Beşşar Esad keşke sessizliğine devam etseydi

31.03.2011 13:44

Abdulbari Atwan

Başkan Beşşar Esad dün Suriye Halk Meclisinde yaptığı konuşma boyunca, Suriye’nin mezhep fitnesini patlatmayı hedefleyen bir komplo ile karşı karşıya olduğunu vurgulamaya gayret etti. Bu tespit doğrudur ve biz de katılıyoruz. Ancak Suriye’nin bu komplo karşısında nasıl korunacağı ve daha büyüyüp yayılmadan ve ülkeyi kanlı bir iç savaşa sürüklemeden nasıl bitirileceği noktasında onunla aynı düşünmüyoruz.

Siyasi ve ekonomik reformlara gidilmesi bu komplonun boşa çıkarılması için en etkili ilaçtır. Bunun yapılmaması durumunda yol hızlıca fitneye çıkar. Başkan Esad da “Reform yapmamak ülke için bir yıkımdır” derken bu gerçeği itiraf ediyordu. Ancak konuşması bu yönde yeni adımlar atmaya başlama anlamında her hangi bir bölüm, taahhüt ya da müjde içermedi. Bütün yaptığı kelimelerle oynamak ve daha önceki konuşmalarındaki sözlerini tekrar etmek oldu. Yani, başkaldırmaya cesaret eden ve gösterilere katılanları, bu durumda komploya ortak olmak ve fitneyi teşvik etmekle tehdit etmekten başka kesinlikle yeni bir şey yok.

Özellikle Deraa’lı olan yardımcısı Faruk Şara’nın sevindirici unsurlar içereceğini bildirmesinden ve danışmanı Besine Şaban’ın olağanüstü hal yasasının kaldırılmasından, çoğulculuktan, basın hürriyetinden ve göstericilerin dillendirdiği diğer taleplerden bahsetmesinden ve onlar üzerinde çalışıldığını söylemesinin, halkına müjde vermesi için, uzunca bir süre beklediğimiz Başkan Esad’ın konuşmasının önünü açtığını umduk. Dr. Şaban’ın O’nu sürpriz yapma hakkından mahrum etmemek ve güvenlik teşkilatının baskı ve zulmüne karşı direnen ezilmiş halkına güzel haberler vereceği konuşmasının sürprizlerini önceden açıklamadığını düşündük. Ancak tam bir hayal kırıklığı oldu. Gösterilere ve bahsettiği dış komploların, eğer gerçekten varsa başarılı olmasını kolaylaştırıcı yeni bir azık sundu. Başkan Esad’ın halkının reform taleplerine cevap vermekten yüz çevirmesinin birkaç yorumu var:

Bir: Sistemin içerisinde ve güç merkezlerinde bu konuda bir çatlağın olması. Başkan Beşar Esad’ın başını çektiği ve gerçek reformlar isteyen pragmatist kanat var. Onun karşısında da soğuk savaş döneminden kalma şahinler grubu var. Bunlar reformu sistemi içten çökertecek büyük bir hata olarak görüyorlar. Anlaşılıyor ki galibiyet sonuçta ikincilerin olmuş.

İki: Sistemin iktidara destek için bazı Suriye kentlerinde düzenlemiş olduğu halk gösterileri, Başkan Esad’a destek hacminin, muhalefetten çok büyük olduğu intibaını vermiş olabilir.

Üç: Sistem, elinde bulundurduğu askeri güç ve içyapısı sebebiyle, çoğunluğu sisteme sadık ve dikkatli seçilmiş liderleriyle, silahlı çatışma olduğunda görevlerini yerine getirmek için harekete geçecek güvenlik teşkilatından dolayı her hangi bir gösteriyi bastıracağı ya da her hangi bir mezhep savaşını engelleyebileceği yönünde kesin bir kanaate sahip oldu.

***

Bu üç açıklamadan her hangi birini tercih etmemiz zor. Ancak Başkan Beşşar Esad’ın on yıllık yönetimi boyunca sürekli vurgu yaptığı reformları uygulama gücünün olmadığını söyleyebiliriz. Bu konudaki delilimiz, Onun dünkü konuşmasında Dr. Şaban’ın da bahsettiği reform adımlarının 2005'teki Baas Partisi Bölgesel Konferansında ele alındığı açıklanıyor. Ancak o bize niçin geçmiş yıllar boyunca onlardan herhangi birinin uygulanmadığını ve neden sümen altı edildiği ve bölgesel liderlerin arşivlerinde hapsedildiğini söylemedi.

Başkan Esad, zaman unsuruna oynuyor ve sisteminin şu anki krizi aşma gücüne inanıyor. Bu halklarının değişim ya da reform talepleriyle yüzyüze gelen bütün Arap liderlerinin durumudur. Ancak bu çerçevede iki liderin taktikleri tutmadı. İlki, Güvenlik Çözümleri Akademisi Dekanı olarak kabul edilen Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali’dir. Diğeri, değişik uzmanlık ve yönelimlerden birmiyon ikiyüzellibin kişilik hacmiyle Mısır ve bölge tarihinde en büyük güvenlik imparatorluğunu kuran Başkan Hüsnü Mübarek’tir. Kurduğu güvenlik imparatorluğu, düzenli ordunun en az üç katıydı. Ve bütçenin en az üçte birini kullanıyordu.

Zaman unsuruna oynamak Beşşar Esed ve sisteminin lehine değildir. Suriye halkı reform vaatleri değil uygulama bekliyor. Bu da onların hakkı. Çünkü onlar uzun zamandır beklemekten yoruldular. İsraille savaş ve Amerikan komplolarına karşı direniş sloganları, dağ gibi sabrının devam etmesini ve baskı, zulüm ve yolsuzluğa katlanmasını artık sağlayamaz.

Evet. Amerika ve İsrail Suriye’yi emperyalist planlarının ve Arapları kendilerine bağlı tutma çabalarının önünde bir engel olarak görüyorlar. Ancak bu mahfillere karşı kırk yıldır sözle ve teorik sloganlarla sürdürülen savaş karşılığında uygulanan tek somut şey, halkın baskı altında tutulması, sindirilmesi ve korkutulmasıdır.

Suriye sistemi, ya da her hangi bir Arap rejimi halkı aç bırakmasının, onurunu kırmasının ve özgürlük talep edenleri tutuklamasının nedeninin işgal altındaki toprakların kurtarılması yada mukaddesatın korunması olduğunu söyleyemez. Aralarında Suriye ordusunun da bulunduğu Arap resmi ordularının İsrail’e karşı giriştiği en son savaş kırk yıl önceydi.

Suriye halkı mezhebi fitne istemiyor. O bunun ülkesinin bugünü ve yarını için taşıdığı tehlikelerin farkında olarak hareket ediyor. Bunun kanıtı halkın kırk yıldır bir çok mezhepsel atraksiyonlara karşı sorumluluk bilinciyle sabretmesidir. Ancak onlar bu sabrının karşılığını kırk yıldır devam eden olağan üstü hal yasaları ve polis devleti gölgesinde daha fazla baskı ve zulümle aldı.

Başkan Esad, konuşmasında Suriye’ye karşı savaşa girişilirse, kendisinin bunu yapmaya ehil olduğunu ve karşı koymaya hazır olduğunu söylemesi beni korkuttu. İsrail’e karşı bir savaştan bahsetmediğinden eminim. Aksine siyasi danışmanının son basın toplantısında yasal hak olarak bahsettiği reformları talep eden halkının büyük çoğunluğuna karşı bir savaştan bahsediyor.

Başkan Esad hatta sisteminin şahinlerinin halkın talepleri karşısında geri adım atmaları ayıp değildir. Bu halk gösterilerinin baskısı altında yapılsa bile. Ancak ayıp olan kibir, inat ve tavizsizliklerinin ülkeyi onbinlerce ya da daha fazla kurbanın olacağı mezhebi bir fitneye sürüklemesidir.

***

Suriye ya da başka bir Arap ülkesinde mezhebi fitne istemiyoruz. Aynı zamanda bu fitnenin Amerikan İsrail projesi olduğuna ve bazı Arap devletleri tarafından beslendiğine de inanıyoruz. Bunun sebebi reformlardan kaçınmak ve Sünni Arapların Şii İran’a karşı kullanılmasına uygun zemini oluşturmaktır. Ancak Arap halklarının bu projelerin farkında olduğu ve onlara direndiği durumda sistemler kendi tuzaklarına düşerler. Bunların ilki de bütün reform çağrılarına direnen ve bunu isteyenlere karşı aşırı ve kanlı bir cevap veren Suriye sistemi olur.

Diktatör Arap rejimleri bizi iki zor hatta imkansız seçenekle yüz yüze bırakıyorlar:

Birincisi; Komployla yüz yüze olduğu ve reformu reddettiği tuzağına düşmek.

İkincisi; Özellikle şu anda Libya’da olduğu, gibi reform talep eden devrimin ortaya çıkması durumunda, halkın kıyımdan kurtarılması adına yabancı müdahalesini alkışlamak.

Halkını merhametsizce kesen diktatörün açtığı çukura düşmeyeceğiz. Emperyalist niyetlerini bildiğimiz yabancı müdahalesini de desteklemeyeceğiz. İki tarafın da ezmek için işbirliği yaptığı hakikati söylemekten yana olacağız.

Eğer savaşı İsrail ve işbirlikçileriyle ya da bölge üzerindeki Amerikan hegemonyasına karşı olacaksa biz Suriye rejimini destekleyecek ve yanında olacağız. Ancak hürriye, adalet ve yolsuzlukla savaşmak gibi meşru talepleri karşısında saldırıya uğrararsa kesinlikle halkın yanında olacağız. Halklar her zaman sistemlerden daha kalıcı ve uzun ömürlüdür. Özellikle de sistemler halklarını eziyorlarsa…

El-Kuds El-Arabi

Çeviren: Metin Ünlü / Dünya Bülteni

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim