CHP'yi Sağa Çeken Altı Ok'tur

08.09.2014 21:05
CHP'yi Sağa Çeken Altı Ok'tur
Ulusalcılığın ve geleneksel solun ilişkisi bu kurultayda da bütün kanatlarda devam etmiştir. İki kanat da daha radikal bir sol ideolojiye yahut modele geçme çabası göstermemiştir.

/ Al Jazeera

CHP’nin son kurultayı daha öncekilere nazaran çok hızlı bir biçimde tamamlandı. Bu hız aslında kurultayın anlamına dönük bir göstergeydi. Seçimden, daha doğrusu birbiri ardınca yapılan 30 Mart ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra, Muharrem İnce ortaya çıkmış ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nu başarısızlıkla suçlamıştı. Bu CHP ve benzeri partilerde sıklıkla görülen, adeta doğal ve belli bir demokrasi anlayışını, parti içi tartışmayı yansıtması bakımından da güzel bir tepkiydi.

İnce’nin bu çıkışı iki önemli temele yaslanıyordu. Bunların ilki partinin sağa kaymasıyla ilgiliydi. İnce bir de partinin demokratik bir yapıdan uzaklaşıp, diktatoryal bir eğilim içine girdiğini söylüyordu.

Kılıçdaroğlu, muhtemelen İnce’nin bu eleştirilerinden, bilhassa ilk eleştirisinden önemli ölçüde etkilenmişti. Çünkü İnce, partinin sağa kaymasını CHP’nin bir türlü başarılı olamamasının nedeni olarak vurguluyordu. Gerçekten de CHP, son yerel seçimlerde eski bir MHP’liyi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde parti tabanının kabullenmekte zorluk çektiği ve CHP ile ilişkisi hiç olmamış bir adayı ortaya çıkarmış, ondan önce de ulusalcı kanatlarla işbirliği içine girmişti. Yani, CHP’nin sağcılaştığı somut bir iddiaydı.

Kılıçdaroğlu gerek bu iddianın somutluğundan, gerekse öne sürülen iddianın tabanda karşılık bulacağını düşündüğünden hemen bir kurultay kararı aldı. İnce’nin git gide mayalanan bu yaklaşımının zamanla güçleneceğini ve kendisini alt edeceğini varsayıyordu.

Kurultay İnce’yi iddiasında, Kılıçdaroğlu’nu da muhakeme ve taktiğinde haklı çıkardı. 415 oy alan, bunu 15 günlük bir kampanya ile sağlayan İnce, daha uzun bir hazırlıkla kurultaya gelseydi, anlaşılıyor ki, Kılıçdaroğlu’nu bugünkünden daha fazla zorlayacaktı. 415 oy küçümsenmek ne kelime, son derecede önemli bir hacimdir ve Kılıçdaroğlu şimdi ensesinde bu gölgeyle, tepesinde bu kılıçla dolaşmaktadır. 2015 seçimlerinden alınacak kötü bir sonucun Kılıçdaroğlu’nu yerinden edeceği, olağan ve demokratik koşullarda, neredeyse kaçınılmazdır.

Kurultay konuşmasına bakınca, Kılıçdaroğlu’nun sağcılaşmak suçlamasından etkilendiği anlaşılıyordu. Sağcılaşmadığını, gayet ideoloji dışı bir takım gerekçelerle göstermeye çalıştı genel başkan. Bunların arasında, Dersimli olduğunu söylemesi, Deniz Gezmişlerin mezarını ziyaret ettiğini hatırlatması vardı. Bununla birlikte, mesela İnce’nin en önemli iki savının somut öznesi olan İhsanoğlu konusuna, tek bir kelimeyle değinmedi.

CHP'de sağcılığın kökenleri

Bütün bunlardan sonra daha geniş bir analiz yapılabilir. O da şudur: CHP’nin sağ bir parti olması sadece son zamanların ve seçimlerin konusu değil, kökleri çok daha eskiye giden bir olgudur. Çünkü, bir parti sadece sağ kökenli adaylarla bütünleştiği, onlara yer verdiği için sağcılaşmaz. İdeolojisindeki ve pratiğindeki tercihleri nedeniyle sağda yer alır. Bu gerçek CHP için 1990’ların başından beri gerçektir. CHP, o yıllarda sürdürülen ve açıkça Türkiye’deki demokratikleşme dinamikleri olarak adlandırılabilecek bütün uygulamalara karşı çıkmıştır. Kürt konusunda olsun, başörtüsü konusunda olsun CHP o dönemde sistemin, kökleri 1930’lara kadar geri giden ulus devletçi, homojen toplum ve radikal ve negatif laiklik anlayışına yaslanan bir tavır içinde kalmıştır.

Bu kapsamlı bir tartışmadır. Aslına bakılırsa tartışma Altı Ok'a ve Kemalizme kadar geriletilebilir. Özünde ilerici, dinamik ve devrimci bir çekirdek barındıran Kemalizmin, 1930’lardaki bürokratizasyonu CHP’nin daha sonraki dönemlerinde ve daha sonraki kadroları tarafından benimsenmiştir. 1970’lerdeki CHP atılımı bu kısır döngüyü kırmak içindi. Fakat 1992’de yeniden açılmasından sonra CHP o geçmişi unutarak bu defa 28 Şubat’ı ve 27 Nisan’ı destekleyen bir parti oldu. O arada toplumda meydana gelen yeni sosyolojileri, toplumsal dönüşümü, yeni demokratik talepleri, anlamak bir tarafa, dikkate dahi almadı.

Bu anlayış şimdi Muharrem İnce tarafından eleştirilen sağcılaşmanın kaynağı olarak saptanabilir. Daha açık söylemek gerekirse, CHP’nin Altı Ok, 1930’lardaki tarihi ve militer kökenli bir devlet modeli ve anlayışıyla bütünleşmesidir onu sağa çeken. Bunun 1990’lardaki tanımı ulusalcılıktır. Türkiye’de ulusal bir sol inşa etme çabası veya ulusalcılığın (basit ulusçuluk manası ötesinde) sol bir ideoloji olarak değerlendirilmesi esasen Batı manasında bir gerçek sosyal demokrasinin oluşmamasının da ana nedenidir. Gerçek sosyal demokrasinin bu anlayışla ilişkisi elbette yoktur. Fakat CHP böyle bir görüşü dışa itmektedir.

Söz konusu ulusalcı ve Altı Okçu yaklaşım o derecede CHP ile bütünleşmiştir ki, Kılıçdaroğlu’nu sağa kaymakla suçlayan Muharrem İnce de son kertede o kanadın temsilcileriyle bu kurultayda kendisini özdeşletirmiştir. Bunu CHP’nin bir ‘çocukluk hastalığı’ olarak görmek yetmez. Ulusalcılık dışında bir sol tercihe yönelmemek Türk solunun kronik hastalığıdır. Unutmamak gerekir ki, 1970’lerde daha sol bir model arayan ve Altı Ok'u yenilemek için yola çıkıp, başarılı olan Bülent Ecevit de 1990’larda gene ulusalcı bir ideoloji inşa etme çabasına girmişti.

Kurultayda ideoloji ve program tartışılmadı

Son kurultay ideolojik bir tartışma başlatmadı. Ne ideoloji, ne program ne de yöntem bakımından bir tartışma açıldı kurultayda. Çok genel terimler üstünden ve hayli popülist bir söylemle kurultay tamamlandı. Kurultayın bu özelliğiyle sahip olduğu iki çarpıcı sonuçtan söz açılabilir.

Birincisi, belirttiğimiz gibi, ulusalcılığın ve geleneksel solun ilişkisi bu kurultayda da bütün kanatlarda devam etmiştir. İki kanat da daha radikal bir sol ideolojiye yahut modele geçme çabası göstermemiştir. Tersine bu vurgu yeterli bir sol tutum ve tavır olarak görülmüştür. İkincisi, pratik düzeyde göze çarpan hususlardır. Onların başında da tabanın her şeye rağmen daha sağdan gelen kişilere direnmesidir. Fakat dikkat edilirse bu direnme daha ziyade dinsel anlamdaki sağa karşıdır. Bu CHP’nin laikçi genetiğiyle olan bağını gösteren önemli bir husustur.

CHP böyle bir sonuçla önümüzdeki dönemde birkaç sıkıntı yaşayabilir. Bunların başında Haziran 2015’te gidilecek seçimlerde parti kadrolarının şimdi görülen bölünme ve çatışma nedeniyle yeterince mobilize edilmemesi gelecektir. Bu kısıtlamanın aşılması çok zordur ve bir seçim yenilgisi daha söz konusu olacaksa bu, söz konusu kimlik ve kadro bunalımı nedeniyle yaşanacaktır. İkincisi, CHP’nin mevcut ulusalcı sol anlayışından uzaklaşmaması nedeniyle yeni sosyolojiler ve yeni demokratikleşme taleplerinin sahibi olan kesimlerle ilişkisi gene kısıtlı kalacaktır. Özellikle Kürtlerin CHP ile mesafesi devam edecektir. Bugün Güneydoğu Anadolu’da namevcut bir CHP söz konusudur. 2015 Haziranına kadar geçecek dokuz ayda bu ilişkinin kurulması çok zordur. Aynı şekilde berrak bir sollaşma söz konusu olmadığı, aksine sağlaşma iddiası kendi geçerliliğini koruduğu için CHP’nin şimdi AK Parti tabanındaki kitlelerden oy alması da çok zor görünüyor.

Sonuç olarak CHP’nin önemi işleyen ve yüzde 25 civarında oy alan bir parti olmasındadır. Fakat CHP’nin ideolojisi itibariyle Türkiye’nin beklentilerini karşılayan bir parti olduğunu söylemek zor. Fakat Türkiye’nin demokratikleşme ve diğer sosyal talepleri karşılama bakımından gerçek bir sosyal demokrat  partiye ihtiyacı olduğu muhakkaktır. Kurultay bu yönde bir cevap ve umut doğurmamıştır

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim