Bugün 27 nisan hüzün doluyor insan

27.04.2012 09:17

Namık Çınar

Darbe... darbe... darbe... başka lâf bilmez misin sen, diyesim geliyor kendime bazen. Ne ki, insanda darbeden başka imgeler uyandırmayan ordusu varsa eğer bu ülkenin; senin de biteviye kavgasını vereceğin o meselen duruyordur, kaleminin ucunda her gün.

Yoksa istemez miyim, örneğin Amerikan tipi bir hayat tarzıyla yok olup giden özgün beceriler, kendine has biricik hazlar ve zengin çeşitlilikler sunan pür-heves ve pür-emek dükkâncıların giderek yerini alan, para arsızı holdinglerin o soyut ve ruhsuz, robotik, lezzetsiz zincir mağazalarını anlatarak, yerin dibine sokup çıkarmayı onları.

Ya da, Cumhuriyet’in doksan yıllık bir dışlamayla geçen antidemokratik safhasındaki geniş mağdur kitlelerine devrimciliklerle öncülük eden AKP’nin, şimdi artık demokratik bir safhaya geçecek yerde, güç kazandıkça tutuculaşıp mağrurlaşarak, bir doksan sene de kendileri için geçsinmiş gibi çağrışımlar içeren, din... din... din... diye diline doladığı, hikâyesi çok eski o bildik yaklaşımlarla bir yere varamayacağını, dilemez miyim ben de anlatmayı.

Umarım bir gün onlara da sıra gelir. Ama ilkin şu darbe ilişkilerine yoğunlaşmayı sürdürmeliyiz, tavsamadan.

28 Şubat sürecinin soruşturması, bildiğiniz gibi, Batı Çalışma Grubu ekseninde sürdürülüyor. 28 Şubat, tıpkı seferberlikteki gibi, yedekte bekleyen lüzumlu sivillerin askere alınmak suretiyle yaygınlaştırılması esasına göre yapılan darbe sürecinin adıydı, anımsarsanız.

Modern dönemin darbelerini yapmak için generaller, araç olarak mevcut muvazzaf ordu ile yetinebiliyorlardı, eskiden. Modernlik sonrasında ise, içinde olunan yeni ve farklı koşulların bir gereği olarak, siyasal parti, medya, üniversite, iş dünyası ve yargı gibi unsurlardan “Sefer Görev Emri”ne en münasip gördüklerini silâhaltına almayı, kotarılacak darbenin başarısı bakımından daha akılcı, daha meşrulaştırıcı ve yarayışlı bulmuşlardır.

O nedenle, Harekât Emri’nin 3. maddesi olan “İcra” bahsinde, askerî kıt’alardan ziyade bu unsurlar kullanılmışlardır. İşte o postmodernlik meselesi de buradan gelmektedir. Ve ortada ne zaman bir “Harekât Emri” varsa, bilinmelidir ki, “hazırlık hareketleri” tamamlanmış, “icra hareketleri”ne geçilmiş demektir. Zira Harekât Emri, eylemsel ve devinimsel bir plânın varlığının ifadesidir.

Ayrıca, 28 Şubat postmodern sürecinin devamında yer alan Balyoz, Ergenekon vb. yapılanmaların içinde yer almış olan kimi gazetecileri, yargı mensuplarını, profesörleri, işadamlarını ve politikacıları yadırgamayıp; işte onların bu modernlik sonrası darbe modeline göre sefer görevleri çıkarılarak askere alındıklarını ve harekâta öylelikle katıldıklarını kavrayarak, taşları yerlerine oturtmak gerekir.

Bu yüzden davalardaki yargısal sorumlulukların, muvazzaf unsurlar bakımından, harekât emirlerini yayınlayan karargâhlar çerçevesinde tutulması; emrin icra maddesinde kendilerine görev tevdi edilmiş olanlara doğru genişlemesi hâlinde ise, onların da kendi harekât emirlerini yayınlayıp yayınlamadıklarıyla sınırlandırılması önem kazanmaktadır. Netice olarak, bireysel görevlendirilmeler ve sorumluluklar hariç olmak üzere, eğer bir birimin harekât emri yok ise, o birimin kurumsal icraatı da yok sayılmalıdır.

Bunun başlıca nedeni, eğer orduyu ideolojik bazda ve subayların fikirleri temelinde temizlemeye kalkarsanız, elinizin altında çavuş ve onbaşılardan başkasının kalmamasıyla karşılaşabilirsiniz. Ordunun demokratikleşmesi, yaygın bir tasfiyeden ziyade, siyasal olarak zapturapta alacak yasal ve yapısal düzenlemeler yoluyla olmalıdır. Bu esas itibariyle, yüksek komuta kademesini denetim altına almayı da içeren bir dizi reformlarla yapılabilecek bir iştir. Kriterini de, hükümetin “Askerî Politika”yı artık kendisinin geliştirip uygulayabildiği; elinin altındaki ordunun da o maksatlar için uyumlu bir enstrümana dönüştüğü şartlara gelinmişlik belirler. Öyleyse, yüksek komuta kademesinde temizlik yapmak yeterli sayılmalıdır. Lâkin bu durum, “yeni savaşlar” ışığında yeniden biçimlenecek olan ordunun muharebe edemeyecek ataletteki yaşlı ve hımbıl unsurlarının tasfiyesi ile de karıştırılmamalıdır.

Öte yandan, reformların motoru da yalnızca yargı süreçleri olamaz. Ceza davalarına ve iddianamelere bağlı kalınan söylemlerle yetinilip, sosyo-politik ve tarihsel kirlilikler, herkesin duyargalarına bir mızrap gibi değerek demokratik bilincin o muazzam bestesindeki seslerini veremezlerse, çoğu şeyler güdük kalacaktır.

Gözardı edilemeyecek bir başka husus da, darbelerde görev almış sivil zevatın, soruşturmaların dışında tutulamayacak olmalarıdır. Çünkü ordu, sadece kendisini kapsayan ve etkileyen bir önlemler manzumesi ile yüz yüze kalırsa, bunu inandırıcı ve adil bulmaz ve kendi içine daha da kapanarak, reform süreçlerinde direnç gösterir.

Kamuoyunda söylenegelen, özellikle medya mensuplarına dokunulmaması lâzım geldiği söylemleri doğru önermeler değildir. Her kim ki darbe suçuna bulaşmıştır, o dahi hesap vermeye müstahaktır. “Kin... intikam... cadı avı” gibi tahrifatlar, bu düzenin değişmesini istemeyenlerin son çırpınışları ve gayretleridir.

27 Nisan’a değinemedik bile. Kısmetse, bir başka yazıya...

cinarnamik@hotmail.com

TARAF 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim