Balyoz ve gerçekler (12)

07.04.2012 17:16

Mehmet Baransu

Yazı dizimizin dünkü bölümünde, Balyoz iddianamesindeki, CD’leri inceleyen Teknik Bilirkişilerin raporlarını yazacağımı, hem TÜBİTAK’ın hem de Çetin Doğan ve avukatlarının kabul ettikleri ve “iyi rapor” dedikleri Askerî Bilirkişilerin raporlarındaki çarpıcı detayları aktaracağımı duyurmuştum.

Bu raporlar şu açıdan önemli. Doğan ve avukatlarının üç CD’yle ilgili çelişki olarak bahsettikleri iddiaların büyük bir bölümü aslında yeni değil. Balyoz iddianamesinde bilirkişi raporlarında konular ayrıntılı olarak ele alınmış. İddianameyi hazırlayan savcılar, kendilerine gönderilen her raporun ardından da raporlar arasındaki çelişkileri ortaya koymak için, yeni bilirkişiler tayin etmiş. “Sahte, üretildi” denen, teknik olarak farklılıklar arz eden raporlardaki maddelerin tek tek açıklanmasını istemiş.

Bu açıdan iddianameye bakıldığında, savcıların her iddiayı, raporu çok ciddi olarak ele aldıkları, çelişkilerin açıklanması için bilirkişiler arasında sürekli yazışmalar yaptıkları görülüyor.

İddianamedeki bu gerçek, konuyla ilgili yazı yazan, gazete ve televizyonlarda yorum, haber yapan gazetecilerin, aslında iddianameyi okumadıklarını, raporları incelemediklerini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu da gazeteciliğin hangi noktaya geldiğini göstermesi açısından önemli bir ayrıntı.

Bu ayrıntıyı verdikten sonra raporlardaki çarpıcı detaylara gireyim. Hatırlanacağı gibi, Doğan ve avukatları ilk günden itibaren kamuoyunu yanıltmak için, doğru olmayan bilgileri dolaşıma sokmuş ve bu dolaşımı da iddianameyi bile okumaktan aciz durumda olan gazetecileri kullanarak yapmışlardı. Ancak iddianamede, sözkonusu üç CD’yle ilgili, iddianamenin açıklanmasından çok önce, savcıların geniş bir araştırma yaptıkları, her iddiayı yetkili birimlere sordukları görülüyor. CD’lerle ilgili bilirkişi raporları, iddianamenin 50-89’uncu sayfalarında genişçe yer almış.

Bugün sizlerle bu bölümde özetlediğim, önemli, çarpıcı detayları paylaşacağım. En önemli detay, hem TÜBİTAK’ın hem de Çetin Doğan ve avukatlarının “iyi rapor” dedikleri Askerî Bilirkişilerin hazırladıkları raporda görünüyor.

Savcılar her iki bilirkişi heyetine de CD’ler üzerinde yapılan incelemelerden kesin sonuç alınıp, alınamayacağını, CD’lerde değişiklik yapılıp, yapılmayacağını sormuş. Savcılara verilen cevap ise oldukça çarpıcı. Önce TÜBİTAK’ın raporundan başlayıp, ardından Askerî Bilirkişi’nin verdiği cevapları okuyalım.


Tek başına CD’ler yeterli değil!


TÜBİTAK raporundan: “İncelenen CD’lerde bu tür değişikliklerin yapılması mümkün olmakla beraber yapılıp yapılmadığının tespit edilebilmesi için, gerçekliği destekleyici unsurlardan, (CD veya DVD’nin ve içeriklerindeki dokümanların hazırlandığı kaynak sistem, iddia edilen tarihlerde ilgili kişilerin kullandığı her türlü bilgi depolama medyası, CD-DVD medyasının fiziksel özellikleri yani üzerindeki el yazısı parmak izi, seri numarası, üretici bilgisi, yazma hızı gibi... yine iddia edilen tarihlerde ilgili kişilerin iletişim kayıtları, yani e-postalar, iletişim tespit tutanakları vb., kamera kayıtları, bina giriş-çıkış kayıtları gibi) elde edilebilenler bir BÜTÜN HALİNDE incelenmelidir.

TÜBİTAK’ın ikinci raporundaki bu açıklamayı, raporu hazırlayan bilirkişiler ayrıntılı bir şekilde açıklamışlar. Ayrıntılarda özetle söylenen şu: “Bir CD’nin gerçekliğini inceleye bilmek için, CD tek başına yeterli değil, elimizde hard disk gibi, yukarıda belirtilen bilgilere ihtiyaç var.”

Askerî Bilirkişi’den çarpıcı rapor

TÜBİTAK’ın bu raporu bazıları için “taraflı” gelebilir. O açıdan gelin bir de Çetin Doğan ve avukatlarının sıkça çok iyi rapor olarak değerlendirdikleri, Askerî Bilirkişi Albay Yavuz Fildiş’in hazırladığı rapordaki çarpıcı bölüme bakalım. Askerî Savcılık da tıpkı TÜBİTAK gibi savcılığın bu sorusuna benzer bir cevap vermiş. Gelin hep birlikte okuyalım: “Elektronik belgelerin hiç birinin dijital imza ile imzalanmamış olması ve 1. Ordu Komutanlığı bilgisayar ve sistemlerinde yapılan incelemede karşılıklarının bulunmamış olması nedeni ile bu belgelerin bilimsel olarak gerçekliğinin kanıtlanması MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Görüldüğü gibi, Askerî Savcılık da tıpkı TÜBİTAK gibi, sadece CD’lere bakarak, incelemenin yapılmasının mümkün olmadığını, CD’lerin yazıldığı hard disk başta olmak üzere, diğer materyallere ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Askerî Savcılığın vurguladığı dijital imzadan kasıt ise şu. Aynı bilgiyi TÜBİTAK’ın raporunda da görmek mümkün:

“E-imza veya dijital imzanın geçerli olması için, ilgili dijital imzada kullanılan elektronik sertifika, kanunla yetkilendirilmiş makamlardan alınmış olmalıdır. 15.01.2004 tarihli 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu 23.07.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.”

Bilirkişiler bu tarihten sonra Türkiye’de dört kuruma elektronik imza sertifikası verildiğini, ilgili kanun ve diğer düzenlemeler gereği 2005 yılından itibaren Türkiye’de nitelikli elektronik sertifikanın kayıtlara girdiğini belirtiyorlar. 2005 yılından önceki olaylarla ilgili incelemelerde nitelikli elektronik imzanın dayanak olarak kullanılmasının mümkün olmadığını da değerlendiriyorlar.


Orijinal olduğunu nasıl anladınız?

Savcılar, “tek başına CD’lerin incelenmesiyle gerçeklerin anlaşılmasının MÜMKÜN OLMADIĞININ BELİRTİLMESİNDEN” sonra bilirkişilere, bu gerçeklikten hareketle, CD’lerle ilgili nasıl orijinal raporu verdiklerini de soruyorlar. Savcılığa gelen raporlara göre, bilirkişiler, CD’leri, diğer tüm belgelerle karşılaştırıp, (yazılım, ses kayıtları, el yazıları, powerpoint sunumlar, eldeki diğer tüm dokümanlar ve teknik özellikler, ifadeler vb.) orijinal olduğuna karar verdiklerini açıklıyorlar.

Askerî Savcılık da benzer ifadeler veriyor. CD’lerle tek başına CD’lerin bilimselliğinin kanıtlanmasının mümkün olmadığını belirten Askerî Savcılık Raporu’nda ilginç bir iddiada daha bulunuyor. Bilgisayar dosyası için tek olarak üretilen hash kodunun karşılaştırılmasını yaptıklarını, hash değerleriyle CD’nin orijinal olup olmayacağının anlaşılabileceğini belirtiyorlar. Hatırlanacağı gibi, bu iddiayı Çetin Doğan ve avukatları da dile getirmiş, hash değerleriyle CD’lerin sahte olduklarını iddia etmişlerdi.

Bu bilgi üzerine savcılık, TÜBİTAK’a hash değerleriyle bir CD’nin bilimselliğinin kanıtlanıp, kanıtlanmayacağını soruyor. TÜBİTAK’ın verdiği cevap çarpıcı:


Hash değeriyle gerçeklik anlaşılmaz

“Özet (hash) iki dosyanın birbirinin aynısı olup olmadığını tespit etmek amacıyla kullanılabilecek uygun bir yöntemdir. Diğer taraftan, CD/DVD’lerin yazıldığı sistemlerdeki kaynak dosyalara erişim mümkün değilse bu yöntem uygulanabilir değildir. Örneğin, adli incelemelerde bir CD’nin veya dosyanın imajının alınmasından sonra değiştirilmediğini ispat edebilmek için imajın alındığı mekânda CD’nin veya dosyanın özet (hash) değerinin tarafların huzurunda kayıt altına alınması, sonradan değişiklik yapılıp yapılmadığının kontrol edilebilmesine imkân sağlar.

Konusu geçen 19 adet CD’de bulunan dosyaların bilgisayarlarda CD’ye yazılmadan önceki hallerine ait özet (hash) değerleri bulunmadıkça söz konusu incelemede özet (hash) değerinin teknik bir dayanak olarak kullanılması mümkün olmaz.”

TÜBİTAK’ın bu cevabına Askerî Bilirkişilerin itiraz etmedikleri görünüyor. Kaldı ki Askerî Bilirkişiler, savcılığa sundukları raporda tek başına CD’lerle bilimselliğin kanıtlanmayacağını da belirtmişler.

Şimdi akıllara tekrar şu soru takılabilir. Tek başına CD’ler yeterli değilse, TÜBİTAK “orijinal”, bazı Askerî Bilirkişiler “CD’ler üzerinde oynama yapılmış olabilir” tesbitinde nasıl bulundular?

Savcılığın sorduğu bu soruya Askerî Savcılar cevap veremezken, TÜBİTAK yukarıda aktardığım cevabı veriyor. TÜBİTAK’ın özetle verdiği cevap şöyle: “Belgeleri, CD’lerin teknik özelliklerini, seminerin ses kayıtlarını, el yazılarını, powerpoint’leri, CD’leri hazırlayan kişilerin ifadesini, dosya adlarının kendilerine ait olduğunu söyleyen kişilerin ifadelerini ve tüm delilleri bütün olarak incelediğimizde belgelerin orijinal olduğu görünüyor.”

Hem Askerî Bilirkişi’nin hem TÜBİTAK’ın bu raporlarından sonra akıllara şu soru takılıyor. Madem CD’ler tek başına bilimsel inceleme için yeterli değil, Çetin Doğan ve avukatları aldıkları raporu neye dayandırıyorlar? Balyoz belgeleri arasında bulunan, ses kayıtlarını, imzaları, powerpoint’leri, itirafları, ifadeleri, el yazılarını nasıl açıklıyorlar?

Balyoz ve gerçekler yazı dizime, bir günlüğüne ara verip, pazartesi günü, bilirkişilerin raporlarındaki diğer teknik ayrıntıları ve çarpıcı bölümleri sizlerle paylaşacağım. İyi hafta sonları...


mbaransu@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim