1. YAZARLAR

  2. Robert Fisk

  3. Bu denizde 'ölülere' yer yok
Robert Fisk

Robert Fisk

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu denizde 'ölülere' yer yok

A+A-

Kanada'da Ölüdeniz Parşömenleri'nin sergilendiği ve birlik mesajı vermeye çalıştığı söylenen sergide, o paha biçilmez belgelerin Batı Şeria'da bulunduğuna dair en ufak bilgi verilmiyor. Tıpkı Londra'daki 'Türkler' sergisinde Ermenilerin Türk tarihine katkısından pek söz edilmediği gibi...

Ölü Deniz Parşömenleri’ni gördüm nihayet. Oradaydılar, koruyucu, soğutmalı cam bölmelerin altında, 2 bin yıl önce deriye ve papirüse yazılmış kelimeler, Eski Ahit’e dair dünyadaki en önemli kayıt. Sanırım bir şeye inanmanız için onu görmeniz lazım. İbranice okuyamıyorum, antik İbranice’yi (ya da parşömenlerin üzerindeki diğer diller olan Yunanca veya Aramice’yi) zaten hiç bilmiyorum, fakat bazı harfler Arapça’dan tanıdık geliyor. Arapça’daki ‘sin’ ve ‘mim’ harfleri İbranice’yle neredeyse aynı ve antik dönemde, aynı bizim gibi, sadece geçmişi bilen, geleceğe dair fikri olmayan birileri tarafından yazılmışlar. Metinlerin çoğu İncil’de mevcut; bazılarıysa yok. Şöyle yazıyor parşömenlerde: “Tanrı seni kutsasın, sana yüzünü göstersin ve sana kendini açsın. Zira o sonsuz bir krallığın tahtı üzerindeki inananları onurlandıracaktır.”

İlk sahipleri bir Ermeni’ydi

Parşömenlerin bulunma hikâyesi iyi biliniyor elbette. Arap Bedevi bir çocuk, Muhammed el-Dib, onları Hirbet Kumran’da bir mağarada buldu (o mağara şu an Filistin’in işgal edilmiş Batı Şeria’sında) ve Kudüs’te Kando (Halil İskender Şahin) adlı bir ayakkabı tamircisine verdi; parşömenler en nihayetinde, Kudüs’ün Ürdün kısmında çalışan akademisyenlerin (çoğu Amerikalı’ydı) eline geçti. Derken 1967 savaşı patlak verdi ve İsrail ordusunun Doğu Kudüs’e girişi... evet, gerisini tahmin edebilirsiniz.

Ontario Kraliyet Müzesi’nde o orijinal metinlere bakarken, mecburen bir dizi soru işaretine vesile olan ve kısmen Kanada’nın her tartışmalı konuya karşı ‘aman bir maraza çıkmasın’ yaklaşımından kaynaklanan bir masal dinliyormuş gibi hissettim kendimi. İsrail Antik Kalıntılar Dairesi’nin profesyonel (ve parlak) desteğiyle ortaklaşa düzenlenen serginin hiçbir yerinde, öhöm öhöm, işgal veya Batı Şeria hakkında tek söz edilmiyordu. Veya belgelerin nasıl bulunduğu ve İsraillilerin eline nasıl geçtiği hakkında.

Sevgili dost Kanadalılar (ki bugüne dek tatsız gerçekleri gizlemenin olsa olsa daha fazla ateşe ve acıya yol açacağını öğrenmiş olmaları gerekirdi) o kadar temkinli ki, parşömenlerin ilk sahibi olan Kando’nun Ermeni olduğundan bile söz etmemişler. Elbette söz etmezler. Çünkü o zaman bir Ermeni’nin niye Türkiye’nin batısında değil de Kudüs’te yaşadığını izah etmek zorunda kalırlar. Bu da 1915’teki Ermeni Soykırımı’ndan bahsetmek zorunda kalmaları anlamına gelir. Ve bu da Kanada’da yaşayan ve soykırımı inkâr eden Türk toplumunu öfkelendirir. Ve sonra, Ermeni Soykırımı’nın gerçekleştiğini kabul etmeyen, tek bir Gerçek Soykırım olduğunu, onun da Avupalı Yahudilerin başına geldiğini düşünen İsrail Antik Kalıntılar Dairesi de öfkelenir. Yahudi Soykırımı bir gerçek, fakat (Hitler’in altı milyon Yahudi’yi imha etmesine örnek oluşturan) Ermeni Soykırımı Kanada’da tartışılamayan bir varyete. Keza, geçen Nisan’da Obama’nın ödlekçe ‘soykırım’ kelimesini bile kullanamadığı Amerika’da da.

Neyse biz sergiye dönelim. Zavallı sevgili Kanadalılar bütün bu gösteriyi bir ‘birlik bütünlük’ formunda (anlarsınız ya, üç tek tanrılı din vardır, onlar da Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik’tir) reklam etmek zorundaydı, ama heyhat parşömenler Arapça yazılmış değil ve İslam’a yönelik yegâne jest, ışıklar altına konmuş 200 yıllık tek bir Kuran’dan ibaret. ‘Birlik bütünlük’ iddialarını güçlendirmek için müzenin kitapçısına İslam hakkında üç-beş kitap da koymuşlar. Müze müdürü William Thorsell (içler acısı bir sahte şiirsellikle) şunu söylüyor: “Bu sergi inançlar arası tartışmalarda provokatif bir aydınlanma başlatacak.” İşte bu noktada ilaç torbama sarılıyorum.

Zira sergide gösterilen videoların büyük çoğunluğunun mesajı (ne de olsa çokkültürlü olduğu kadar çokteknikli bir mutluluk çağındayız) Yudea ve Samarya’nın (biz geri kalanlar Batı Şeria diyoruz) aslen Yahudi olduğunu açıklığa kavuşturuyor. Hay Allah, öyle, tabii.

Zavallı Filistinli dostlarımız deniz kıyısında yaşıyordu. Fakat birkaç yıl önce bir grup İsrailli yerleşimciye bir takas önerdiğimde (dürüst olmak gerekirse, yumuşak tavırlı kahkahalarla karşılamışlardı önerimi; işgal altındaki Batı Şeria karşılığında belki İsrail’in verilebileceğini söylemiştim), fikir onlara pek de cazip gelmemişti. Tel Aviv’i ve uluslararası olarak tanınmış İsrail’in tamamını, artı, Batı Şeria’yı istiyorlardı. (O günlerde Gazze’yi de tutmak istiyorlardı, içlerinden biri gerekçe olarak balinanın Yunus Peygamberi kustuğu yerin Gazze olmasını göstermişti.)

‘İsrail yasadışı olarak el koydu’

Ontario sergisini kirleten bu tür iddialar yok. Organizatörlerin sergiye utangaçça verdikleri isim ve buldukları tanıtım sloganı şu: “Dünyayı Değiştiren Kelimeler - bu tarih hazinelerini görme fırsatı hayatta bir kez gelir.” Fakat işleri karıştıranlar da eksik değil tabii. Kanadalı ‘İsrail Apartheid’ına Karşı Koalisyon’ ilk başta Ürdün Antik Kalıntılar Dairesi ve Fransa İncil Enstitüsü’nün elinde olan parşömenlerin 1967’de ‘İsrail tarafından yasadışı olarak el konup götürüldüğünü’ öne sürüyor. Protestoculara göre, Ontario Kraliyet Müzesi’nin parşömenleri sergilemeye hakkı yok, çünkü bunlar ‘yağmalanmış’ eserler. Bizzat Filistin Yönetimi de meseleye karışmış durumda, müzenin ‘Filistin topraklarından alınıp götürülen eserleri sergilediğini’ savunuyor. (Ah Okurlar, Elgin mermerlerinden hiç söz etmeyelim, her ne kadar Britanyalılar Yunanistan’ı işgal etmemiş olsa da.)

Bu yüzden müze yönetimi giderek suskunluğa gömülüyor. Bu saygıdeğer kurumun sözcülüğünü yapan kibirli bir kadın, “Hiçbir söyleşi yapmıyoruz” diyor. Niye yapmadıklarını gayet iyi anlayabiliyorum. Müze, elinde serginin yasallığını kanıtlayan belgeler olduğunu iddia ediyor. Fakat göstermiyor. Ne de fikrini almak için Unesco’ya başvuruyor. Birlik bütünlükten geçilmiyor ortalık tabii ki.

Filistinli veya Ermeni’yseniz...

öylemek bile fazla: Suudi hükümeti Toronto’da İslam hazinelerini sergileyecek olsaydı, vaktiyle Arabistan’da yaşayan kalabalık Yahudi toplumundan, Londra’da Türk kültürüne dair düzenlenen sergide Ermenilerin Türk tarihine katkısı hakkında söylenenden daha fazla söz eder miydi, çok şüpheliyim.

Bir de şu var ki, Ölü Deniz Parşömenleri’nin fotoğrafları, Independent’ın şu satırları yazan muhabirinin nazarlarına konu olan orijinallerinden çok daha net ve daha anlaşılırken, bu paha biçilmez belgelere dünyanın dört bir köşesini dolaştırmaya niye gerek duyulduğunu hakikaten merak ediyorum. Fakat sanırım aynı eski hikâye: Görmek inanmak demek. Filistinli veya Ermeni ya da mülkiyet haklarıyla ilgilenen biri olmamanız şartıyla.

(The İndependent / 11 Temmuz 2009)

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT