Çizgi Bant Karikatürü: Kral ve Soytarı

04.08.2008 16:00

Asım Öz

Karikatürde zekice buluş önemli. Espri bulmak zor. Ne kadar yetenekli olursanız olun zekice bir espri, bir buluş olmazsa karikatür çizemezsiniz... Sayfalar dolusu yazabileceğiniz ya da dakikalarca anlatacağınız bir görüşü, mesajı, karikatürle bir iki saniye içinde en etkili şekilde aktarabilirsiniz.  Tabii bir de çizginin karikatür tadı verebilmesi için olaylara, olgulara dışardan, eleştirel gözle bakmak gerektiği kanısındayım.

Lise yıllarından itibaren çizgi dünyası ile yakından ilişkili olan ve bu nedenle askeri okuldan firar etmek zorunda kalan Dağıstan Çetinkaya’nın Kral ve Soytarı karikatürlerini ya da çizgi bantlarını, hadi ikisini birleştirelim çizgi bant karikatürlerini ne zaman bakma gereği duysam hep aklıma Orhan Koloğlu’nun “İslam’ın yapısında karikatür çizimi yok (...) Eskiden dinci gruplar karikatüre önem vermezlerdi, yayınlarında karikatür kullanmazlardı, şimdi hepsi kullanıyor.” yargıları gelir. Bu şunun için önemli kültürel tarihimize baktığımızda sanat sahasında birkaç alan dışında özellikle de modern sanatlar konusunda oldukça cılız bir ilgimiz ve bundan kaynaklanan cılız bir üretimimiz söz konusu. Bunu toplumsal araştırmalarımızın kültüre değgin boyutu kolaylıkla kanıtlayacaktır.

Böylesine kültürel kuraklığın olduğu bir zeminde Dağıstan Çetinkaya şaşılacak bir şekilde hem özgün hem de, kendi toplumsallığına ait çizgiler çizerek hem bir tanıklık ortaya koyuyor hem de farklı bir çizgi dili oluşturuyor. Türk karikatürcüsünün bakışı 90'lara kadar hep sol ağırlıklı oldu, bunu biliyoruz. Türk karikatürcüsünün anti-emperyalist ve anti-Amerikancı olmanın dışında dünyaya bakışını biçimlendiren bir yön de din karşıtı olmasıdır. Dolayısıyla Leman dergisinin cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde çizdiği karikatürler bir sapam değil bir sürekliliğin dışavurumudur. Gerçekten bu fark çok önemli, dönemin karikatürcüleri, içinde kendi toplumunu yabancılaşmadan bilebilen ve güncel olana dair çoğu köşegen yazarlardan çok daha ileri mesajlar verebiliyor Çetinkaya’nın Kral ve Soytarı çizgileri. Dünyada ve bizde bazı karikatürcüler "tip"ler yarattılar. Bildiğim kadarıyla bu "tip" sadece ona ait. Çizgi bant karikatürlerin yayınlanmaya başladığı 4 Kasım 2003’ten bu güne olan seyrine baktığımızda, toplumu bilgilendiren, yönlendiren, toplumun duyarlıklarının farkında olan entelektüel bir karikatürcüyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz hemen. Öte yandan karikatürü entelektüeller arası bir araç olmaktan çıkarıyor ve herkesi ilgilendiren bir nitelik kazandırıyor İşte bu nedenle, beni çok etkileyen bir kültür insanıdır Dağıstan Çetinkaya. Sadece karikatür çizimi olarak değil, konuları öylesine işliyor ki, muazzam kültürlü biri! Birçok yazara kıyasla çok daha yüksek bir seviyede olduğu görülüyor Siyasi karikatürün özünde olan eleştirelliği hiç kaybetmiyor.

Hoca Nasreddin’in öğrettiği gibi ‘güldürürken düşündüren’ bu çizgiler, bugün; büyük bir çizgi krallığının sınırları içinde devam ediyor. Bu krallığın en çok reyting alan oyuncusu ise kaçınılmaz bir şekilde Soytarı olmuştur. Yalakalığın ve arsızlığın sınırlarını zorlayan bu çizgi kahraman, gülünç olduğu kadar, iç hesaplaşmalarıyla da dikkatlerimizi çekmeye devam ediyor. Kral ise krallığın tahtını bile Çin’den ithal edecek kadar umarsız bir mirasyedi... Halkından uzaklaşarak sarayına hapsolmuş bir güç.

Onun karikatürlerinde mümkün olduğu kadar yazısı az olan bir seçimle karşı karşıyayızdır. Gırgır'dan sonra yazısı artan çizgi dünyası için bu önemli bir farktır. Karikatür tamamen yazısız olur diye bir şey yok, ama onun da bir ölçüde kalması lâzım. Özellikle son çıkan bazı karikatürler o kadar yorucu ki, almaya imkân yok. Çetinkaya’nın yazısız albümlerini de ayrıca değinmek ve değerlemek gerekir.

Yerel bir konuyu evrensel paradigmasıyla ele alışıyla sadece bir çizgi işçisi olmaktan çok bir kültür adamı konumuna gelen Çetinkaya’nın karikatür yazılarında dil tutumu açısından da farklılık görülür. Birkaç okkalı küfür geliştirerek bunları karikatür diye yutturmanın yaygın olduğu hatırlanırsa bunun da önemli bir fark olduğu anlaşılır.

Kral ve Soytarı’nın doğduğu yıllara bakıldığında siyasi gündemin oldukça yoğun olduğu görülür. Ülkemizde siyasi karikatürü pek destekleyen kuruluş olmamasından dolayı bu iş gazeteler tarafından yürütülüyor. Dağıstan Çetinkaya’da bu işi Zaman gazetesinde sürdürüyor. Şehir dışında olması haftalık çizmesi gibi durumlar bazan onun gündemi ıskalamasına sebep olmasa da teğet geçişe neden olabiliyor. Bu ise önemli bir sorundur. Çünkü gazete karikatürü veya editoryal karikatür, o günün en önemli haberini vurgular ve haberle pekişir. Her gün gelişmeleri takip eder ve olayları harmanlayıp buradan bir espri çıkarır. Bütün bu çabalarınız gün gelir o ana, o döneme ait bir karikatür olarak hatıralarda kalır. Bir gün önce çizdiğiniz, bu gün anlamını ve gücünü kaybeder. Artık gündem başkadır ve siz onunla ilgilenirsiniz. Siyasi içerikli karikatürün en önemli yanı, sürekli eskimeye mahkûm olmasıdır. Bunu yapamazsanız okur sizden beklediğini almamış olur.

Günlük bir gazetede çizdiğiniz zaman, konu seçiminde ister istemez "güncel"e gidiyorsunuz Bunun yanında önemli bir avantajı da vardır bu durumun; güncel olandan kalıcı olanı bulup çıkarmak Peki, güncelde kalıcı karikatür çizilmez mi? Elbette çizilir ama, oranı çok düşük olur. Kral ve Soytarı hem güncel bir çizgi karikatür bandı hem de yüksek düzeyde kalıcılığa ulaşmasıyla farklı bir yerde duruyor.

Kalıcı karikatür özel bir çalışma ister. Kitap çalışması beraberinde kalıcıyı da getirir. “Sadece gazete ve dergide çalışmak, bir karikatürcüyü güncel olayların içinden çıkarıp kalıcı kılamaz,” biçimindeki sızlanmanın haklı olduğu yönler ve doğrulandığı isimler yok değil. Batı'da bunun onlarca örneğini görebilirsiniz. Bir Ralph Streadman, bir Adolf Born, son yıllarda Ronald Topor ve Ronald Scarle'ü örnek olarak verebilirim. Bu sanatçılar kalıcılığa gazetelere çizmedikleri için ulaşmışlardır. Ama Dağıstan Çetinkaya kalıcılığa gazetede çizdiği için ulaşacaktır kanımca.

Karikatürlerin varlık alanlarını, genelde günlük gazeteler, karikatür dergileri oluşturmuştur. Bu da, karikatürün ömrünü 24 saat ya da derginin yayın süresiyle sınırlıyor. Başlangıçta karikatür çizerleri, bunu aşmak için, yayımladıkları karikatürlerden seçmelerini kitaplaştırma gereğini duydular. Böylece ''karikatür albümleri'' oluşmaya başladı. 1954 yılında, Yeditepe Yayınları arasında çıkan ''Turhan Selçuk Karikatür Albümü''nü, bu açıdan bir başlangıç sayabiliriz. Dağıstan Çetinkaya’da bu geleneğe uyarak üç kitaplık bir seri hazırlamış bu çizgi bant karikatürlerinden.

Çetinkaya’nın Kral ve Soytarı çizgilerini ve albüm kitaplarını okumak için bir yere kaydedilmesinin gerekli olduğunu düşündüğüm birkaç cümle alıntılamak istiyorum buraya:“Aklın sanatı olan mizahın, gülünçlük yaratmak olmadığını en iyi anlayan ve uygulayan, karikatür(dür)."  "Mizahın amacı, fizyolojik değildir, ruhsaldır."  "Her karikatür, insan zihnine atılmış bir bombadır. Bu bombanın patlamasıyla, birdenbire füze hızıyla çalışmaya başlayan insan aklı, rölantideyken göremediklerini görür. Kavrayamadıklarını kavrar. Anlamadığını anlar."  "... Karikatür, hiçbir hazırlığa gerek duymadan, seyredenin zihnini bir anda ateşler... Anlayış ufuklarını, sanki dinamit atarak genişletir./İyi bir karikatür eğer anlaşılmadıysa, seyredenin ilkelliği yüzündendir."

Karikatür tebessüm ettirirken düşündürmeli. Ama bazen güldürü öğesi olmayan ve kara kara düşündüren gerçekliklerin karikatürleri de vardır ki gerçekleri söylemenin anlamı kalmadığında en güçlü silahın mizah olduğunu bir kez daha anlarsınız.

Kral ve Soytarı, üç kitaplık serisiyle ve gazete sayfalarında bizi bize anlatmaya devam ediyor.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
beytullah emrah
05 Ağustos 2008 Salı 09:45
mizah, ciddiyet, hareket
çetinkaya çizgileri ve karikatürleriyle kendine bir tarz yarattı, sanırım osman turhan da öyle... zaman'da yayınladıkları karikatürler benim çoğu zaman gazetede baktığım en güzel şeyler oluyor....

mizah her zaman için en güçlü eleştiri yöntemlerinden biridir. iyi çizgi de bazen birçok sözden çok şey anlatabilir. sanırım görsel sanatları, edebiyatı ve mizahı doğru kullanmayı öğrenmeliyiz.

Müslümanlar olarak o kadar gergin bir atmosferde boğuluyoruz ki, galiba gülmek bize lüksmüş gibi geliyor. ama her zaman ciddiyeti takınmak asık suratlılığa da tekabül edebilir. herhalde bir denge noktası bulunacaktır.
Hamza Türkmen
05 Ağustos 2008 Salı 06:40
Reel Duruma El Atmak
Dini metinleri, destanları, gazavatnameleri, kıssa ve tasavvuf kitaplarını köy odalarında, eşraf konaklarında okumaya ve dinlemeye alışmış bir geleneğe aşinalıktan geliyoruz. Türkçe'den Kürtçeye, Arapçadan Boşnakçaya kadar... istisnalar hariç tahkik edici bir eğitimden ziyade, taklitçi veya ezberci bir gelenek bu.

Batılılaşma darbesi yazı dilimizi elimizden aldı, ortada Latinceye uyarlanmış sükelerleştirici bir Türkçe kaldı. Ve uzun yıllar çocuğuna Kur'an öğrettiği, ana dilini konuşutuğu veya şapka giymediği için takibatlara maruz kalmış, zaman zaman da sürgüne ve işkencelere uğramış insanlarımızdan binlercesi bu nedenle idam edildi.

Dolayısıyla okumaya, yazmaya, çizmeye uzak kalmış bir korku ikliminden geliyoruz. Çocuğum okursa gavur olur diye endişe duyan insiyaklardan geliyoruz.

Legal okuma, yazma, çizme işlerini Kemalist ideolojiye uyum sağlayanlara bırakmışız uzun dönem. O yüzden zorunlu eğitimi Türkçe olarak gördüğümüz bu düzende yazanlar çizenler de ve dahi entellektüeller de hep Türk ulus kimliğini içselleştirenlerden çıktı. Entellektüel kesimde de edebiyat kesiminde de ulusalcıların, solcuların, liberallerin cakası konjönktürel fırsatların onları inşa etmesinden kaynaklanıyor.

Ama sonunda Mekke cahiliyesindeki kuşatma şartlarını aşmak azmiyle de olsa yazıya çiziye el atanlarımız oldu. Sağcı ve bâtini anlayışıyla Müslümanlara hizmet etmek isteyen Vehip Sinan'ın sıcak ama çoğu kere garip çizgilerini gördük önce. Nasrettin Hoca espirileri çizgiye güç katmalıydı. Sonra Yılmaz Yalçıner, Necdet Konak bir yandı bir söndü. Ve Hasan Aycın'ın yazıya asla tevessül etmeyen çok değerli ama teşvik görmeyen çizgileri 20 yılı aşkın bir süredir ısrarla estetik kabiliyetlerimizi kırbaçladı.

Asım kardeşimizin gündeme getirdiği Dağıstan Çetinkaya’nın çizgileri gerçekten izlemeye, tadire değer. Kral ve soytarı motifiyle modern olanı bu kadar hicvedebilmek gerçekten kabiliyet işi. Güzel bir örnek. Çetinkaya'ya ve dikkatlerimizi zenginleştiren ÖZ'e teşekkürler.
Ali Emre
04 Ağustos 2008 Pazartesi 19:17
Eline Sağlık Kardeşim
Yine harika bir çalışma koymuşsun ortaya. Görselliği de gözetmişsin üstelik.

Bizim mahallenin bu işle de daha fazla ilgilenmesi; bu konuyla ilgili olarak mesai harcaması, güzel örnekler ortaya koyması, bu konuyu daha sağlıklı ve geleceği gözeterek tartışması lazım.

Teşekkürler değerli dostum!...
Yazarın Diğer Yazıları
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 524 10 28 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim