1. YAZARLAR

  2. İsmail Kılıçarslan

  3. Çapulcular mültecilere karşı
İsmail Kılıçarslan

İsmail Kılıçarslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Çapulcular mültecilere karşı

A+A-

Hatırlayacaksınız. Gezi eylemlerinin epey yoğunlaştığı günlerde, polisin gazından, tazyikli suyundan kaçmak için insanlara çağrı yapılıyordu: 'Apartman kapılarınızı açık bırakın. Evlerinizi eylemcilere açın.'

Bu çağrıyı hiç garipsemediğimi o zaman da söylemiş, dile getirmiştim sosyal medyada. Elbette, çatışmanın ortasında kalan insanlara sığınabilecekleri yerler lazımdı.

800 kilometre sınırımız olan komşumuz Suriye'de çıkan savaşla beraber ülkemize sığınan mülteciler için de elbette aynısını düşündüm. İnsanların en temel hakkı olan 'hayatta kalma hakkı'nı kullanmalarından ve Türkiye'ye sığınmalarından daha doğal ne olabilirdi?

Doğrusu, savaş mağdurlarına kapısını açan ülkemle de başından beri gurur duydum. Zira Anadolu topraklarının geçmişi tam olarak bunu gerektirirdi.

Sanıyorum hiç kimse, savaşın bu kadar uzun süreceğini hayal etmemişti. Geride kalan 3,5 yıl içerisinde ülkemize 1 milyona yakın Suriyeli mülteci geldi.

Bu 1 milyona yakın mültecinin 400 bin kadarı kendileri için hazırlanan kamplarda, devletin sağladığı imkanlarla yaşıyorlar.

Geri kalanı ise başta Antep, Kilis, Hatay, Urfa gibi Suriye'ye yakın şehirler olmak üzere Türkiye'nin pek çok yerine dağılmış durumdalar.

Gönül isterdi ki, bu mültecilerin tamamı, kontrol edilebilsin, kendileri için hazırlanan kamplarda barındırılabilsin. Ancak bu bir kaç bakımdan mümkün olamadı.

Birinci ve en önemli sebep, özelikle Kilis, Hatay, Antep ve Urfa hattında yaşayan insanımızla pek çok Suriyelinin akrabalık bağlarının olması. Yani bir şekilde 'kamp'a değil akrabasının yanına gelmek istiyor insanlar ve bunu engelleyebilmeniz de ne mümkün ne de insani.

İkincisi, kamplarda yaşamak yerine Suriye'den cebinde parasıyla gelen insanların varlığı. Bu insanlar, kendi ekonomik düzenlerini kurdukça kendi gettolarını da oluşturdular. Belki buna engel olunabilirdi. Fakat 1 milyon insandan bahsetttiğimizi unutmayın derim gene de.

Üçüncüsü de bazı patronların kaçak yollarla Suriyelileri ucuz işgücü olarak çalıştırması. Bakın burada şu ayrımı iyi yapalım. 'Allah rızası' için, kanuna nizama uygun yollarla Suriyeli çalıştıran insanın başımızın üzerinde yeri vardır. Ancak sigortasız, düşük maaşla ve kaçak olarak Suriyeli çalıştıran işyeri sahipleri hayırsever değil, fırsatçı ve alçaktır. Devletin bu duruma acil müdahalesi elzemdir. Suriye'de savaştan kaçıp burada köle gibi çalıştırılmayı hiçbir Suriyeli kardeşimiz hak etmemektedir.

Mülteciler konusunda romantizmin de, toptancı yaklaşımın alemi yok.

Suriye'den gelen 1 milyon insanın arasında son derece dürüst ve onurlu pek çok insan var. Ailesinin tüm erkekleri Suriye'de çarpışırken ailenin kadın ve çocuklarına burada göz kulak olan insanlar var mesela. Kimseden beş kuruş talepleri yok. Kimseye verdikleri bir rahatsızlık yok. Daha geçen gün, 8 ay sonra ilk kez eline 'maaş' geçen bir Suriyeli tanıdığım bayram için toplanan fitreleri 'benim bu ay param var' diyerek kabul etmedi mesela.

Tabii, bu 1 milyonun içinde dilencisi, hırsızı, uğursuzu, üç kağıtçısı da var. Kamplarda yaşamayı reddedip sokaklarda dilencilik yapan Suriyeliler (ya da Suriyeli taklidi yapan Türkler) kabul edelim, ciddi bir sorun. Ancak, Türk dilencilerden daha büyük ve daha önemli bir sorun değil.

Belki bilenleriniz vardır. Türkiye'de faaliyet gösteren yardım kuruluşlarının hemen hepsinin mülteciler için çeşitli çabaları var. Ancak her birine ulaşabilmek, her birinin mağduriyetini kalıcı olarak giderebilmek imkan ihtimal dışı.

Son zamanlarda Suriyeli mülteciler aleyhine 'çapulcu' diyebileceğim bir takım kesimlerin inanılmaz bir düşmanlığı söz konusu. Hatta, yere batası Türk ulusalcılığının yeni arzu nesnesi Suriyeli mülteciler. Faşist dillerini savaş mağduru bu insanlar üzerinden gerçekleştirmenin derdindeler.

Burada son derece kilit önemde bir görev düşüyor bize. O da, Suriyeli mülteci kardeşlerimizin neden ülkemizde olduklarını hiç ama hiç unutmadan ve her Suriyeliyi 'aynı insan' zannetme kolaycılığına düşmeden bu faşist dille mücadele etmek. Herhangi birinin sadece 'Suriyeli' olduğu için ötekileştirilmesine, yok sayılmasına fırsat vermemek. Ve elbette, herhangi birinin yanlışını sadece 'Suriyeli' diye yok saymamak.

Ve bence topluca şu çağrıyı yapmamız gerekiyor yetkililere:

1.Suriyeli kardeşlerimize yönelik faşist saldırıları engellemek için etkin bir eylem planı hazırlanmalı.

2.Özelikle metropollerde dilencilik v.b işlerle uğraşan Suriyeliler için alınacak önlemler artırılmalı.

3.Kaçak Suriyeli işçi olgusuna son verilmeli.

Ne diyordu Martin Luther King: 'Sen buradan Suriyeli kovmaya kalkarsan adama sorarlar: Sen Anadolu'ya nerden geldin, ibiş?'

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum