalkınma gerçekleştirmekte başarısız olması ve dindarlaşma eğilimlerinin yükselmesiyle birlikte modernleşme söylemleri birçok sorunla karşılaşmaya başladı. Cinsiyet (kadının toplumda, iktidarda ve karar organlarındaki konumu) söylemde, çalışma ve anlaşmazlıklarda en fazla gündemde olan sorun oldu.

Bugün birçok kadın, kimliği yeniden tanımlama, çalışma, eğitim ve katılımdaki yeni talepler ile din ve kültür arasında uyum sağlama çabası içinde başörtüsü takmaktadır. Cinsiyetler arasındaki ilişkiler ve kadınların İslam toplumlarındaki rolleri etrafında yeni içerikler sunan modern eğitimli alternatif bir elit oluştu.

Bugün İslam dünyası kamusal ve özel hayatta İslam'a dönmeye başlayan İslami bir uyanış yaşıyor. İslamcılar sosyal, eğitim ve ekonomik kurumlar ağı organize edebildiler. Parlamento, belediye ve sendika seçimlerinde seçmenlerin güvenini kazandılar. Doğal olarak bu durum kadınlara da yansıdı. Burada modernliğin fırsatlarının İslam'la uyuşması etrafında bir soru ortaya çıkıyor. Cinsellik konusu halk bazında ve aydınlar arasındaki ilişkiler bazında en fazla ele alınan konu. Bazıları kadının sıkıntılarının sorumlusu olarak İslam'ı görüyor. Bazıları İslam'ı reform ve ilerlemenin feneri olarak görürken bazıları ise kadının İslam toplumundaki konumunu dini inancın değil, sosyal-ekonomi güçlerinin belirlediğini düşünüyor. Fakat kadının ve erkeğin İslam toplumlarındaki rollerinde İslam'ın etkisini görmemek mümkün değil. Zira aile, Müslüman cemaatin temeli ve Müslüman toplumun kalbidir. Kur'an, bir hukuk kitabı olmasa da kadının evlilik, mülkiyet, miras ve eşitlik haklarını teyit eden ilkeler ve buyruklar sunar. Ataerkil toplumda evliliğe bazı sınırlamalar getirir, ataerkil toplumun taşkınlığını hafifleten adalet, uzlaşı, gözetme ve dayanışma kuralları koyar.

Türkiye ve Suudi Arabistan örnekleri

Kadının rolü, sosyal ve ekonomik etkenler kadar dini eğitimle de belirlenirdi. Kadın ve erkeğin evlilik, boşanma, giyim, çalışma ve katılım noktasındaki konumunu belirleyen pratik kurallar ülkeden ülkeye değişiyordu. İslam tarihinde Hatice, Aişe, Rabia el Adeviye gibi bilgi, ticaret, yönetim ve savaşta büyük rolleri olmuş kadınlar görüldü ancak bu kadınlar müstesna şahsiyetler idi. Zira kadının kamusal hayattaki varlığı sınırlıydı. 19'uncu yüzyılın sonunda ve 20'nci yüzyılın başında yöneticiler, aydınlar ve reformistler bir toplum aramak, gücünü ve canlılığını yeniden kazandırmak amacıyla Avrupa emperyalizmine ve Batı'nın etkisine olumlu karşılık verdi. Çözümler ve tutumlar aşırılık ve muhafazakarlık ile liberallik ve açılım arasında farklılık arz etti.

Üçüncü bir alternatif olarak Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh, Muhammed İkbal ve Seyid Ahmed Han gibi alimler ve reformistler eliyle İslami modernleşme belirdi. Bilgi ve teknoloji anlamındaki modernlik ile İslam arasında bir uyum kurmaya çalıştılar, İslam'a yabancı noktalar ile değiştirilebilir noktalar arasında ayrım yapan eğitim yöntemleri sundular, klasik anlamlar ve kurumları yeni ve modern gerçeklere adapte etmek için metinleri ciddi şekilde yorumladılar.

İslam dünyasında Batı'nın etkisi altında kadının hayatında seçilme, eğitim, iş ve kamusal hayata katılma gibi büyük ve önemli değişimler yaşandı. Türkiye gibi Batılı hayata entegre olma amacıyla yasalarda değişimler yapıldı. Türkiye, Batı laikliğini mutlak ve kapsamlı şekilde aldı. Buna karşın Suudi Arabistan, İslam şeriatının hükmettiği İslam devletini ilan etti. Fakat İslam ülkelerinin büyük çoğunluğu Türk modeli ile Suudi modeli arasında orta bir yol edindi. Batılı siyasi, ekonomik ve sosyal yasalar ile İslam'ın aile yasalarını topladı. Bu ise İslam tarihinde ve İslam geleneğinde kadın ve aileyle ilgili konuların öneminin itirafı olarak görüldü.

Katar gazetesi El Arap 31 Mayıs 2009

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT