1. YAZARLAR

  2. Gürbüz Özaltınlı

  3. Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
Gürbüz Özaltınlı

Gürbüz Özaltınlı

Yazarın Tüm Yazıları >

Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine

A+A-

Önce, PKK eleştirisinin “adil olmak”la bağdaşmadığı tezine karşı düşüncelerimi söylemek isterim. Bu argüman, çatışan güçlerin eşit olmadığını, PKK’nın kendi tezlerini ve durumunu anlatabilmesinin önünde sert yasal barikatlar bulunduğunu ileri sürerek eleştirinin devlete yöneltilmesi gerektiğini savunuyor. “Haklar simetrisi”, bu bakışın hegemon ölçütü.

Siyasetin son derece somut ve karmaşık olan dünyasına, “haklar” ve “eşitlik” gibi oldukça muğlâk, soyut bir “ilkesel” kattan yaklaşmanın, daha ahlaki ve adil olmayı garanti altına alabileceğini hiç sanmıyorum. PKK’nın müzakere ve ateşkes sürecinin bir momentinde radikal bir dönüşle şiddeti tırmandırmasını, sivilleri de öldürmesini eleştirebilmek için nasıl bir eşitliğin oluşmasını bekleyeceğiz? Örneğin; PKK, yasal bir partiye dönüşmedikçe, Öcalan cezaevinde yattıkça, dağ kadroları legal siyasette yer almadıkça; ayrılıkçılık dâhil tüm siyasi düşüncelerin açıkça savunulabildiği bir demokrasi ülkeye gelmedikçe terör kullanıyor olduğu için eleştirilemeyecek mi? Ya da; anadilde eğitim sağlanmadıkça, seçim barajı düşürülmedikçe, uzatmayayım Kürtlerin tarih boyunca gasp edilmiş hakları tanınmadıkça PKK insan öldürebilecek, kendi gençleri de ölecek ve biz bunu eleştirirsek adaletten, hakkaniyetten sapmış mı olacağız? Topluma dönüp “evet katliamlar oluyor; PKK baskınlar yapıyor, halı sahada kadın vuruyor, hamileleri, her şeyden habersiz yolculuk eden genç kızları, sigara molasına çıkmış garibanları havaya uçuruyor, ama bu şiddetin dün de bugün de sorumlusu devlettir; haklar tanınana, PKK ile devlet arasında eşitlik kurulana kadar da ben devleti sorumlu tutarım” mı diyeceğiz? Yanlış mı anlıyorum, bilmiyorum.

Güncel siyasi süreçlerden, tarafların savaş koşullarında oluşmuş yozlaşmışlığından, bin bir kirli hesap kokusunun yayıldığı Ortadoğu karanlığından bağlarını kopartmış bu kadar keyfî bir “eşitlik” ilkesinin, “adil bir eleştiri arayışı”na ne kadar hizmet ettiği bence savunucuları tarafından da sorgulanmalı. Konu sterillik ise eğer, asıl, bu kör şiddeti eleştirmeyi erteleyen “eşitlik” gerekçesinin, adaleti bozan steril bir ilkecilik olup olmadığı düşünülmeli.

PKK’nın savaş politikası eleştirilmelidir. PKK şiddetinin “meşru müdafaa” ile falan bir alakası yoktur. Siyasi taleplerin elde edilmesinin bir aracı olarak, hem de yanlış analizlere dayanarak, soğukkanlılıkla geliştirilmiş bir savaş stratejisi içinde gençler ölüyor; siviller katlediliyor. Bugünün koşullarında, PKK’nın kullandığı şiddeti meşrulaştıran hiçbir “ama”yı haklı ve adil bulmuyorum.


Devletin, temel hakların tanınmasını ağırdan alan, sivil alanı da boğmaya yönelen, kibirli ve otoriter dili de çok sert eleştirilmelidir. PKK ve devlet eleştirisi, birisi diğerini etkisizleştiren, anlamsızlaştıran eleştiriler değildir. Sorunun taraflarını, ayrım yapmaksızın yanlış bulduğu tutumlar üzerinden eleştirmek neden hakkaniyete aykırı olsun? Neden “dengecilik” olsun? Neden “sterillik” olsun? Tam tersine; kutuplara fazla angaje olan, bir tarafın yanlışlarını söylemekten kaçınan üsluplar, ihtiyaç duyulan sağduyulu sahayı öldürüyor. Çatışmayı daha da tırmandırıyor ve tarafları sağırlaştırıyor.

PKK’ya dönük eleştiri çerçevesi de sorgulanmayı hak eden argümanlar barındırıyor kanımca. Bunların başında PKK’nın sosyolojik, tarihsel bir yapı olduğunu gözden kaçırmak geliyor. “Etkisizleştirme” politikalarına fazla bel bağlayanlar ve hak verici davrananlar var. Barışa zorlama, “ehlileştirme” mümkün olabilir. Ama, “taraf olarak seni tanımıyorum ve ezeceğim”ci politika Türkiye’ye yazık eder. PKK, sorunun tarafı olan temel sosyolojinin adıdır.

Bu söylediğim çok yanlış bir analiz değilse eğer yatıp kalkıp PKK’nın totaliter yapısını, militarist taşralı kumaşını, milliyetçi duyarlılıklarını eleştirinin merkezine koymak bana çok anlamlı gelmiyor. Yanlış anlaşılmasın; bu eleştirilerin içeriğine katılmıyor değilim ve hiç konu edilmesin demiyorum. İtirazım bunu merkeze koymaya ve vurgu üzerine vurgu yapmaya. Zira, bu tür eleştiriler PKK’nın (savaş) siyasetini reddetmeyi aşan, onun siyasi-sosyolojik varlığının da meşruluğunu tanımayan güçlü çağrışımlar taşıyor. Dikkat ederseniz PKK’ya dönük bu yapısal eleştiriler KCK tutuklamalarıyla daha da öne çıktı. PKK’nın sivil siyaset araçlarının da imhası neredeyse onaylanır oldu.

PKK totaliter olabilir, militarist değerlerle yüklü olabilir, KCK bu totalitarizmi işleten ağın tam kendisi olabilir. Peki; bu sorunun PKK’sız çözülmeyeceğinde hemfikirsek, onun siyaset araçlarını da imha etmenin gerekçesi bu olabilir mi? Şöyle mi söyleyeceğiz üçte bir Kürtlere: “Gidin demokratik standartlarınızı yükseltin, (bizim gibi!) medeni, çok sesli bir siyaset yapısı oluşturun sonra gelin karşımıza.” Bu mudur?

Demezler mi adama; “Kardeşim sen içindeki İttihatçılığı yüz senedir temizleyemedin, senin, ailesi sürgün edilmiş, katledilmiş parti liderin seksen sene sonra o İttihatçılıkla hesaplaşamıyor; buralarda Oxford vardı da biz mi totaliter, militarist, taşralı, şu, bu olduk.”

Devlet sopasıyla bu yapıyı demokratikleştireceğinizi mi sanıyorsunuz?

Bunun demokrasi adına savunulabilir olduğunu düşünüyor musunuz?

O sopa sadece totalitarizmi güçlendirir, meşrulaştırır. Totalitarizmin panzehiri, Kürt siyasetinin çoksesliliğinin yolu, tam ters yönden geçiyor: Sivil siyaset alanının genişlemesi, Kürt haklarının tanınması...

PKK eleştirilerinin odağında, bir yöntem olarak silah ve tehditten vazgeçmiyor oluşu yer almalıdır kanımca. Devletin gücü de silaha yönelmelidir, siyasete değil.

Kapatırken yeniden soruyorum.

Neden bu ikili eleştiri dili adil ve hakkaniyetli bulunmuyor? Yanlış nerede?


ozaltinli@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT