Çeçenya’da oyun bitti, Putin kazandı

03.10.2008 14:52

Jonathan Steele

İşgalci, etnik topluluğun çoğunluğunun desteklediği bir isyanı nadiren mağlup edebilir. Fakat beğenin veya beğenmeyin, Putin Çeçenya’daki savaşı kazandı. Putin uzun süreli bir oyun oynadı ve kalan birkaç muhalif gruptan biri bile direnişin en azından bu kuşak için bittiğini kabul ediyor

Spiral hareketi yok. Çeçenya’yla ilgili ilk sürpriz bu. Bugün Bağdat’ta veya Sovyet işgali sırasında Kâbil’de olduğu gibi, uçaklar yerden ateş açılması tehlikesine karşı havaalanına yüksek irtifadan yaklaşıp bir kanatlarını eğerek ani ve korkutucu bir spiral hareketiyle alçalmıyorlar. Grozni’de ormanların ve köylerin üzerinde ferah feza süzülüyorlar, belli ki direniş savaşçılarının pusuda beklemediğinden eminler.

İkinci süpriz, Çeçen başkentindeki yeniden inşanın boyutu. Beş yıl önce Grozni’yi ziyaret ettiğimde hâlâ enkaz halindeki Dresden veya Hiroşima’yı andırıyordu, yıkılmadık sokağı kalmamıştı. Şimdiyse ana caddelerin iki yanında apartman daireleri, dükkânlar ve kafeteryalardan menkul dokuz katlı binalar uzanıyor. Kentin ana meydanında işçiler, Avrupa’nın en büyük camisi olarak nitelenen yapının son tuğlalarını yerleştiriyor; İstanbul’daki Sultanahmet Camii’nin bir kopyası olan caminin masrafı Türkiye tarafından karşılanıyor ve inşaatın büyük bölümünde Türk mühendisler çalışıyor.

Korkunç bir insani bedel ödendi

Çıplak arazileri, yıkılmış binaları ve arkasında büyük acılar bırakan bomba kraterlerini gözlerden gizlemek için dikilmiş yüksek beyaz beton duvarlar yeni apartmanları birbirine bağlıyor. Fakat yeniden inşa gayretinin ölçeği ve hızı çarpıcı, Kremlin’in petrol gelirlerinden önemli bir kısmını Çeçenya’nın ‘normalleştirilmesine’ harcama kararlılığının açık göstergesi. Rus birliklerinin ikinci Çeçen savaşında Grozni’yi ele geçirmesinin üzerinden dokuz yıl geçti ve ancak Moskova’nın halihazırdaki gözdesi Ramazan Kadirov’un başkan olmasının ardından ciddi miktarlarda para aktarılmaya başlandı.

Yeni olan bir başka husus da Rus ordusunun ve içişleri bakanlığı birliklerinin caddelerden kaybolması; ABD’nin de Bağdat’ta taklit etmeye başladığı daha az görünür olma stratejisi bu. Rusların havaalanının ve Grozni’nin kenar mahallerininin yakınındaki üsleri ve kışlaları yerli yerinde duruyor, fakat güvenlik görevini Kadirov’un Çeçen güçleri yürütüyor. Vaktiyle Rus kontrol noktalarından geçilmeyen otoyollar açık ve devriyeler de yok.

Beğenin veya beğenmeyin, Rusya bu savaşı kazandı. İşgalcinin etnik topluluğun çoğunluğunca desteklenen milliyetçi bir isyanı mağlup etmesi nadir bir olaydır. Dramatik başarısızlık örnekleri olarak Vietnam ve Cezayir’i hatırlayın. Britanya’nın askeri akademilerde ders niteliğinde bir başarı olarak öğretilen Malaya’daki performansı, Çin azınlıktan gelme direnişçilerden kaynaklanıyordu.

Birçok gözlemci gibi, ben de Rusya’nın bu noktaya ulaşacağını hiç sanmıyordum; bilhassa da birinci Çeçen savaşında kazandığı açık zaferin, gerillaların Grozni’ye sızıp kitlesel bir ayaklanma başlatmasıyla bir gecede suya düşmesinden sonra. Fakat Putin Yeltsin’e benzemiyor. Uzun zamana yayılan bir oyun oynadı ve kalan birkaç muhalefet grubundan birinin sözcüsüyle konuştuğumda, o bile savaşın en azından bu kuşak için sona erdiğini kabul ediyordu. “Şu an birleşik bir direniş zemini yok ve 2. Dünya Savaşı sonrası Ukrayna’da baş gösteren ‘Orman Kardeşleri’ gibi tahakkümcü bir direniş istemiyoruz” diyor bir diğeri, savaş sonrası 10 yıl boyu Sovyet iktidarına karşı savaşan milliyetçi çetelere atıfta bulunarak. Rusya’nın Çeçen başarısı korkunç bir insani bedel karşılığında geldi; muazzam ateş gücü, direnişçi olduğundan kuşku duyulanların işkenceden geçirilmesi, gerilla liderlerine yönelik hedefli suikastlar ve para ve af önerisiyle yapılan kurnaz manipülasyonlar... Moskova ayrıca Çeçen ulusal hareketi içindeki bölünmeleri kullanıp derinleştirdi. Ramzan Kadirov’un babası, birinci Çeçen savaşında Ruslara karşı savaşmış ılımlı bir İslamcı, fakat 2000’de direniş içindeki laiklere karşı güç kazanan Vahabizme karşı çıkarak saf değiştirdi. Ramzan’ın (herkes onu ilk ismiyle anıyor) resimleri Grozni’nin dört bir köşesindeki kamu binalarının duvarlarını süslüyor. “Halka hizmet mutluluktur” diye yazıyor, Saddam Hüseyin’inkilerle yarışacak kadar büyük olan ve havaaalanı terminalinde asılı duran bir resimde. Gudermes yakınlarındaki karargâhında yapay bir göl, Disneyworld tarzında cam elyafı bir dağ ve panterlerle leoparlar var; Ramzan zorlu bir günün sonunda onları seyretmenin kendisini rahatlattığını söylüyor. Fakat sivilce bozuğu yüzü ve seyrelmiş kızıl saçlarıyla 30 yaşındaki başkan beklenmedik ölçüde yumuşak bir izlenim veriyor. Etrafı silahlı muhafızlarla çevrili siyah gözlüklü ve çalımlı bir diktatör yok ortada, ama karşıtları kimsenin eleştiri getirmeye cesaret edemediği bir korku atmosferi yarattığını anlatıyor.

Kremlin’i öve öve bitiremiyor

Öte yandan Kadirov’un ileri geri konuşmaktan pek çekinmediği de ortada. Beslan’daki okul baskınını planlayan Şamil Basayev’den bahis açılınca, bir keresinde onunla aynı odada bulunduğunu ve bir fırsatçı olduğunu hemen anladığını söylüyor. “Öldürüldüğünü öğrenince sevindim, fakat sonra üzüldüm çünkü onu kendi ellerimle öldürmek istiyordum,” diyor gayet ciddi bir yüz ifadesiyle. En büyük ironi Kadirov’un Rusya’yı öve öve bitirememesi. 19. asırdaki Çarist müdahalelerden beri Kafkaslar’daki hiçbir halk Ruslara karşı Çeçenler kadar sert savaşmadı veya kayıp vermedi. Ancak şimdi Çeçen başkanı, Rusların yanında Güney Osetya’ya Çeçen askerleri göndermekle böbürleniyor. “Çeçenler hiçbir zaman ayrı bir devlet istemedi. Rusya Federasyonu içinde kalacağımızı gösterdik” diyor.

Bazıları Kadirov’un gizli bir planı olabileceğini, gelen parayla güçlerini silahlandırıp eğitir eğitmez ve ülkesini yeniden inşa eder etmez Ruslardan çekip gitmelerini isteyeceğini söylüyor. Karşıtlarıysa buna gülüyor, Kadirov’un Kremlin’e göbekten bağlı olduğunu ve Moskova’nın elinde gerekirse onun yerine geçireceği başka Çeçenler olduğunu belirtiyor.

Diaspora döner mi?

Peki bu manzara karşısında Çeçen bağımsızlığı hayalleri nerede kalıyor?

Hayallerin dondurulduğunu fakat terk edilmediğini söylüyor milliyetçi sürgünler; ithal edilen Vahabizm’den daima en az Kremlin kadar rahatsız olduklarını belirtiyorlar. İyimser olmak için iki gerekçe öne sürüyorlar. Yeltsin’in bombardımanı, ardından Putin’in savaşı, Rusya’nın büyük sivil nüfusunu Çeçenya’ya kaçmaya mecbur bırakmıştı. “Yerleşimciler gitti. Onlar artık sadece işgalci” diyor biri. Sonra yeni bir diasporanın varlığından söz ediyor. “Allah’a şükür ki Arap ülkeleri Çeçenleri hiçbir zaman mülteci olarak almadı. İslami etkiden uzaklar. Çeçenlerin hepsi Batı’ya, bilhassa da Avrupa’ya gitti. Eğitim görüyorlar ve günün birinde dönmeye hazır olacaklar” diye de ekliyor.

Tesadüfe bakınız ki, konuştuğum sürgünün sözünü ettiği ikinci noktayı, görüşmemizde Kadirov da dile getirdi. Liderleri Moskova’yla bu kadar içli dışlı oldukça, diasporanın dönüp dönmeyeceğini zaman gösterecek. (30 Eylül 2008)

Radikal

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim